وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 49. Ayet
Daralt
X
-
İçlerinden ''Aman bana izin ver, başımı derde sokma!' diyenler de var. Ama bilmiş olsunlar ki asıl (bu tutumlarıyla) belanın içine düşmüş oldular. Cehennem inkârcıları mutlaka kuşatacaktır.
İçlerinden ''Aman bana izin ver" diyenler de vardır. Bunda bu sözü bütün münafıkların söylemediğine delil vardır. Bunu bir kısmı söylemiştir. Bazıları ise başka sözler söylemiştir.
Başımı derde sokma! Denildi ki: Beni günahkeh kılma. Denildi ki: Beni zora sokma. Denildi ki: Beni tekfır etme. Bu anlamların hepsi birdir. "Başımı derde sokma" diyen kimse şunu demek istemiştir: Yani belalarıma ve günahlarıma sebep olma. Yani bana sefere çıkmayı emretme. Aksine bana savaştan geri kalıp oturma izni ver. Çünkü eğer bana sefere çıkmayı emreder, savaştan geri kalıp oturma izni vermezsen, bunun üzerine ise geride kalıp oturursam isyan etmiş ve senin emrinden çıkmış olurum. Bu durumda sen, isyanımın ve başıma gelen belanın sebebi olmuş olursun. İkinci yorum şudur: Başımı derde sokma! Yani bana meşakkat ve zorluk emretme, aksine bolluk ve refahı emret. Onlar bolluk ve refaha ibadet ederlerdi. Öyle ki onlar bunlara yönelmişlerdi. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi: "Yine insanlar içinde kimileri vardır ki, Allah'a şartlı olarak kulluk eder". O şöyle demektedir: Benim günahırnın ve dönmemin sebebi olma. Bir kısmı şöyle demiştir: Onlardan Ced b. Kays denilen bir adam "Ben kadın gördüğümde sabredemem, öyle ki aklım başımdan gider. Fakat ben sana mal vermek suretiyle yardım edeyim" demiştir. "İster gönüllü harcayın ister gönülsüz, sizden asla kabul edilmeyecek!" mealindeki ayet, bu adam hakkında inmiştir. Bu, İbn Abbas'ın görüşüdür. O, şöyle demektedir: Bana savaşa çıkmayı emretme. Zira ben kadınlara düşkünüm, onları gördüğümde sabredememm. Bununla birlikte kıssanın nasıl olduğunu bilmiyoruz. Fakat bunun yorumu az önce belirttiğimiz gibidir.
Başımı derde sokrna! Yani içinde helâk ve meşakkat olan bir imtihanla beni sınama.
Ama bilmiş olsunlar ki asıl (bu tutumlarıyla) belanın içine düşmüş oldular. Yani bilmiş olsunlar ki meşakkat, bela ve yok olmanın içine düşmüş oldular. Bu, münafıkların kâfir olduklarını göstermektedir. Ama bilmiş olsunlar ki asıl (bu tutumlarıyla) belanın içine düşmüş oldular. Yani bilmiş olsunlar ki kötülük ve günahın içine düşmüş oldular. Başımı derde sokrna! mealindeki ayet günaha ve kötülüğe düştüler anlamına gelir: "Ve la teftinni" (ولا تفتني) sözünün beni günaha sokma ve beni savaşa çıkarma ve "ve la teftinni" (ولا تفتني) sözünü "bana zorluk verme ve bana meşakkat, zorluk ve darlık emretme" diye yorumlayanlara göre Allah şöyle der: Dikkat edin zorluk ve darlığa düşecekler.
Cehennem inkârcıları mutlaka kuşatacaktır. Yani cehennem onları kuşatacaktır, ta ki hiçbir çıkış ve kurtuluş yeri bulamayacaklar. Yeya cehennem onları alttan, üstten, önden, arkadan, sağ ve soldan kuşatacaktır. Cehennem onları öyle kuşatacaktır ki bütün organlarına isabet edecektir. Tıpkı şu ilâhi beyanda bildirildiği gibi: "Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak. Allah kullarını bununla korkutup uyarıyor. Ey kullarımı Bana karşı gelmekten sakının". Cenab-ı Hak cehennemin onları kuşatacağını bildirmiştir. Bunda münafıkların kâfir olduklarına dair delil vardır. Çünkü O, ayetin baş tarafında münafıkların niteliklerini, sonra da cehennemin kâfirleri kuşatacağını bildirmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Ve Minhüm (وَمِنْهُم)
"Ve" atıf harfi, "Min" harf-i cer (den/dan) ve "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Onlardan (o münafıklardan) bir kısmı, öylesi vardır ki..." manasında, genel münafık güruhu içindeki belirli bir karakter tipini öne çıkaran giriş cümlesidir.
Men Yekûlü (مَّن يَقُولُ)
"Men" (kim, o kişi ki) ism-i mevsulu ve "K-v-l" (söylemek) kökünden gelen muzari/geniş zaman fiilinin birleşimidir. "Öylesi vardır ki, (şöyle) der / söyler" anlamına gelir. Münafığın peygambere karşı kullandığı diplomatik ve sahte mazeret dilini aktarır.
İ'zen (ائْذَنْ)
Sözcüğün kökü "e-z-n" harflerinden meydana gelir. İzin istemek, müsaade etmek, kulak vermek ve onaylamak demektir. Ayette emir kipiyle "İzin ver / Müsaade et" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "kulak vermek ve bilmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, iznin, irade edilen bir eyleme yetkili otorite tarafından meşruiyet tanınması olduğunu açıklar. Münafık (Cüd b. Kays), savaştan kaçmak gibi teolojik bir büyük günahı (isyânı), peygamberden "izin alarak" (i'zen) sanki hukuki ve meşru bir hakmış gibi (ruhsat) göstermeye çalışır. Bu, ahlaki korkaklığın diplomatik bir kılıfa sokulmasıdır.
Lî (لِي)
Harf-i cer (li/için) ve mütekellim (ben) zamirinin birleşimidir. "Bana / Benim için" demektir. "İ'zen lî" (Bana izin ver).
Ve Lâ Teftinnî (وَلَا تَفْتِنِّي)
Kelimenin kökü "f-t-n" harfleridir. Sınamak, altına ateşe atmak, imtihan etmek, eziyet, bela, fitne, günah ve dinden saptırmak demektir. Ayette yasaklama (nehiy) kipi ve birinci tekil şahıs zamiriyle "Beni fitneye/günaha düşürme" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir madenin "şiddetli ateşte" sınanması ve yakılması fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, fitne kavramını insanın hem kendi iç dünyasında yaşadığı teolojik kriz hem de onu ahlaken yoldan çıkaran saptırıcı cazibe olarak tanımlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin arkasındaki tarihi (esbâb-ı nüzul) bağlama işaret eder. Münafık Cüd b. Kays, "Ben kadınlara düşkün biriyim, Bizans (Rum) kadınlarını görürsem dayanamam, fitneye (zinaya) düşerim; o yüzden bana izin ver gelmeyeyim" diyerek son derece küstah ve "sahte bir dindarlık" kisvesine bürünmüştür. Cihaddan kaçma gibi en büyük fitneyi (günahı) örtmek için, zina gibi daha küçük (ve varsayımsal) bir fitneden kaçınma bahanesine sığınmıştır.
Elâ (أَلَا)
Arapçada tenbih (uyarı), dikkat çekme ve istiftah (söze başlama) edatıdır. "Dikkat edin, iyi bilin ki, agâh olun, haberiniz olsun" anlamlarına gelir. Söylenecek sözün önemini vurgular ve muhatabın algısını keskinleştirir.
Fi'l-Fitneti (فِي الْفِتْنَةِ)
"Fî" harf-i ceri (içinde) ve "Fitne" kelimesinin birleşimidir. "Fitnenin (belanın/günahın) tam içine/ortasına" demektir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu mekânsal tasvire dikkat çeker. Adam "beni fitneye düşürme" derken, Allah onun aslında zaten "fitnenin tam içinde/kuyusunda" (fi'l-fitneti) olduğunu deşifre eder. O, Bizans kadınlarının hayali fitnesinden kaçtığını iddia ederken, nifakın, yalancılığın ve cihaddan kaçmanın o kapkara, mutlak ve en büyük fitnesinin (cehennemin) tam göbeğine düşmüştür.
Sekatû (سَقَطُوا)
Sözcüğün kökü "s-k-t" harflerinden meydana gelir. Düşmek, yukarıdan aşağıya yuvarlanmak, değerini yitirmek, dökülmek ve çuvallamak demektir. Geçmiş zaman çoğul fiilidir. Ayette "Düştüler / Çoktan yuvarlandılar" manasında yer alır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi sabitliğini, yüksekliğini (tutunduğu yeri) kaybederek aşağı doğru ani bir ivmeyle (yerçekimiyle) inmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sukut" eyleminin sadece fiziksel bir düşüş değil, aynı zamanda manevi, ahlaki ve ontolojik bir "çöküş/itibar kaybı" olduğunu söyler. Kur'an, "Beni fitneye düşürme" diyen münafığa, "Onlar çoktan o fitnenin/çukurun içine yuvarlandılar (sekatû)" diyerek muazzam bir edebi ironiyle cevap verir. Onlar korunmadılar, aksine en dibe çakıldılar.
Ve İnne (وَإِنَّ)
"Ve şüphesiz ki, muhakkak ki" anlamında cümleyi pekiştiren tekit edatıdır. Sonucu mutlaklaştırır.
Cehenneme (جَهَنَّمَ)
Cehennem kelimesi, ahiretteki azap yurdunun (ateşin) özel ismidir. Etimolojik kökeni tartışmalı olmakla birlikte, İbranicedeki "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi - Kudüs'te eskiden çocukların kurban edildiği ateşli vadi) kelimesinden Arapçalaştığı (muarreb) genel kabul görür.
Arthur Jeffery, bu kelimenin Geç Antik Çağ Yahudi-Hristiyan eskatolojisindeki (ahiret bilinci) köklerine dikkat çeker. "Gehenna" kelimesinin Kur'an'da yerelleştirilerek (Cehennem), mutlak ve ebedi azap yurdu olarak teolojik bağlama oturtulduğunu belirtir.
Le Mühîtatün (لَمُحِيطَةٌ)
Kelimenin kökü "h-v-t" harfleridir. Etrafını sarmak, kuşatmak, çevrelemek ve ihata etmek demektir. Başındaki "le" (kesinlik) edatıyla birlikte ism-i fail formunda "kesinlikle kuşatıcıdır / etrafını tamamen sarmıştır" manasına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi dört bir yanından, hiçbir kaçış noktası bırakmayacak şekilde çepeçevre sarmak fikrinin bulunduğunu belirtir. (Duvara "hâit" denmesi de mekânı kuşattığı içindir).
Râgıb el-İsfahânî, "ihata" kavramının hem fiziksel bir kuşatma hem de ilim ve kudret açısından bir şeye mutlak hakim olma anlamına geldiğini söyler.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin ayetteki muazzam görsel ve felsefi etkisine (beyana) işaret eder. Münafık, Medine'de kalarak kendini evinin duvarlarıyla savaştan (ölümden) "koruduğunu" sanmaktadır. Ancak Kur'an, o Medine'deki evinde oturan adamın, teolojik düzlemde (gaybta) "Cehennem ateşi tarafından dört bir yandan kuşatıldığını" (mühîtatün) haber verir. Onlar zahiren güvendedirler ama batınen alevlerin tam ortasında (kuşatma altında) hapsolmuşlardır.
Bi'l-Kâfirîn (بِالْكَافِرِينَ)
Sözcüğün kökü "k-f-r" harflerinden meydana gelir. Örtmek, gizlemek, nimetin üstünü kapatmak ve inkar etmek demektir. Harf-i cer ile "Kâfirleri (kuşatıcıdır)" manasında ayetin son kelimesidir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının ilahi hakikati inatla kendi vicdanına karşı örtmek (küfür) fikri olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu etiketlemeye dikkat çeker. Peygamberden cihada çıkmamak için "izin isteyen" ve zina gibi ahlaki gerekçeler sunan kişi (Cüd b. Kays), şeklen Müslümandır. Ancak Kur'an, onu ve onun gibileri ayetin sonunda doğrudan "Kâfirîn" (inkarcılar) kümesi içine dahil etmiştir. Izutsu'ya göre bu, imanın eylemle ontolojik bağını gösterir: İlahi bir savaşı (Tebük'ü) terk etmek ve bunu nifakla örtmeye çalışmak, sıradan bir ahlaki zafiyet değil, kişiyi ebedi cehenneme hapseden mutlak bir "küfür" (hakikati örtme) halidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla