لَوْ خَرَجُوا ف۪يكُمْ مَا زَادُوكُمْ اِلَّا خَبَالاً وَلَا۬اَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَۚ وَف۪يكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 47. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tevbe suresi 47. ayet, fesat, fitne, tevbe 47, tevbe suresi, casusluk, bozgunculuk, allah, zulüm, ilim, bilgi, sınav, imtihan
-
Şayet onlar sizinle beraber sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek istedikleri için aranıza sokulacaklardı; içinizde onlara kulak asacak olanlar da vardı. Allah zalimleri çok iyi bilir.
Şayet onlar sizinle beraber sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka katkıları olmayacak. Şayet onlar sizinle beraber sefere çıkmış olsalardı. Yani eğer sizinle sefere çıkmış olsalardı. Görmez misin ki Cenab-ı Hak "fakat Allah da onların sefere çıkmalarını istemedi ve onları geri koydu" buyurmuştur. Bu, onların sefere çıkmadıklarını göstermektedir. Şayet onlar çıkmış olsalardı Cenab-ı Hak onları geri koymazdı. Bu, belirtmiş olduğumuz durumun olduğunu göstermektedir. "Habal" (الخبال), bozgunculuk ve kötülük demektir. Denildi ki: Azgınlık demektir. Bunlar bir manadır. Şu durumdan başka size katkıları olmayacak. Bozgunculukta katkılarının olması birden çok anlama gelebilir. Düşman adına casus olmaları ve müslümanların gizliliklerini onlara bildirmeleri mümkündür. Yine onlar, müslümanlara korkaklık telkin edebilirler. Tıpkı şu beyanda ve benzerlerine belirtildiği gibi: "İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun". Söz konusu beyanın, ayette bunun akabinde aranıza sokulacaklardı mealindeki beyanla belirtilen "aralarına sokulma" manasında olması da mümkündür. Aranıza sokulacaklardı. Denildi ki: Bu kelime devenin hızlandırılması fiilindendir. Aranıza. Sizin aranıza girerler. Denildi ki: Aranıza sokulacaklardı. Yani bineklerini, ta ki sizin aranıza girerler ve onlara herhangi bir eziyet dokunmaz. Onlar müslümanlar arasında gizleniyorlardı ki başlarına herhangi bir bela ve zorluk gelmesin. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Aranıza sokulacaklardı. Bu kelime, "vad'" (الوضع) kökünden gelmektedir. Bu hızlı sürme anlamındadır. Ebû Avsece, şöyle demiştir: Bu, devenin hızlı sürülmesi manasından gelmektedir. Bu, bana göre devenin koşturulmasından gelmektedir. Şöyle denilir: "Evda'tü'l-baira" (أوضعت البعير), "rekadtü'l-ferase" (أركضت الفرس) ve "ecraytü'l-hamira" (أجريت الحمار). "Hilal" (خلال). Aranıza. Denildi ki: "Hilal" (الخلال) savaş demektir. Bu belirtmiş olduğumuz üzere onların, müslümanların arasına eksiklik, savaş ve başarısızlık koymalarıdır.
Sizi fitneye düşürmek isterler. Denildi ki: Sizin fitneye düşmenizi isterler. Bu, onların bulundukları şirk fitnesidir. Bu beyanın savaş, müslümanlar arasına başarısızlık ve korkaklık koyma gibi belirttiğimiz manalara gelmesi de mümkündür. En doğrusunu bilen Allah'tır.
İçinizde onlara kulak asacak olanlar da vardı. Bu beyan da aynı şekilde iki yoruma açıktır. Bu, münafıkların kafirleri dinleyen kimseler olmaları ve müslümanların gizliliklerini ve zayıflıklarını haber verecek casuslar olmaları anlamına gelebilir. Bu beyan şu manaya da gelebilir: İçinizde müminlerden onlara kulak asacak olanlar da olabilir. Çünkü denildi ki: Resulullah'ın ashabı içerisinde kendileri arasındaki şerefleri dolayısıyla onlara muhabbet besleyen ve uyan kimseler vardı. İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Sizi fitneye düşürmek isterler. İçinizde onlara kulak asacak olanlar da vardı. Bir kişi müslüman bir topluluk gördüğünde bineğine vurarak onların arasına giriyordu. Sonra şöyle diyordu: Bana ulaşan haberi size vereyim. Düşmanın önünüzde olduğu, suları ele geçirmiş olduğu ve şöyle şöyle yaptığı ve hazırlık yaptığı haberi bana ulaştı. İçinizde onlara kulak asacak olanlar da vardı mealindeki âyetin şu anlama gelmesi de mümkündür: Yani içinizde, savaştan geri kalıp oturan ve sefere çıkmayan münafıklar vardır ki bunlar müminlerden sefere çıkmayan kimselere hoşlanmadıkları şeyler duyurmaktadırlar. Bunlar diyorlardı ki: Müminler bozguna ve benzeri hezimetlere uğrayacaklar.
Allah zalimleri çok iyi bilir. Yani Cenab-ı Hak, bilgisizce, bulundukları hal üzere onlara mühlet vermemiştir. Fakat O, onların işini bir güne ertelemiştir. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi: "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanrna! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamıştır".
Yorumu Yorumla
-
Lev (لَوْ)
Arapçada şart edatıdır. "Eğer, şayet, olsaydı" anlamlarına gelir. Geçmişe veya geleceğe yönelik, gerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir varsayımı (şartı) ifade etmek için kullanılır.
İbn Fâris, edatların sözlük anlamından ziyade dildeki fonksiyonuna dikkat çekerek, "lev" edatının muhatabın zihninde "gerçekleşmemiş/gerçekleşmeyecek bir ihtimali" canlandırmak ve o ihtimal üzerinden bir sonuca varmak için kullanıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "lev" edatının genellikle "imtina" (bir şeyin olmayışına bağlı olarak başka bir şeyin de olmayışı) manası taşıdığını söyler. Ayetin başında "Lev haracû" (Eğer çıksalardı) denilmesi, münafıkların sefere (Tebük'e) aslında çıkmadıklarını/çıkamayacaklarını ve onların savaşa katılma ihtimallerinin Allah tarafından baştan iptal edildiğini (bir lütuf olarak engellendiğini) bildiren ilahi bir senaryodur.
Haracû (خَرَجُوا)
Sözcüğün kökü "h-r-c" harflerinden meydana gelir. Çıkmak, ayrılmak, bulunduğu yeri terk etmek demektir. Ayette geçmiş zaman çoğul fiili olarak "eğer çıksalardı / eğer sefere katılsalardı" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde içerideki bir varlığın, saklı bulunduğu veya yerleşik olduğu dar alandan dışarıya çıkması, genişliğe geçmesi fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "huruç" eyleminin fiziksel bir ayrılışın ötesinde, kişinin niyetini ve asıl karakterini ortaya koyduğu aktif bir kopuş olduğunu açıklar. Münafıkların (Medine'deki) evlerinden çıkıp seferberliğe (huruç) katılmaları engellenmiştir, zira onların çıkış niyeti zafer değil fitnedir.
Fîküm (فِيكُمْ)
Harf-i cer (fî/içinde) ve çoğul muhatap zamirinden (küm/sizin) oluşur. "Sizin içinizde, aranızda" demektir. Bu tamlama, münafıkların bağımsız bir ordu olarak değil, müminlerin (sahabenin) ordusunun "içine sızmış" bir şekilde hareket edeceklerini vurgular. Fitnenin (bozgunculuğun) asıl yıkıcılığı dışarıdan değil, "içeriden" gelmesidir.
Mâ (مَا)
Arapçada olumsuzluk edatıdır. Cümleye "değil, yapmadılar, -mezler" anlamı katar. "Mâ zâdûküm" (size artırmazlardı) şeklinde şartın cevabını olumsuz kılar.
Zâdûküm (زَادُوكُمْ)
Kelimenin kökü "z-y-d" harfleridir. Artmak, çoğalmak, eklemek ve ilave etmek demektir. Geçmiş zaman çoğul fiili (zâdû) ve muhatap zamirinin (küm) birleşimidir. Başındaki olumsuzluk edatıyla "size (şu özellikten başka bir şey) artırmazlardı" manasına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeye üzerine bir ekleme yapmak ve onu olduğundan fazla (ziyade) kılmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ziyade" kelimesinin her zaman olumlu bir "bolluk" anlamına gelmediğini; bazen bir zararın, yükün veya şerrin artması/katlanması anlamına da geldiğini açıklar. Münafıkların orduya katılması sayısal bir "artış" sağlasa da, nitelik ve moral açısından orduya "şerden" başka hiçbir şey eklemeyecekti.
İllâ (إِلَّا)
Arapçada istisna edatıdır. "Ancak, yalnız, müstesna, ...den başka" anlamlarına gelir. Cümledeki olumsuz (nefy) hükmü kırar. "Size hiçbir şey artırmazlardı; ...hariç" manasında, münafıkların orduya tek "katkısını" (şerri) belirler.
Habâlen (خَبَالًا)
Sözcüğün kökü "h-b-l" harflerinden meydana gelir. Bozukluk, noksanlık, hastalık, aklın karışması, fesat, kargaşa ve şer demektir. Ayette istisna edilen "yegane artış" olarak mef'ul (nesne) konumunda geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin doğal ve sağlam yapısının bozularak noksanlaşması, aklın veya bedenin hastalanıp çökmesi fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, habal kavramını, insanın aklında, görüşünde veya eyleminde meydana gelen, onu doğru yoldan çıkaran "yıkıcı bir bozukluk ve fesat" olarak açıklar. Münafıkların ordu "içindeki" varlığı, askeri bir güç (ziyade) değil, ordunun moralini, birliğini ve inancını çürüten ontolojik bir "hastalık/kanser" (habal) olarak nitelenir. Allah, onların sefere çıkışını engelleyerek İslam ordusunu bu içsel enfeksiyondan korumuştur.
Ve Le (وَلَ)
"Ve" atıf (bağlama) harfi ile "Le" tekit (pekiştirme/kesinlik) edatının birleşimidir. "Ve kesinlikle, andolsun ki" manasında, münafıkların yapacağı ikinci şerri vurgular.
Evda'û (أَوْضَعُوا)
Kelimenin kökü "v-d-a" harfleridir. Koymak, bırakmak, bir şeyi aşağı indirmek anlamlarına gelir. İf'al babında kullanıldığında "atını hızla sürmek, aralara dalmak, koşuşturmak ve acele etmek" (îdâ') manasını taşır. Ayette "Hızla aranıza dalıp koşuştururlardı" şeklinde geçmiş zaman çoğul fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyi elden bırakıp yere koymak olduğunu belirtir. İnsanın atının dizginlerini bırakıp onu var gücüyle koşturması (îdâ') da buradan gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "îdâ" eyleminin sadece fiziksel bir koşuşturma değil, fitne çıkarmak ve laf taşımak için topluluk içinde kasten aceleyle (telaşla) hareket etmek olduğunu söyler. Münafıklar, şüphe yaymak için askerlerin arasında atölye gibi çalışır, "aranıza (hılâleküm) dalıp koşuştururlardı."
Hılâleküm (خِلَالَكُمْ)
Sözcüğün kökü "h-l-l" harflerinden meydana gelir. Boşluk, aralık, iki şeyin ortası, çatlak ve dostluk demektir. Ayette "sizin aranıza, saflarınızın boşluklarına" manasında zarf olarak yer alır.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bitişik veya sağlam olan bir şeyde oluşan açık, delik veya boşluk fikrinin bulunduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin askeri bir mecaz olduğuna işaret eder. İslam ordusunun "saf düzeni" (kenetlenmişliği) müminlerin en büyük gücüdür. Münafıklar, dışarıdan saldıramadıkları bu safların "boşluklarına/aralarına" (hılâleküm) sızarak, o sağlam birliği içeriden parçalamaya, şüphe ve korku sokmaya çalışan fitne ajanlarıdır.
Yebğûneküm (يَبْغُونَكُمُ)
Kelimenin kökü "b-ğ-y" harfleridir. İstemek, aramak, peşine düşmek ve haddi aşmak demektir. Ayette "sizin için ararlar / size isterler" manasında muzari fiil ve muhatap zamiridir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının insanın niyetini bir şeye yönelterek onu talep etmesi ve elde etmeye çalışması olduğunu belirtir. İyiliği aramak da, haksızlık ve sınırı aşmak (bağy) da bu kökten türemiştir.
El-Fitnete (الْفِتْنَةَ)
Sözcüğün kökü "f-t-n" harflerinden meydana gelir. Sınamak, altın ve gümüşü ateşe atıp sahtesini gerçeğinden ayırmak, imtihan etmek, eziyet, bela, kargaşa ve dinden saptırmak demektir. Ayette "yebğûneküm" eyleminin nesnesi olarak "size kargaşa / bozgunculuk çıkarmayı (ararlar)" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir madenin (altının) içine atıldığı "şiddetli ve yakıcı ateş" fikrinin bulunduğunu belirtir. İnsanı manen yakan, inancını sarsan ve toplumda kaosa neden olan her türlü sınanmaya (ve provokasyona) fitne denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, fitne kavramını insanın hem kendi iç dünyasında yaşadığı ağır teolojik kriz (şüphe) hem de toplumda birliği bozan büyük karmaşa olarak tanımlar. Münafıkların (habal yayarak) asıl peşinde oldukları "fitne", Müslüman ordusunu içeriden bölmek, korku yayarak onları peygambere karşı kışkırtmak ve İslam cephesini çökertmektir.
Ve Fîküm (وَفِيكُمْ)
"Ve aranızda / sizin içinizde" demektir. Bu ifade, münafıkların eylemlerinin boşa gitmeyeceğini, çünkü Müslüman toplumun içinde zafiyet gösteren bir kitle bulunduğunu haber verir.
Semmâ'ûne (سَمَّاعُونَ)
Kelimenin kökü "s-m-a" harfleridir. İşitmek, dinlemek ve kulak vermek demektir. "Semmâ'", abartılı ism-i fail kalıbında "çokça dinleyen, söylenen her şeye kulak kabartan, kolayca kanan" demektir. Ayette "aranızda onlara çokça kulak verenler (hemen inananlar) vardır" şeklinde yer alır.
İbn Fâris, kökün asıl manasının kulağa gelen sesi algılamak olduğunu, ancak bunun sadece duyusal bir eylem değil, zihinsel bir itaat (söz dinleme) anlamına da geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sema" eyleminin sadece sesi duymak olmadığını, duyduğu şeyi kabul etmek ve ondan etkilenmek olduğunu açıklar. "Semmâ'ûn" kelimesi, İslam toplumunun içindeki "saf/zayıf karakterli" kişileri resmeder. Bunlar bizzat münafık olmasalar da, onların çıkardığı fısıltılara (fitneye) kolayca aldanan, dedikoduya meyyal ve provokasyona açık bir sosyolojik zafiyet grubudur.
Lehüm (لَهُمْ)
Harf-i cer (li) ve "onlar" (hüm) zamiridir. "Onlar için / onlara" demektir. Zayıf karakterlilerin (semmâ'ûn) kulaklarını kime (münafıklara) verdiklerini belirtir.
Vallâhu (وَاللَّهُ)
"Ve Allah..." anlamındadır. Cümlenin faili (öznesi) olarak mutlak Yaratıcı'yı işaret eder. Olan biteni ve kalplerin gizlediğini bilen yegane otoritedir.
Alîmun (عَلِيمٌ)
Sözcüğün kökü "a-l-m" harflerinden meydana gelir. Bir şeyin hakikatini ve mahiyetini tam olarak idrak etmek, bilmek demektir. Allah'ın mübalağalı ism-i fail sıfatıdır.
İbn Fâris, ilmin, bir şeyin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayan kesin iz, işaret ve şüphe barındırmayan idrak hali olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "El-Alîm" isminin Allah'a nispet edildiğinde zaman, mekan ve niyetlerin hiçbir şekilde O'ndan gizli kalamayacağı sonsuz bir kuşatıcılık anlamına geldiğini söyler.
Bi'z-Zâlimîn (بِالظَّالِمِينَ)
Kelimenin kökü "z-l-m" harfleridir. Bir şeyi kendi yeri dışına koymak, hakkı gasp etmek ve karanlıkta bırakmak demektir. Harf-i cer ile "Zalimleri" anlamında ayetin son kelimesidir.
İbn Fâris, bu kökün iki ana manası olduğunu belirtir: Birincisi, bir şeyin eksik bırakılması veya olması gereken asıl yerinden (merkezinden) başka bir yere konması; ikincisi ise ışığın yokluğu olan karanlıktır (zulmet).
Toshihiko Izutsu, Kur'ani erdemler sisteminde zalim karakterini analiz eder. Izutsu'ya göre zalim, sadece fiziksel şiddet uygulayan kişi değil; ilahi (tevhidi) düzeni kendi kabilevi ve çıkarcı dürtüleri doğrultusunda bozandır. Bu ayette münafıklar (ve onlara kulak verenler) "zalimler" olarak etiketlenir, zira onlar fitne ve yalanla (habal) İslam toplumunun ahlaki ve siyasi yapısını karanlığa (zulmete) sürüklemek isteyen asıl haksızlık sahipleridir. Allah, "Alîm" ismiyle bu zalimlerin kimler olduğunu milimetrik olarak bildiğini ilan eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla