Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 41. Ayet

    اِنْفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnfirû ḣifâfen veśikâlen vecâhidû bi-emvâlikum veenfusikum fî sebîli(A)llâh(i)(c) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihat edin. Bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğinizedir.

      Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Denildi ki: Genç veya yaşlı olarak. Denildi ki: Hasta veya sağlıklı olarak. Denildi ki: Meşgul veya boş bir şekilde. Denildi ki: Zengin veya fakir olarak. Denildi ki: Gayretli olarak veya bir gayret olmaksızın. Bu beyanın aslı ise şudur: Kolay görerek veya zor görerek sefere çıkın. Yani size kolay da gelse zor da gelse sefere çıkın. Müfessirlerin bu beyana yaşlılık, meşguliyet, fakirlik ve hastalık gibi manalar vermesinin sebebine gelince, bunlar sefere ve savaşa çıkmayı zorlaştıran hususlardır. Bu beyanın aslı belirtmiş olduğumuz üzere size kolay da gelse zor da gelse sefere çıkın manasıdır. Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın. Nefse kolay da gelse zor da gelse sefere çıkın. Veya tabiata kolay da gelse zor da gelse. Yahut akıl bakımından kolay da olsa zor da olsa.

      Bu sizin kendi iyiliğinizedir. Dünyada ve âhirette. Yani biliniz ki bu, kalmaktan ve sefere çıkmayı terketmekten sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnfirû (انفِرُوا)

        Sözcüğün kökü "n-f-r" harflerinden meydana gelir. Bir yerden ürkerek kaçmak, hızla fırlamak, sefere çıkmak, akın etmek ve topluca harekete geçmek demektir. Ayette emir kipi olarak "Harekete geçin / Savaşa çıkın" şeklinde yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde durgunluğun, sabitliğin ve yerleşik hayatın aksine, ani bir kararla bulunduğu yeri terk ederek bir amaca (veya düşmana) doğru hızla yönelmek, akın etmek fikrinin yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nefir" eylemini, bir topluluğun düşman karşısında veya acil bir çağrı üzerine bulunduğu yerden süratle ayrılıp savaş meydanına doğru akması olarak tanımlar. Ayetteki emir, sadece bir yolculuğa çıkmayı değil, teyakkuz halinde ve savunma/saldırı psikolojisiyle hızlı bir askeri intikali emreder.

        Hıfâfen (خِفَافًا)

        Sözcüğün kökü "h-f-f" harflerinden meydana gelir. Hafif olmak, kolay olmak, yükü veya ağırlığı olmamak, hızlı hareket etmek anlamlarına gelir. Ayette çoğul ve hal (durum) bildiren zarf olarak "hafifler olarak" manasında, savaşa çıkış şeklini niteler.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde ağırlığın, yavaşlığın ve hantallığın tam zıddı olan; kolaylık, hız, atiklik ve taşınması kolay olma fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hafif" kavramının hem fiziksel ağırlığı az olan şeyler hem de insanın ruhen ve bedenen külfet hissetmeden rahatça yaptığı eylemler için kullanıldığını söyler.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dönemin sosyo-ekonomik ve askeri bağlamıyla ilişkisine dikkat çeker. Tebük Seferi yaz sıcağında ve kıtlık zamanında yapılmıştır. "Hıfâfen", bu sefere katılmak için hiçbir lojistik, fiziki veya ailevi engeli bulunmayan, savaşa çıkması "hafif" (kolay) olan genç, bekar veya binek sahibi zümreyi tasvir eder.

        Sikâlen (وَثِقَالًا)

        Kelimenin kökü "s-k-l" harfleridir. Ağır olmak, yükü ağır basmak, hareket etmekte zorlanmak ve külfetli olmak anlamlarına gelir. Ayette "hıfâfen" kelimesinin zıddı olarak "ağırlıklar olarak" manasında yer alır.

        İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeyin kendi hacminden, yapısından veya üzerine binen yükten dolayı tartıda ağır basması, taşınmasının ve hareket ettirilmesinin meşakkatli olması olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sıklet" (ağırlık) kavramını, insanın sırtındaki fiziki yük olabileceği gibi; yaşlılık, hastalık, fakirlik, ailevi sorumluluklar veya psikolojik isteksizlik gibi insanı hareket etmekten alıkoyan manevi yükler olarak da açıklar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu iki zıt kelimenin (hıfâfen ve sikâlen) yan yana gelmesinin İslam savaş hukukundaki "nefir-i âm" (genel seferberlik) ilkesini ifade ettiğine değinir. Savaşın kapıya dayandığı ve devletin beka sorunu yaşadığı anlarda, mazeretler veya avantajlar geçersizdir. İster yaya ister atlı, ister zengin ister fakir olsun, herkesin elindeki imkana göre seferber olması hukuki bir emirdir.

        Câhidû (وَجَاهِدُوا)

        Kelimenin kökü "c-h-d" harfleridir. Takatini sonuna kadar kullanmak, güç sarf etmek, zorluklara göğüs germek ve tüm enerjisini bir amaca adamak demektir. Ayette savaşa çıkanların cephede yapmaları gereken asıl eylemi niteleyen emir kipi olarak geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın sahip olduğu tüm fiziksel, zihinsel ve mali enerjiyi (cühd) açığa çıkarması ve bu uğurda karşılaşacağı en ağır meşakkatlere katlanması fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, cihadı, düşmanın baskısına karşı kişinin elindeki tüm imkanları kullanarak gösterdiği azami direniş olarak tanımlar. "Savaşa çıkın" (infirû) emrinden sonra "cihad edin" denilmesi, cepheye gitmenin yeterli olmadığını, asıl farz olanın o cephede aktif bir mücadele (cihad) ortaya koymak olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'ani semantikte cihadın salt askeri bir "öldürme" eylemi olmadığını analiz eder. Izutsu'ya göre "kıtal" sadece fiziksel çarpışmayı ifade ederken; cihad, insanın içsel konfor alanını terk etmesi, korkularını aşması, nefsani cimriliğini yenmesi ve ilahi dava uğruna topyekûn bir varoluşsal adanmışlık göstermesidir.

        Bi-Emvâliküm (بِأَمْوَالِكُمْ)

        Sözcüğün kökü "m-v-l" harflerinden meydana gelir. Sahip olunan şey, mülk, servet ve sermaye anlamına gelen "mâl" kelimesinin çoğuludur. Ayette cihadın gerçekleştirileceği ilk araç olarak "mallarınızla" şeklinde zikredilir.

        İbn Fâris, kökün temelinde insanın doğası gereği şiddetle yöneldiği, arzuladığı ve meylettiği şey (meyl) fikrinin bulunduğunu belirtir. İnsanın servete karşı fıtri bir tutkusu olduğu için ona bu isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mallarla cihadın" canlardan önce zikredilmesinin hikmetini açıklar: Savaşın, ordunun donatılmasının ve lojistiğin temeli maldır. Özellikle kıtlık döneminde "mal", insanın kendi nefsi kadar değerli gördüğü ve vermekten en çok korktuğu şeydir. Malından vazgeçemeyen canından hiç vazgeçemez; bu nedenle sınav önce ekonomik alanda başlar.

        Enfüsiküm (وَأَنفُسِكُمْ)

        Kelimenin kökü "n-f-s" harfleridir. Ruh, can, hayat, nefes ve insanın kendi öz varlığı anlamlarına gelen "nefs" kelimesinin çoğuludur. Ayette cihadın nihai ve en üstün aracı olarak "ve canlarınızla/nefislerinizle" şeklinde yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde varlığın hayat kaynağı olan nefes, soluk ve insanın canlılığını temsil eden asli unsurların bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, nefs kavramının insanın sahip olduğu en değerli varlık, yani doğrudan fiziksel ve biyolojik hayatı olduğunu söyler. Cihadın "canlarla" yapılması, fedakarlığın ulaşabileceği mutlak zirvedir.

        Sebîlillâhi (سَبِيلِ اللَّهِ)

        Sözcüğün kökü "s-b-l" harflerinden meydana gelir. Üzerinde yürünen açık yol, cadde, gidişat ve yöntem anlamlarına gelir. Ayette "Allah'ın yolu" tamlaması içerisinde kullanılarak, bu topyekûn fedakarlığın ve cihadın kime adandığını belirler.

        İbn Fâris, kökün asıl anlamının rahatça uzayıp giden, belirgin, rehberlik eden ve engelsiz yol olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, sebîl kelimesini, insanı nihai hedefine ulaştıran meşru şeriat yolu olarak tanımlar. Cihadın "sebîlillah" (Allah yolu) zarfıyla kısıtlanması, eylemin meşruiyet ve ahlaki sınırını çizer. Kabile onuru, ganimet veya şöhret için yapılan eylemler bu yolun dışında kaldığı için cihad sayılmaz.

        Zâliküm (ذَٰلِكُمْ)

        Arapçada işaret zamiridir. "İşte bu, şu size söylenenler" anlamlarına gelir. Hitap çoğul olduğu için "zâlike" yerine "zâliküm" (işte size bildirilen bu şey) kalıbı kullanılmıştır. İşaret edilen şey; mazeretsiz seferberlik ve malla/canla yapılan cihaddır.

        Hayrun (خَيْرٌ)

        Kelimenin kökü "h-y-r" harfleridir. Faydalı olan, üstün olan, iyi, güzel ve seçilmesi gereken şey demektir. Ayette "sizin için daha hayırlıdır / daha üstündür" manasında tercih bildiren ism-i tafdil (kıyas) konumunda yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının, bütün insanların aklının ve fıtratının doğru, faydalı ve faziletli bularak meylettiği şey (mutlak iyilik) olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kelimesinin burada dünyevi bir rahatlığı değil, uhrevi ve ontolojik (varoluşsal) bir üstünlüğü ifade ettiğini söyler. Evinde oturmak veya malını saklamak dünyevi olarak "iyi" gelebilir. Ancak Allah'ın "hayr" olarak nitelediği şey, zahmetteki (cihad ve sefere çıkma) o mutlak ve ebedi kurtuluştur.

        Leküm (لَكُمْ)

        Harf-i cer (le/li) ve çoğul muhatap zamirinden (küm) oluşur. "Sizin için, size ait, lehinize" anlamlarına gelir. "Hayrun leküm" (bu sizin lehinizedir) ifadesi, emredilen cihadın Allah'ın gücüne bir katkı sağlamadığını; aksine bu eylemin bizzat insanın kendi manevi gelişimi ve ahiret kurtuluşu için zorunlu bir kazanç olduğunu vurgular.

        Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)

        Sözcüğün kökü "a-l-m" harflerinden meydana gelir. Bir şeyin hakikatini ve mahiyetini tam olarak idrak etmek, bilmek, delillerle gerçeği kavramak demektir. Ayetin sonunda "eğer bilirseniz/biliyorsanız" (in küntüm ta'lemûn) şeklinde şartlı bir eylem formu olarak yer alır.

        İbn Fâris, ilmin, bir şeyin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayan kesin iz, işaret ve şüphe barındırmayan idrak hali olduğunu belirtir. Cehaletin zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, ilmi "bir şeyi olduğu gibi, gerçek doğasıyla kavramak" olarak tanımlar. Ayetin sonunda bu kelimenin kullanılması, savaşa çıkmanın ve malı feda etmenin dünyevi mantıkla bakıldığında bir "kayıp" gibi durduğunu; ancak ilahi yasanın ve gerçek kazancın ne olduğunu "bilen" rasyonel ve aydınlanmış bir zihin için bunun mutlak bir kazanç olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X