وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Ve kalplerindeki öfkeyi yatıştırsın. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir.
Ve kalplerindeki öfkeyi yatıştırsm. Bu beyan da aynı şekilde iki anlama gelebilir. Cenab-ı Hak, Resulullah'ı yalanlamaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri yüzünden kalplerinde olan öfkeyi yatıştırır. Bu davranışları neticesinde ya müslüman olur ve kardeş olurlar veya öldürülür ve yok edilirler. Dolayısıyla belirtmiş olduğumuz sebeplerle onlarda meydana gelmiş olan öfke ortadan kalkar.
Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Yani Cenab-ı Hak, onlardan dilediğini cezalandırır; dilediğinin tövbesini kabul eder. Ayette Mutezile'nin görüşünü reddetmeye dair delil vardır. Zira onlar, Allah'ın bütün kafirlerin tövbesini kabul etmeyi dilediğini, fakat onların tövbe etmediklerini söylemektedirler. Cenab-ı Hak, bu ayette bir kısmını cezalandıracağını bir kısmının ise tövbelerini kabul edeceğini bildirmiştir. O, tövbelerini kabul etmeyi dilediklerinin dışındakileri cezalandırmayı; cezalandırmayı dilediği dışındaki kimselerin de tövbelerini kabul etmeyi murad etmiştir.
Allah bilmektedir. Yani O, olmuş ve olacak olanları bilmektedir. Yani bilmeden değil, ne yapacaklarını bilerek onları yaratmıştır. Zira onları yaratması, kendisine dönük bir menfaat ve ihtiyaçtan dolayı değildir, aksine insanları yaratması sadece onların ihtiyacı ve menfaatlerinden dolayıdır. Hikmetle yönetmektedir. Herşeyi yerli yerine koymaktadır. Hikmetle yönetmektedir mealindeki beyan şu anlama da gelebilir: Bunlarda mevcut olan Resulullah'ı yalanlama ve Allah'ın ayetlerini inkar etme karşısında hikmet sahibidir. Yani onların öldürülmesi, cezalandırılması ve rez il rüsvay edilmesi, her şeyi yerli yerine koymasıdır.
Yorumu Yorumla
-
Yuzhib (وَيُذْهِبْ)
Sözcüğün kökü "z-h-b" harflerinden meydana gelir. Temel anlamı gitmek, geçip gitmek ve yok olmaktır. İf'al babında kullanıldığında "izhab" (gidermek, yok etmek, alıp götürmek) manasını taşır. Ayette, Allah'ın müminlerin kalplerindeki öfkeyi söküp atmasını ifade eden bir eylem olarak yer alır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin bulunduğu yerden ayrılıp uzaklaşması ve ortadan kalkması olduğunu belirtir. Bir şeyin "zehabı", onun etkisinin ve varlığının sona ermesidir.
Râgıb el-İsfahânî, "izhab" eylemini bir şeyi tamamen ortadan kaldırarak onun yerine başka bir durumun geçmesini sağlamak olarak tanımlar. Ayetteki bağlamıyla bu kelime, müminlerin ruhlarını daraltan o yakıcı öfkenin, ilahi bir müdahale ile yerini huzura ve sükûnete bırakmasını ifade eder.
Ğayza (غَيْظَ)
Sözcüğün kökü "ğ-y-z" harfleridir. Şiddetli öfke, hiddet, içten içe kaynayan hınç ve kontrol edilmesi güç kızgınlık demektir. Ayette "kalplerinin öfkesini gidersin" (yuzhib ğayza kulûbihim) şeklinde, giderilen duygunun niteliği olarak geçer.
İbn Fâris, kökün temelinde insanın iç dünyasını bir ateş gibi kaplayan, onu rahatsız eden ve dışarı vurulmayı bekleyen şiddetli hiddet anlamının bulunduğunu belirtir. "Ğayz", sıradan bir kızgınlıktan (gadab) daha derin ve daha içseldir.
Râgıb el-İsfahânî, "ğayz" ile "gadab" arasındaki farka değinir. Gadab, intikam almak için eyleme geçmiş öfkedir; ğayz ise kalpte hapsolmuş, insanın içini yakan ve henüz eyleme dökülmemiş olan yoğun hararettir. Müşriklerin zulümleri ve antlaşmaları bozmaları sebebiyle müminlerin kalplerinde biriken bu acı verici duygu, ancak ilahi adaletin tecellisiyle (zaferle) sönecektir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak insan psikolojisinin en karanlık ve patlamaya hazır noktasını tasvir ettiğini söyler. Izutsu'ya göre "ğayz", cahiliye insanının asabiyetinden ve kibrinden kaynaklanan yıkıcı öfkesidir. Ancak müminler için bu ğayz, kendi nefislerinden değil, uğradıkları haksızlığın yarattığı haklı bir ıstıraptır. Allah'ın bu duyguyu gidermesi (izhab), toplumsal barışın tesisi için psikolojik bir rehabilitasyondur.
Yetûbu (وَيَتُوبُ)
Sözcüğün kökü "t-v-b" harflerinden meydana gelir. Asıl anlamı geri dönmek, rücu etmek ve hatadan vazgeçmektir. Ayette, savaşın yarattığı sarsıcı etkinin ardından bazı müşriklerin hidayete ermesini ifade eden ilahi bir lütuf olarak zikredilir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının insanın gittiği yanlış yoldan asıl olan doğruya "geri dönmesi" olduğunu belirtir. Tövbe, kibrin kırılıp teslimiyete yönelmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, ayette "Allah dilediğine tövbe nasip eder" ifadesinin geçmesinin, savaşın mutlak bir imha operasyonu olmadığının kanıtı olduğunu vurgular. Savaşın amacı, bazı kalplerdeki inadı kırarak onların hakikate dönmelerine (tövbe) zemin hazırlamaktır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, tövbe kavramının bu ayetteki yerleşimine dikkat çeker. Önceki ayetlerdeki "savaş" ve "rezil etme" emirlerinin ardından "tövbe"nin gelmesi, ilahi politikanın nihai hedefinin düşmanı öldürmek değil; onu ıslah ederek topluma kazandırmak (yevm-i fetih örneğinde olduğu gibi) olduğunu gösterir.
Yeşâu (يَشَاءُ)
Sözcüğün kökü "ş-y-e" harfleridir. Dilemek, irade etmek ve bir şeyi gerçekleştirmeyi murat etmek anlamlarına gelir. Ayette Allah'ın mutlak ve hür iradesini (meşîet) ifade eder.
İbn Fâris, kökün temelinde bir şeyin varlık sahasına çıkmasını istemek ve onu vuku buldurmak anlamının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" kavramını ilahi iradenin bir şeyi hikmetine uygun olarak seçmesi şeklinde tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, kimin tövbe edip hakikati bulacağının sadece askeri başarılara değil, doğrudan Allah'ın kalpler üzerindeki tasarrufuna ve takdirine bağlı olduğunu vurgular.
Alîmun (عَلِيمٌ)
Kelimenin kökü "a-l-m" harfleridir. Bir şeyin hakikatini, gizli ve açık her yönünü en ince ayrıntısıyla bilmek demektir. Allah'ın "El-Alîm" ismi, ilminin her şeyi kuşattığını ifade eden mübalağalı ism-i faildir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin iz ve kesin bilgi olduğunu belirtir. Allah'ın ilmi, hiçbir şüphe ve cehalet barındırmayan mutlak idraktir.
Râgıb el-İsfahânî, bu ismin ayetin sonunda yer almasının hikmetini açıklar. Allah, kimin kalbinde gerçek bir dönüş (tövbe) potansiyeli olduğunu, kimin öfkesinin dürüstçe dindirilmeye layık olduğunu ve savaşın hangi sonuçları doğuracağını "en iyi bilen"dir. Bu ilahi bilgi, alınan tüm askeri ve hukuki kararların (berâet ve kıtal) sarsılmaz adalet zeminidir.
Hakîmun (حَكِيمٌ)
Sözcüğün kökü "h-k-m" harflerinden meydana gelir. Engellemek, hükmetmek, sağlam yapmak ve yerli yerinde yapmak demektir. "El-Hakîm", her işi bir amaca ve hikmete dayalı olan, abesle iştigal etmeyen anlamına gelir.
İbn Fâris, kökün temelinde "men etmek" (engellemek) manasının bulunduğunu, adaletin de zulmü engellemesi sebebiyle bu kökten türediğini belirtir. Hikmet, bir şeyi olması gereken en doğru yerine koymaktır.
Râgıb el-İsfahânî, "hakîm" sıfatını ilim ile doğru eylemin birleşmesi olarak tanımlar. Ayetin sonunda Allah'ın "Hakîm" olduğunun vurgulanması, müşriklere yönelik savaş emrinin, antlaşmaların feshinin ve müminlerin kalplerinin ferahlatılmasının rastgele duygusal tepkiler değil; evrensel adalet ve hikmet nizamının bir gereği olduğunu tescil eder. Her şey tam olması gerektiği zamanda ve şekilde gerçekleşmektedir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla