Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekâsür Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekâsür Sûresi, 8. Ayet

    ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme letus-elunne yevme-iżin ‘ani-nna’îm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz!"

      Bu ilâhî beyanın zâhiri onların sorgularının cehenneme girdikten sonra olmasını gerektiriyor. Çünkü “sümme letüs’elünne” (ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ) deniliyor ve onların cehenneme giriyor oklukları belirtildikten sonra sorguya çekilecekleri ifade ediliyor. Buradan da bunun o vakitle gerçekleşeceği anlaşılıyor. Eğer durum böyle ise o takdirde bu takrir yerinde olur, zira onlar gazap ve azabı hak etmişlerdir. Çünkü onlara göre bir kimseye önemli bir nimet verilse ve fakat o kimse o nimeti verene teşekkür etmese gazap ve azabı hak eder. Şüphesiz Allah Teâlâ o vakitte verdiği nimet karşısında şükredip etmediklerini onlara sorar, böylece kendilerine azabın gerekliliği kendilerince de ifade edilmiş olsun diye bunu yapar. Bunun hesaba çekilme anında gerçekleşmesi de mümkündür. Çünkü Allah “yevmeizin” (يَوْمَئِذٍ) (yani o günde) ifadesini kullanmıştır. Ondan önce ya da sonra gibi bir ifade kullanılmamıştır. Aksine onu mutlak olarak belirtmiştir, “mutlak”ın hakkı da kullanıldığı doğrultuda amel etmektir.

      Âyetin hem müminlere hem de kâfirlere hitap ettiğine ilişkin yorum esas alındığında hitabın müminlere yönelik olarak alınması halinde Allah’ın onları sorguya çekmesi şöyle açıklanır: Allah, müminlerin yaptıkları amellerin kendilerine verdiği nimetlerin şükrünü tam olarak karşılamaya yetmediğini, onlara lütufta bulunup günahlarını bağışladığını hatırlatmış olmaktadır. Yoksa onlar yaptıkları iyiliklerin O’na ulaşıp da bu yolla Allah’ın rahmetini hak etmiş değillerdir, aksine karşılaştıkları bu muamele tamamen Allah’ın lütuf ve ihsanının bir sonucudur. Muhatap kâfirlerdir denilirse o takdirde âyetle, nimete şükrü terk etmiş oldukları için zaten hak etmiş oldukları azabın kendilerince de tasdik edilmesi kastedilmiş olur.

      Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz. Eğer soru kâfirlere yönelik ise sorguya çekilmeleri Allah Teâlâ’ya iman etmeyi neden terk ettikleri, Resûlullah’ın kendilerine getirdiğini neden kabul etmedikleri ve bunların dışında da sair nimetlere şükretmeye neden yanaşmadıkları benzeri konulardaki olumsuz davranışlarıyla ilgili olacaktır. Müminlere yönelik olarak da yenilecek, içilecek, giyilecek vb. gibi sair nimetlerden sorguya çekileceklerdir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Letus'elunne (لَتُسْأَلُنَّ)

        İbn Fâris, "s-e-l" (sin-elif-lam) kökünün temel manasının bir şeyi talep etmek, istemek veya bir şey hakkında bilgi sormak olduğunu; buradaki tekitli (vurgulu) ve edilgen formun, insanoğlunun iradesi dışında gerçekleşecek mutlak bir sorgulanma ve hesap verme sürecini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "suâl" kavramının hem bir ihtiyaç sebebiyle bir şey istemek hem de bir durumun hakikatini öğrenmek için soru sormak manasına geldiğini; ayette ise verilen nimetlerin karşılığının ve nasıl kullanıldığının hesabının sorulması (hesaba çekilmek) anlamında kullanıldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın etik hesap verebilirlik (Hisâb) sistemi içerisinde analiz eder ve "suâl"in burada basit bir soru-cevap değil, kulun Rabbi karşısındaki sorumluluk bilincinin ve dünyevi emanetlerin kullanımının denetlenmesi olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin başındaki "le" ve sonundaki şeddeli "nun" harflerinin sağladığı tekitli yapının, bu sorgulamanın kaçınılmazlığını ve her bireyi istisnasız kapsayacağını ifade eden sarsıcı bir üslup özelliği taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki bağlamının, insanın sahip olduğu her türlü imkanı (naîm) hangi yolda tükettiğine dair ilahi bir muhasebeye tabi tutulacağını haber verdiğini, bunun bir tehditten ziyade ahlaki bir hatırlatma olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin geleceklik vurgusuna dikkat çekerek, bu sorgunun dünyadaki hiyerarşik üstünlüklerin sona erdiği ve mutlak adaletin tecelli ettiği o günün en temel karakteristiği olduğunu belirtir.

        En-Naîm (النَّعِيمِ)

        İbn Fâris, "n-a-m" (nun-ayn-mim) kökünün temel anlamının "yumuşaklık", "kolaylık" ve "rahatlık" olduğunu; "naîm" kelimesinin bu kökten hareketle insanın yaşamını kolaylaştıran, ona zevk ve mutluluk veren her türlü maddi ve manevi bolluğu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "naîm"in insanın hoşuna giden ve kendisine fayda sağlayan nimetlerin en tam ve mükemmel hali olduğunu, kelimenin burada "tekâsür" (çoğaltma yarışı) konusu olan her türlü dünyevi hazza ve imkana işaret ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri genelinde (İbranice ve Aramice paralel formlarla birlikte) "hoş olan", "tatlı" ve "nimet" anlamlarında geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu ve Kur'an'da teknik bir terim olarak hem dünyevi nimetleri hem de cennet nimetlerini ifade etmek üzere yer aldığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, "naîm" kavramını Câhiliye insanının hayata bakışını belirleyen "maddi refah" algısıyla ilişkilendirir; Kur'an'ın bu kavramı sorgulanacak bir "emanet" olarak sunarak, insandaki sınırsız tüketim ve biriktirme tutkusuna ahlaki bir sınır getirdiğini vurgular. Angelika Neuwirth, kavramın surenin başında zikredilen "tekâsür" ile doğrudan bağlantılı olduğunu, insanların birbirlerine karşı övünç vesilesi yaptığı her türlü sosyal statü ve zenginliğin burada "naîm" olarak hesap konusu yapıldığını dile getirir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "naîm"in sadece dışsal nimetler değil, insanın varlığına eşlik eden sağlık, zaman ve akıl gibi deruni imkanları da kapsadığını, sorgulamanın bu nimetlerin şükrünü eda edip etmeme üzerine odaklandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki naîm ifadesinin kapsamının çok geniş olduğunu; klasik tefsirlerdeki "iki siyah" (hurma ve su) örneğinden hareketle, en küçük bir rızıktan en büyük servete kadar her türlü konforun, huzurun ve imkanın bu kapsama girdiğini ve bunlardan dolayı bir sorumluluk doğacağını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X