Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekâsür Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekâsür Sûresi, 7. Ayet

    ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme leteravunnehâ ‘ayne-lyakîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan beyan göreceksiniz."

      Bu beyanın da iki mânası vardır: Birincisi duyularla ayan beyan görmek demektir. İkincisi ayne’l-yakîn görmeleri onlara bildirilen şu İlâhî beyanda belirtildiği değildir: “Şâyet onlara gökten bir kapı aralansa ve oradan göğe çıksalar ‘herhalde gözlerimiz perdelendi, hatta bize büyü yapılmış olmalı!’ derler”. Allah Teâlâ buyuruyor ki: Onların gözlerinden yanılmaya bağlı görme olayı (sihir) kaldırılır ve onu kesin olarak (ayne’l-yakîn) görürler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Leterevunnehâ (لَتَرَوُنَّهَا)

        İbn Fâris, "r-e-y" (re-e-ye) kökünün temel manasının bir şeyi kalp veya gözle algılamak olduğunu; buradaki tekitli (vurgulu) formun ve bitişik zamirin (hâ), daha önce haberi verilen o dehşet verici gerçeğin (Cehîm) bizzat nesnesi haline gelerek müşahede edileceğini kesinlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, görme eyleminin bu ayette "ha" zamiriyle nesneleşen azaba (Cehîm) yöneldiğini, bunun artık zihni bir tasavvur olmaktan çıkıp doğrudan bir duygu ve dışsal algı nesnesine dönüşmesini ifade ettiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimedeki dişil zamirin bir önceki ayette geçen Cehennem'e (Cehîm) raci olduğunu, önceki ayetteki görme fiilinin burada bir mertebe daha yükseltilerek "aynel yakîn" ile mühürlendiğini ve kaçınılmaz bir yüzleşme olarak sunulduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, fiilin başındaki "le" ve sonundaki şeddeli "nun" vurgularının, muhatabın dünyadaki hırslı körlüğüne karşı sarsıcı bir "göreceksiniz" ihtarını zirveye taşıdığını, zamir kullanımıyla da o dehşet verici mekanın artık bizzat görülecek bir realite olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetteki görme eyleminin, bir önceki ayette zikredilen görmenin bir tekit ve mertebe artışı olduğunu, azabın sadece uzaktan bir manzara olarak görülmesini değil, onun tam merkezinde bulunarak her yönüyle idrak edilmesini temsil ettiğini ifade eder.

        Ayn (عَيْنَ)

        İbn Fâris, "a-y-n" (ayn-ye-nun) kökünün temel anlamının "bir şeyin kendisi, pınarı ve görme organı (göz)" olduğunu; "aynel yakîn" terkibindeki kullanımın ise bilginin artık bir haber olmaktan çıkıp bizzat gözle görülür, elle tutulur bir "gerçeklik" (ayan) haline gelmesine işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayn" kelimesinin burada "basar" (görme organı) manasında kullanıldığını, insanın içsel veya zihni bir kabulden ziyade fiziksel bir tanıklığa, yani şüphe götürmez bir müşahedeye ulaştığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an terminolojisinde "ayn" kavramının bir şeyin özünü ve aslına şahit olmayı ifade ettiğini; "aynel yakîn" mertebesinin, zihni kesinlik olan "ilmel yakîn"den bir adım ötesi olan "deneyimsel ve görsel kesinlik" aşaması olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin dramatik yapısındaki rolüne dikkat çekerek, bilginin görsel bir kanıta dönüşmesini ve muhatabın kaçamayacağı o "mutlak tanıklık" anını betimlediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ayn" kavramının burada varlığın en çıplak ve hakiki halini temsil ettiğini, insanın dünyadaki perdeleyici bakışının yerini eşyanın hakikatini bizzat gören bir "basiret ve müşahede" haline bıraktığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir mastar olarak "gözle görmek" veya "bizzat müşahede etmek" manasında olduğunu, haberi alınan şeyin aynen gerçekleştiğinin bizzat tecrübe edilmesi mertebesini ifade ettiğini belirtir.

        El-Yakîn (الْيَقِينِ)

        İbn Fâris, "y-k-n" (ye-kaf-nun) kökünün, sükûnet bulmak ve şüphenin ortadan kalkması manasına geldiğini; buradaki kullanımın, bilginin görsel bir kanıtla perçinlenerek sarsılmaz bir kararlılığa ve apaçıklığa ulaşmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yakîn" kelimesinin "ayn" ile izafet (tamamlama) halinde kullanılmasının, bilginin artık bir "iddia" veya "haber" olmaktan çıkıp "görülen bir realite" mertebesine yükselmesi anlamına geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi hiyerarşisinde "aynel yakîn"in, "ilmel yakîn" (teorik bilgi) ile "hakkal yakîn" (bizzat yaşayarak bilme) arasındaki o keskin görsel tecrübe eşiğini temsil ettiğini analiz eder. Theodor Nöldeke, kavramı surenin son bölümlerindeki ritmik ve semantik kesinliğin bir parçası olarak görür ve bu "yakîn"in, Mekke toplumunun inkar ettiği o büyük hesabın reddedilemez bir fiziksel gerçeklik olarak tecellisi olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, kavramın surenin sonunda yer almasının, insanın dünyadaki hırslı körlüğüne karşı indirilen son ve en ağır darbe olduğunu, mutlak gerçeğin hiçbir kaçış yolu bırakmayan kesinliğini ifade ettiğini dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "yakîn"in bu ayetteki vurgusunun, ahiret hayatının ve azabın artık bir inanç konusu olmaktan çıkıp reddedilemez bir fiziksel tanıklık seviyesine ulaşmasını betimlediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X