ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tekâsür Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tekasür suresi 4. ayet, yine asla, tekasür suresi, tekasür 4, tekrar uyarı, sonra bilme, ilim, bilgi
-
3. "Hayır! Yakında bileceksiniz!"
4. "Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz."
Bazıları “kellâ” (كَلَّا) kelimesinin “hayır” demek olduğunu, ret ve iptal etmek mânasını belirtmek için kullanıldığını savunurken, bazıları da “gerçekten” anlamında olup tahkik (pekiştirme) ifade ettiğini söylemişlerdir. Eğer birinci anlamda ise sanki şöyle demiş gibi olur: İş, sandığınız ve kendi kendinize vehmettiğiniz ve hükmettiğiniz gibi değil! Başınıza azap indiği zaman siz bunu bileceksiniz. Buna göre “kellâ” söz başı olur. “Gerçekten” anlamında ise sanki şöyle demiş olur: Gerçekten siz, durumun kendi takdir ettiğiniz gibi olmadığını bileceksiniz. Bütün bunlar, sözünü ettiğimiz izahlara varır ki o da şudur: Elbette siz, yarın yakînen şunu bileceksiniz: Sizi Allah’ın birliğini tasdik etmekten ve Hz. Peygamber’in (a.s.) getirdiği deliller üzerinde tefekkür etmekten yahut ölümden sonra diriltilmeye iman etmekten alıkoyan, sizi bu konularla oyalayan düşünce ve inançlar anlamsız ve yanlıştır. Sizin asıl yapmanız gereken davranış Allaha ve resûlüne inanmanız, Hz. Peygamberin getirdiği kanıtlar üzerinde düşünüp ölümden sonra diriltilmeye ve âhiret hayatına iman etmenizdir.
Arap dil geleneğinde tehdit, ümit kesme, umut verme gibi durumlarda sözü tekrarın ayrı bir yeri vardır. Burada da aynı şekilde tekrara gidilerek yapılan vaîd teyit edilmiş olmaktadır. “el-Veyl el-veyl” (اَلْوَيْلُ الْوَيْلُ) “Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!” ve “bah bah” (بَخٍ بَخٍ) “bravo! âferin!” kullanımlarında olduğu gibi. Kimi de bunlardan her birinin tek başına bir anlamı olduğunu söylemiştir: Buna göre birinci “kellâ sevfe ta‘lemûn” (كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ) cümlesinin ölüm anında bilmeyi ifade eder, yani azabı görünce durumun sandığınız gibi olmadığını anlayacaksınız, demek olur. İkincisi ise ölümden sonra diriltilme gününde onun kesin bir gerçek olduğunu anlayacaksınız diye yorumlanır.
Yorumu Yorumla
-
Ta'lemun (تَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, "a-l-m" (ayn-lam-mim) kökünün temelinde bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin iz, nişan ve alamet manasının yattığını; dördüncü ayetteki bu kullanımın, insanın dünyadaki illüzyonel uğraşlarından sıyrılıp mutlak hakikati tüm yalınlığıyla, diğer her türlü asılsız iddiadan ayırt ederek göreceği o "nihaî ayırım" anına işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dördüncü ayetteki bu fiilin bir önceki ayetin tekrarı olmasının ötesinde, "sonra" (sümme) vurgusuyla birlikte daha ileri ve şiddetli bir aşamayı temsil ettiğini; üçüncü ayetteki bilmenin ölüm veya kabir anındaki ilk farkındalık, dördüncü ayettekini ise yeniden diriliş ve büyük hesap anındaki kaçınılmaz gerçeklik bilgisi olduğunu analiz eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ontolojik kesinlik (yakîn) sistemi içinde ele alarak, buradaki "bileceksiniz" ifadesinin sadece zihni bir kavrayış değil, Câhiliye insanının dünyevi hırslarının (tekâsür) yıkıldığı ve varoluşsal gerçeğin tüm dehşetiyle tecrübe edildiği bir "epistemolojik kırılma" olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin muzari (geniş/gelecek zaman) kalıbında tekrarlanmasının, insandaki gaflet halinin kademe kademe dağılacağını ve hakikati idrak etme sürecinin zaman ilerledikçe daha sarsıcı bir boyuta ulaşacağını gösteren edebi bir uyarı tonu taşıdığını ifade eder. Angelika Neuwirth, bu tekrarlı yapının erken Mekke surelerindeki retorik gücü pekiştirdiğini, muhatabı zihnen ve ruhen kuşatarak kaçacak hiçbir boşluk bırakmadığını ve dördüncü ayetteki bilme eyleminin bu "uyarı estetiğinin" zirve noktasını oluşturduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, "yakında bileceksiniz" ifadesinin peşi sıra gelmesinin, Geç Antik Çağ'daki apokaliptik uyarı dilleriyle paralellik arz ettiğini ve ilahi tehdidin ciddiyetini, kesinliğini ve ertelenemez oluşunu muhatabın zihnine kazımayı amaçladığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki bağlamının, tefsir geleneğindeki baskın görüşe uygun olarak, insanın dünyadaki hırs ve rekabetinin boşluğunu mahşer meydanında bizzat yaşayarak anlayacağı ikinci ve daha kesin bir idrak aşamasını (hakka’l-yakîn) formüle ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla