Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekâsür Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekâsür Sûresi, 1. Ayet

    اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    El-hâkumu-ttekâśur(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1-2. "Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı!"

      Yani çoklukla övünmeniz sizi alıkoydu, oyaladı. Neden alıkoyduğunu ise açıklamadı. Bunu şu şekilde açıklamak mümkündür: Çoklukla öğünmeniz, sizin Allah Teâlâ'nın birliğini tasdik etmenizi engelledi. Yahut Hz. Peygamber in (a.s.) getirdiği deliller üzerinde düşünmekten alıkoydu. Yahut ölümden sonra tekrar dirilmeyi hatırlamaktan alıkoydu. Sonra Allah Teâlâ’nın çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı kavl-i celîli iki türlü yorumlanabilir: Birincisi bu âyetlerle hitaptan maksat, yaptıkları kötü işler ve beyinsizlikle iştigallerine dair haberleri verilen ataları ve selefleri olabilir. O takdirde bu âyet şu İlâhî beyanlarla bağlantılı olur: “Biz atalarımızı bir inanç üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz”. Ve benzeri diğer âyetler. Sanki Allah Teâlâ onları babalarından dolayı ayıplamış ve onlara uyup peşlerinden gitmelerini onlara yasaklamıştır. Çünkü onlar hikmet dışı işler yapmaktaydılar ve o öylece de ölüp gitmişlerdi. Bu iki şekilde oluyor: Birincisi: Allah Teâlâ her kimseye nimet vermiş, o da inkâr etmiş nankörlük edip onun şükrünü eda etmemiş ise gazabı ve azabı hak etmiştir. Şöyle buyuruyor: Şu atalarınızı nasıl takip eder, onlara uyarsınız?! Onlar Allah’ın nimetlerine karşı küfrân-ı nimette bulunmuş, onları inkâr etmiş kimselerdir. Aksine sizin göreviniz atalarınızın sapkın yoluna düşmek değil size en doğru yolu getiren Hz. Peygamber’! (a.s.) takip etmektir. İkincisi: Bunda ölümden sonra diriltilmeye ve âhiret hayatına dair alâmet ve delil vardır. Şöyle ki: Onların ataları Allah’ın gazabını ve azabını gerektirici işler yapmışlar ve fakat bunların cezasını azap olarak dünyada çekmemişlerdir. Bu durumda yaptıklarının cezasını görmeleri için mutlaka başka bir yurt, yani âhiret hayatı olması gerekecektir.

      İkincisi: Eğer hitap atalarına değil de kendilerine yönelik idiyse o takdirde onda sefihliklerini bildirme vardır. Şöyle ki onlar bu sefihlikleri yüzünden çoklukla öğünmüşlerdir, öyle ki Allah'ın peygamberinin (a.s.) âyetlerini yalanlamışlardır. Ya da onların sefihlikleri bir başka yönden olur. Şöyle ki: Bir kere ölülerle övünmek de neyin nesi? Ölülerle övünmek düzgün bir yol değildir. Ya da üçüncü bir yön daha vardır. Onlar kendilerinin hiçbir şekilde dahli bulunmayan işlerle övünüyorlardı. Çünkü onlar mallarla, evlatlarla övünmekteydiler. Oysa bunlar, onlara Allah Teâlâ’nın mahza lütfu ve ihsanı olmaktadır. O’nun yarattığı güzelliklerdir. Bütün bunlarda onların içinde bulundukları beyinsizliğin ve ahmaklığın belirtilmesi söz konusudur.

      Bu sebeplerin belirtilmesiyle yapılan tenkit ve ayıplama yapılan ifade, en doğrusunu Allah bilir ya, sadece kâfirlere ait olan inkâr haline özgü de değildir. Çünkü bu hasletler bazı hallerde müminlerin başına da gelebilecek durumlardır. Allah Teâlâ bu şekilde onları ayıpladı ki o, aynı zamanda müminler için de bir hatırlatma ve öğüt olsun. Eğer burada kâfirler özel olarak anılsaydı ve konu sadece onlara özgü kılınsaydı o takdirde müminler belki de bu gibi durumlara düşmekten kaçınmayabilirlerdi. Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.) bu sûreyi okuyunca şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu malım malım diyor oysa malından senin olan sadece yiyip tükettiğindir!” Bu da gösteriyor ki sûrede söz konusu olan vaid, sadece kâfirlere özgü olmayıp müminlerin de ibret alması için genel olmaktadır. En doğrusunu Allah bilir.

      Kabirleri ziyaret edinceye kadar. Bu beyan, gerçekten ölülerin ziyaret edilmesinden de bahsetmiş olabilir. Bu takdirde şöyle bir anlama gelir. Allah Teâlâ, akıbetlerinin inkâr olması halinde çoklukla övünmenin onlara fayda vermeyen işlerden olduğunu hatırlatıyor. Şu yorum da muhtemeldir: Yani çoklukla övüne övüne nihayet mezara girdiniz. O anda Allah Teâlâ’nın üzerinizdeki hakkını düşündünüz, fakat artık iş işten geçmişti, size onun hiç faydası olmamıştı. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Elhâküm (ألهاكم)

        İbn Fâris, "l-h-v" (lam-he-vav) kökünden türeyen kelimenin temel anlamının, kişiyi asıl ilgilenmesi ve odaklanması gereken önemli, ciddi işlerden alıkoyan, oyalayan ve meşgul eden şey olduğunu belirtir; bu bağlamda kelimenin insanı asıl gayesinden saptıran ve zihnen başka yöne çeken bir etkiye işaret ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "lehv" kavramının insanı oyalayıp asıl maksadından ve ciddiyetten uzaklaştıran her türlü meşguliyet olduğunu ifade ederek, kelimenin buradaki formunun "sizi oyaladı, gafil kıldı" anlamında, insanın hakikatten uzaklaşma ve geçici heveslere dalma durumunu betimlediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği çerçevesinde kelimeyi Câhiliye dönemi değer yargılarıyla hesaplaşma bağlamında ele alır ve "lehv" kavramının, insanın ahiret gibi nihai ve ciddi bir gerçeklik yerine geçici dünya hayatının oyun, eğlence ve rekabetine dalarak varoluşsal bir körlük yaşaması anlamına geldiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın edebi ve retorik yapısındaki çarpıcı vurgusuna dikkat çekerek, bu oyalama eyleminin insanın iradesini adeta uyuşturan, gerçeği görmesini engelleyen ve onu ansızın kabre kadar sürükleyen psikolojik bir gaflet hali yarattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamına işaret ederek, Mekke toplumundaki güç ve servet tutkusunun, insanı varoluşsal hakikatten, ahlaki ilkelerden ve uhrevi sorumluluktan alıkoyan, zihnini uyuşturan temel bir "oyalanma" ve "yabancılaşma" vesilesi olarak formüle edildiğini ifade eder.

        Et-Tekâsür (التكاثر)

        İbn Fâris, kelimenin "k-s-r" (kef-se-ra) kökünden geldiğini, bu kökün azlığın zıddı olarak çokluk, bolluk ve yığılma anlamları taşıdığını, "tefa'ul" babında gelen "tekâsür" formunun ise karşılıklı olarak çoklukla övünme, mal, mülk ve evlat çokluğu yarışına girme eylemini ifade ettiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin salt pasif bir birikimden ziyade, insanların birbirlerine karşı servet, güç ve statü gösterişine girmesi, dünya nimetlerini ihtirasla çoğaltma ve bununla başkalarına üstünlük taslama yarışı olduğunu belirtir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin tefsiri bağlamında kelimenin dönemin sosyolojik gerçekliği olan mal, mülk, aşiret mensupları ve evlat sayısıyla birbirine karşı böbürlenme, kibre kapılma ve gururlanma eylemine karşılık geldiğini aktarır. Theodor Nöldeke, kelimeyi erken dönem Mekke surelerinin karakteristik bir teması olarak değerlendirir ve bu kavramın, Mekke'nin ticaret aristokrasisine özgü sınıfsal kibri, doymak bilmez ekonomik hırsı ve rekabetçi tüccar zihniyetini eleştiren sosyo-ekonomik bir arka plana sahip olduğunu analiz eder. Toshihiko Izutsu, Câhiliye dönemi ahlak sistemini incelerken "tekâsür" kavramının kabileci toplum yapısında soy, akraba çokluğu ve maddi güç ile övünme şeklindeki şövalyece kibrin doğrudan bir yansıması olduğunu, Kur'an'ın ise bu dünyevi çoğaltma yarışını şiddetle reddedip yerine takva eksenli yeni bir değerler sistemi inşa ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, kavramın Kur'an'ın hitap ettiği ilk kitlenin ticari ve dünyevi zihniyetini yansıttığını, mal biriktirme ihtirasının insanı kendi sonluluğunu düşünmekten alıkoyan varoluşsal bir sapma olarak edebi bir sarsıcılıkla sunulduğunu dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kavramın modern çağdaki tüketim hırsıyla ve kapitalist biriktirme tutkusuyla benzerlik taşıyan tarihsel bir arkaplana sahip olduğunu, insanın sahip olma ve tüketme odaklı sonu gelmez bir rekabet içine girerek asıl insani ve ahlaki değerlerden uzaklaşmasını ifade eden derin bir sosyo-psikolojik kriz durumu olarak okunması gerektiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X