Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekvir Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekvir Sûresi, 28. Ayet

    لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَق۪يمَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Limen şâe minkum en yestekîm(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Özellikle sizden doğru yolda gitmek isteyenler için."

      En doğrusunu Allah bilir ya, bu beyanın yorumu şöyledir. Bu Kur'ân doğru yola girmek isteyen herkes için bir öğüttür. O, özü itibariyle hem öğüt (zikir) hem delil hem de hidâyettir. Hal böyle iken ondan ancak doğru yola girmek isteyenler yararlanır, hidâyet isteyen onun hidâyeti ile hidâyet bulur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "O takvâ sahipleri için bir hidâyettir". O özü itibariyle hidâyettir, ancak onunla hidâyete erenler müttakî olmaktadır. Eğer kişinin takvâsı yoksa o Kur'ân'ın aydınlığına karşı kördür ve Kur'an onun için sade birtakım nâmelerden ibarettir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Sen ancak o zikre uyanı ve görmediği halde Rahmândan korkanı uyarabilirsin. İşte böylesini hem bir af hem de değerli bir ödülle müjdele". O aslında uyan uymayan herkesi uyarıyordu. Fakat bunun mânası şudur: Onun uyarısından yararlanan kimse sadece Kur'ân'a uyar. Yine Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur: "Elbette bunda basîret sahipleri için büyük bir ibret vardır" Kur'an, haddi zatında özü itibariyle âyetlerdir ne var ki onun âyetlerinden ancak basiret sahipleri yararlanabilmektedir.

      Özellikle sizden doğru yolda gitmek isteyenler için. Bu beyan iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: Dilemenin gerçekleşmesi anlamına gelmesidir. Buna göre yorumu şöyle olur: Kim Allah'ın emri üzere ya da hak üzere yol tutmak dilerse bu zikir -ki o Kur'ândır- onu hak üzere, ilâhî emir üzere yaşatır ve onu hak yola hidâyet eder. Ya da bu fiilin gerçekleşmesi anlamına gelir. Buna göre mâna şöyle olur: Sizden her kim hak ve ilâhî buyruk üzere bulunursa o onun için zikirdir.

      Kural şudur ki meşîet, yani dileme her irade sahibi kimseye ait fiilin özelliğidir. Durum böyle olunca meşîet fiil ile birlikte bulunur. Kişi bir şeyi yaptığı zaman onu dilemiş de olur. Buna göre fiilin ispatı aynı zamanda meşîetin de ispatıdır. Bu yüzden de belirttiğimiz gibi bu yorum yerinde olur. O da birinin diğeri hakkında kinâye kılınmasıdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şâe (شَاءَ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün bir şeyi dilemek, istemek ve bir şeyin vücuda gelmesini murat etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" (dileme) kavramının, bir şeyin kararlaştırılması ve ortaya çıkması için irade buyurulması olduğunu, insana nispet edildiğinde ise bu eylemin mutlak bir özgürlükle değil, ilahi takdirin sunduğu imkan dahilinde gerçekleşen bir yöneliş olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ontolojik yapısındaki yerine dikkat çekerek, insanın dilemesinin (şâe) her zaman Allah'ın dilemesine (şâe) bağlı bir alt kategori olarak kurgulandığını, ancak buna rağmen insana ahlaki bir sorumluluk yükleyen cüzi bir irade alanının bu kelimeyle tanındığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada insanın hidayeti seçme konusundaki özgür iradesine vurgu yaptığını, ilahi mesajın (Zikr) tüm insanlığa sunulmuş bir imkan olduğunu ve bu imkandan yararlanmanın kişinin kendi samimi dilemesine ve tercihine bırakıldığını aktarır.

        Yestekîm (يَسْتَقِيمَ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün bir şeyin dik durması, dosdoğru olması, eğriliğin ve sapmanın zıddı olan istikamet anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin herhangi bir tarafa meyil göstermeden orta yol üzere bulunmak manasına geldiğini, ayette doğrudan ahlaki ve inançsal bir doğruluğu, Kur'an'ın sunduğu hidayet yolunda kararlılıkla yürümeyi ifade ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin "istif'âl" babında gelmesinin, bu doğruluğun sadece bir anlık bir yöneliş değil, süreklilik arz eden bir çaba ve bu doğru yolda sabit kalma arzusu olduğunu vurguladığını aktarır. Toshihiko Izutsu, "istikamet" kavramının Kur'an'ın ahlak sisteminde merkezî bir yer tuttuğunu, bunun insanın iç dünyasındaki niyet ile dış dünyadaki eylemlerinin ilahi rıza doğrultusunda tam bir uyum ve dürüstlük içinde olması anlamına geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kullanımına dikkat çekerek, bu fiilin muhatabın önüne konulan irade imtihanının nihai hedefi olduğunu; kişinin sadece inanmasını değil, hayatını bu inanç doğrultusunda sarsılmadan "dosdoğru" bir çizgiye çekmesini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kök anlamındaki "kıyam" (ayakta durma) özelliğine vurgu yaparak, istikametin insanın manevi şahsiyetini ilahi hakikatler temelinde dimdik tutması ve sapkınlıklara karşı dirençli bir duruş sergilemesi manasına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Kur'an'ın çağrısına uymak isteyenler için belirlenen rotayı tanımladığını, hidayete yönelmenin ve bu çizgide istikrar sağlamanın insanın kendi iradi tercihiyle gerçekleşen ahlaki bir tekamül olduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X