Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekvir Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekvir Sûresi, 26. Ayet

    فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-eyne teżhebûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Öyleyse nereye gidiyorsunuz?"

      Size ona itaati ve tâbi olmayı gerekli kılan kanıtlar gelmiş iken ona itaat ve tâbi olmaktan ayrılıp da nereye gidiyorsunuz?!

      Öyleyse nereye gidiyorsunuz? Bahsedilen bu yorumdan gayrı başka izahlar da mümkündür: Birincisi şöyledir: Hz. Muhammed'in (a.s.) size getirmiş olduğu bu Kur'ân var ya, o onu Allah katında çok değerli olan bir elçiden (Cibrîl) almaktadır. Hal böyle iken siz ona iman etmezseniz, o takdirde siz sadece şeytanın sözüne gidiyor olacaksınız.

      Öyleyse nereye gidiyorsunuz? Yani nereye sığınacaksınız, şeklinde de yorumlanabilir. Allah Teâlâ'ya inanmamanız, âhiret hayatını inkâr etmeniz, Hz. Peygamber'in (a.s.) size haber verdiği vahiyleri tasdik etmemeniz halinde, size Allah'ın azabı ve gazabı geldiğinde nereye kaçacaksınız. Hz. Peygamber'in (a.s.) uyarmış olduğu azapla yüzleştiğiniz zaman kime sığınacaksınız. Bu şu ilâhî beyan gibidir: "De ki: "Beni ve beraberimdekileri Allah öldürse de bizi esirgerse de (âhiret ümidimiz bâkidir); peki söyler misiniz, inkârcıları (âhiretteki) can yakıcı azaptan kurtaracak olan kimdir?"

      Ya da şöyle bir yorum yapılabilir: Allah Teâlâ'ya inanmadığınız, Hz. Muhammed'in (a.s.) getirdiklerinin doğruluğu birtakım mûcizelerle sizce sabit olmuş iken onun getirdiği vahiylere tâbi olmadığınız zaman bütün bunlardan sonra hangi sözü tasdik edecek ve nereye gideceksiniz. Bu, şu ilahi beyan gibidir: "Göklerin ve yerin egemenliği üzerinde, Allah'ın yarattığı her bir nesne üzerinde ve kendi ecellerinin yaklaşmış olabileceği hususunda hiç kafa yormadılar mı? Ona değilse hangi söze inanacaklar?"​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tezhebûn (تَذْهَبُونَ)

        İbn Fâris, z-h-b kökünün temel anlamının geçip gitmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere hareket etmek ve yönelmek olduğunu, bu bağlamda kelimenin hakikati terk edip yanlış bir yöne sapmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin uzaklaşmak ve gitmek manasına geldiğini, ayette doğrudan fiziksel bir gidişten ziyade müşriklerin zihinsel ve ruhsal savrulmalarını nitelediğini, bu kadar apaçık ilahi deliller karşısında akıllarını ve inançlarını hangi asılsız yöne çevirdiklerinin sorgulandığını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin istifham (soru) bağlamında kullanılarak, hakikat bütün netliğiyle ortadayken insanların hangi batıl yola saptıklarını ve bu kaçışın ne kadar anlamsız olduğunu vurguladığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına ve retorik vuruculuğuna odaklanarak; önceki ayetlerde evrensel yıkımın tasvir edilmesi ve vahyin ilahi kaynağının eşsiz bir dille ispatlanmasının hemen ardından muhataba yöneltilen bu ani "gidiş" sorusunun, hakikatten kaçmaya çalışan insanın trajikomik halini ve tutarsızlığını sarsıcı bir dille yüzüne vurduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin muzari (şimdiki/geniş zaman) formunda gelmesinin, müşriklerin hakikati inkar konusundaki inatçı ve sürekli kaçış eylemlerine işaret ettiğini, bu gidişin sonu olmayan karanlık bir sapkınlık hali olarak resmedildiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki Mekkeli müşriklerin rasyonel temelden yoksun itirazlarına yönelik son derece çarpıcı bir ilahi sorgulamayı temsil ettiğini, peygamberin eminliği ve Kur'an'ın şeytani bir söz olmadığı böylesine güçlü argümanlarla kanıtlanmışken muhatapların bu gerçeklikten kaçıp hangi akıl dışı mazeretlere sığındıklarının kınayıcı bir dille sorulduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X