Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekvir Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekvir Sûresi, 24. Ayet

    وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَن۪ينٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ huve ‘alâ-lġaybi bidanîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O, gayba ait bilgileri sizden esirgemez."

      "Bi zanîn" diye de okunmuştur. Ebû Ubeyde dedi ki: Zanîn şekli daha uygundur. Çünkü "zanîn" müttehem, zanlı; "danîn" ise cimri demektir. Bu âyetle reddedilinceye kadar Hz. Peygamber'i (a.s.) cimriliğe nispet eden hiçbir kimse olmamıştır. Buna mukabil onlar gayptan bilgi aldığına dair, yani Kur'ân hakkında ona ithamda bulunmaktaydılar. Onlar "Onu ona illâ ki bir beşer öğretiyor" o, Allah katından değil, diyorlardı. Ayrıca şöyle diyorlardı: "Bu onun uydurduğu bir düzmeceden başka bir şey değildir". İşte bundan dolayı Allah Teâlâ müşriklerin, hakkında yaptıkları bu ithamlardan ötürü "ve mâ huve ale'l-ğaybi bi-danîn" kavl-i celîli ile onu temize çıkardı ve onun gayba, yani Kur'ân'a dair bir töhmet altında olmadığını ifade buyurdu.

      Dad harfi ile okuyanlar açısından birkaç izah şekli mümkündür: Onlardan biri Ebû Bekir el-Esammın belirttiği şu husustur: Hz. Peygamber (a.s.) Allah Teâlâ'nın kendisine öğretmiş olduğu bilgileri, ulemâdan birtakım insanların yaptığı gibi, ashabının hiçbirinden asla esirgemezdi. Çünkü ulemâ kendilerine gidip gelenlere bildikleri bütün ilimleri, artık kendilerine ihtiyaç duymayacakları şekilde tam olarak öğretmek istemezler. Oysa Hz. Peygamber (a.s.) bildiği bütün ilimleri ashabına öğretmek isterdi, o öğretme işini herkesin öğrnenme kabiliyetine bağlı olarak sürdürürdü. Cimrilik ya da kendisine saklamak gibi bir kasıtla onlara bildiklerini öğretmekten asla geri durmazdı.

      Allah Teâlânın onu temize çıkarmasının sebebi şu da olabilir: Sahâbe içinde Resûlullah'ın (a.s.) bildiği bazı bilgileri ashaptan sadece belli başlı kimseler ile paylaştığını, bir kısmından ise bunu esirgediğini zannedenler vardı. Onun bilgilerini bazılarına öğretip de diğerlerine öğretmemesi dışarıdan bakıldığında cimrilik gibi algılanabilmektedir. O gayba dair bilgileri sizden esirgemez buyruğu işte bu gibi bir zanda bulunanların iddialarını yalanlamış olmaktadır. Bu durum Hz. Peygamber'den (a.s.) rivayet olunan şu buyrukta da vardır: "Hilali görünce oruç tutmaya başlayın, hilâli görünce de bayram yapın!" Sanki Hz. Peygamber bu sözünü, ümmeti içerisinde ayı oruçla karşılamak isteyenlerin varlığını bilmesi sonucu söylemiştir. Bu haliyle o, ayı birkaç gün öncesinden oruçla karşılayanların hata ve cahilliklerini kendilerine göstermek ve yaptıklarıyla hakka isabet etmediklerini onlara belirtmek istedi. Sözünü ettiğimiz konuda da durum aynıdır.

      Sonra "gayp"tan maksadın Kur'ân olduğu yorumunu yapmışlardır. Bize göre ise maksat hem Kur'ân hem de Allah'ın peygamberini (a.s.) özel olarak bilgilendirdiği her bilgidir.

      Esirgemenin Allah'ın peygamberine ikramda bulunduğu şefaate yönelik olması da mümkündür. Onun şefaati ümmetinden belli kimselere yönelik olmayacak aksine hepsini kapsayacaktır. Bu anlamda, ümmetin kendisine ittibâ edip boyun eğmesine teşvik vardır.

      Bir başka yorum da mümkündür: O Allah'ın kendisine gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetmesi şeklinde lütufta bulunduğu nimetlerin şükrünü eda etmekte cimrilik yapmaz. Aksine şükrü eda etmekte öyle bir gayret içinde olur ki belirtildiği gibi namazda kıyam yüzünden ayakları şişmişti de "Allah, senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetmedi mi, neden böyle kendini yoruyorsun?!" diyenlere "Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı!" buyurmuştu.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Gayb (الْغَيْبِ)

        İbn Fâris, ğ-y-b kökünün temel anlamının bir şeyin gözden kaybolması, perdelenmesi, gizlenmesi ve duyuların idrak sınırlarının ötesinde kalması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gözle görülmeyen, insanın duyularıyla ve sıradan akıl yürütme yöntemleriyle ulaşılamayan gerçeklikleri ifade ettiğini, ayetteki bağlamıyla peygambere Cebrail vasıtasıyla gelen ilahi vahyi ve melekut alemine dair sırları tanımladığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kullanımına dikkat çekerek, Aramice ve Süryanicede de görünmezlik ve gizlilik anlamları taşıdığını, Arapçada ise insanın idrak sınırlarını aşan teolojik alemi nitelemek üzere köklü bir şekilde yerleştiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık tasavvurunda ontolojik alanın "şehadet" (görünen) ve "gayb" (görünmeyen) olarak ikiye ayrıldığını belirterek, bu ayette gayb kelimesinin doğrudan peygamberin mutlak ilahi alandan aldığı bilgiye işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sıradan bir bilinmezlikten ziyade, peygamberin nüfuz ettiği ve vahiy yoluyla muhatap olduğu o yüce, aşkın bilgi kaynağını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde müşriklerin asla ulaşamayacağı, ancak peygambere açılan ve ona öğretilen ilahi vahiy alanı ile meleklerin boyutu gibi metafizik gerçeklikleri kapsadığını aktarır.

        Danîn (ضَنِينٍ)

        İbn Fâris, d-n-n kökünün temel anlamının cimrilik yapmak, kıskanmak, değerli bir şeyi başkasından esirgemek ve onu kendine saklamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sıradan bir cimrilikten ziyade, çok kıymetli ve nadide bir şeyi başkalarıyla paylaşmaktan kaçınma manasına geldiğini, ayette peygamberin kendisine verilen o yüce vahiy bilgisini insanlardan asla esirgemediği ve tebliğde hiçbir cimrilik göstermediği gerçeğini ifade ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "danîn" (ض) şeklinde okunduğunda peygamberin vahyi tebliğde cimri olmadığı ve ilahi sırları saklamadığı anlamına geldiğini; ancak diğer meşhur kıraat olan "zanîn" (ظ) şeklinde okunduğunda ise z-n-n kökünden gelerek peygamberin gayb haberleri konusunda töhmet altında bırakılabilecek, şüphe duyulacak ve yalancılıkla itham edilecek bir kimse olmadığını anlattığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi yapısına odaklanarak, peygamberin sahip olduğu ilahi bilgiyi tıpkı kahinler gibi şahsi bir çıkar, ücret veya gizem unsuru olarak kendine saklamadığını, vahyi iletme konusundaki şeffaflığını ve cömertliğini son derece vurucu bir dille yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, peygamberin vahyi olduğu gibi, eksiltmeden veya herhangi bir menfaat gözeterek gizlemeden aktardığını, onun elçilik görevindeki bu mutlak vericiliğinin "danîn" (cimri) olmaması ile vurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin doğrudan müşriklerin iddialarına verilmiş bir cevap niteliği taşıdığını, peygamberin bu muazzam ilahi bilgiyi elde ettikten sonra onu kendi tekeline almadığını, bedel karşılığı satanlardan olmadığını ve hiçbir ayrım gözetmeksizin herkese eşit, cömert bir şekilde ulaştırdığını aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X