Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekvir Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekvir Sûresi, 20. Ayet

    ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żî kuvvetin ‘inde żî-l’arşi mekîn(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      19-20. "O Kur'ân gerçekten değerli, güçlü ve arşın sahibi katında itibarlı bir elçinin sözüdür."

      Değerli ve Güçlü Elçi: Cebrail

      O Kur'ân gerçekten bir elçinin sözüdür. Yemin edilen nesne veya olay işte bu ve sonraki "Bu kadar beraber yaşadığınız kişi kesinlikle mecnun değildir" sözüdür. Ayetin yorumu şöyledir: Muhammed'in size getirdiği var ya, onu o Rabb'inden gelen bir elçi aracılığı ile almaktadır ki o da Cibrîl aleyhisselâmdır. Diğer yandan burada söz, kendisinden duyulduğu için elçiye nispet edilmiştir, yoksa sözün ona ait olması söz konusu değildir. Nitekim bir başka ilâhî beyanda şöyle buyurulmaktadır: "Ve eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, Allah'ın sözünü duymasına fırsat vermek için onu koruma altına al". Burada da gereğine uygun olarak onu "kelâmullah", yani "Allahın sözü" diye isimlendirmiştir.

      Güçlü ve arşın sahibi katında itibarlı. Elçinin güçlü diye nitelenmesinde iki nükte vardır: Birincisi belirttiğimiz gibi bunda cin ve şeytan düşmanları tarafından herhangi bir şekilde değiştirilemeyeceğine dair bir güvence bulunduğunun açıklaması vardır. Zira o gücü ile bunu önleyecek ve ona erişme imkânı bulamayacaklardır ki değiştirmeye, yerine başkasını koymaya kalkışabilsinler. Onun özünde güven veren biri olduğunu belirtmesi, onun açısından insanlar arasında bir güven sorunu olmadığının bildirmek içindir. Ya da onu kuvvetli olarak nitelemesi Hz. Muhammed'e düşmanlık yapmakta olanlara korku salmak ve onları uyarmak içindir. Bu durumda onlara demiş oluyordu ki onun yanında kendisine dokundurmaya yelteneceğiniz her türlü kötülüğü ve tuzağı bertaraf edecek güçlü biri vardır. Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.) Cibrîl aleyhisselâma şunu sordu: "Allah seni güçlü olarak nitelemektedir, peki senin kuvvetinin etkisi nedir?" O da şöyle cevap verdi: Allah Teâlâ beni Lût kavminin helâk edilmesine memur ettiği zaman tek bir kanatla onların memleketlerini yerlerinden söktüm ve göğe kaldırdım, sonra da beldelerinin altlarını üstlerine getirdim". Kaldı ki bizim onun kuvvetinin derecesini bilmeye ihtiyacımız yoktur, bizim ihtiyacımız olan "Mâna nedir ve kuvvetin belirtilmesindeki hikmet nedir?", onu bilmektir.

      Arşın sahibi katında itibarlı. Eğer arştan maksat "mülk" ise o zaman mâna şöyle olur: Mülk sahibinin katında itibarlı. Mülk sahibi kudret ve mevki sahibi demektir. Denildi ki: Arş taht demektir. Eğer öyle ise o takdirde yorumu: Hükümranlık tahtı sahibi katında itibarlı, demek olur.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kuvve (قُوَّةٍ)

        İbn Fâris, k-v-v kökünün zayıflığın zıddı olarak sağlamlık, direnç, şiddet ve güç anlamına geldiğini, kelimenin ayette vahiy meleğinin ilahi emri yerine getirmedeki muazzam fiziksel ve manevi kapasitesini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem bedensel hem de zihinsel ve ruhsal yetkinliği kapsadığını, burada Cebrail'in ilahi mesajı taşırken dış etkilere karşı koyabilme ve emri eksiksiz uygulama gücünü anlattığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesinde yaygın bir kullanıma sahip olduğunu ve Arapçada gücü tanımlayan en temel kavramlardan biri olarak köklü bir şekilde yerleştiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamının Mekkeli müşriklerin vahyin şeytanlar veya cinler tarafından getirildiği yönündeki iddialarına çok net bir cevap olduğunu, Cebrail'in bu mesajı koruyacak ve yolda hiçbir dış müdahaleye izin vermeyecek mutlak ve aşılmaz bir güce sahip olduğunun vurgulandığını aktarır.

        Arş (الْعَرْشِ)

        İbn Fâris, a-r-ş kökünün temel anlamının yüksekte olan bir yapı, tavan, çardak ve bilhassa hükümdarların oturduğu taht olduğunu, kelimenin gücü, otoriteyi ve mülkü temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen üzerine çıkılan yüksek mekan manasına geldiğini, ancak dini terminolojide Allah'ın mutlak hükümranlığını ve evren üzerindeki sonsuz kudretini ifade eden en yüce makam olarak kullanıldığını, ayette meleğin bu yüce makama olan yakınlığının anlatıldığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice veya Süryanicede taht, yatak veya divan anlamına gelen formlarla güçlü etimolojik bağları olduğunu, Arapçaya dini ve siyasi bir terim olarak kadim dönemlerde geçtiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin mecazi bir kullanımla ilahi yönetimin ve evrensel idarenin merkezini sembolize ettiğini, meleğin güvenilirliğinin ve taşıdığı mesajın değerinin bu yüce makamla ilişkilendirilerek pekiştirildiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin doğrudan nüzul ortamındaki Arap toplumunun siyasi tasavvurunda yer alan krallık ve taht imgesinden hareketle ilahi otoritenin mutlak merkezini simgelediğini, vahiy meleğinin doğrudan bu merkeze, yani mutlak kudret sahibine yakınlığının mesajın kaynağındaki sarsılmazlığı ve ciddiyeti gösterdiğini aktarır.

        Mekîn (مَكِينٍ)

        İbn Fâris, m-k-n kökünün temel anlamının bir yerde sabit olmak, kök salmak, yerleşmek ve nüfuz sahibi olmak olduğunu, kelimenin bir makamda sarsılmaz bir konuma ve yüksek bir itibara sahip olan, yetkili kişileri tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kişinin bulunduğu mertebede güç sahibi olması ve büyük değer görmesi manasına geldiğini, ayette Cebrail'in ilahi huzurda son derece yetkin, saygın ve yeri değiştirilemez bir manevi rütbede bulunduğunu ifade ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Allah katındaki yüksek dereceyi, şerefi ve meleğin ilahi hiyerarşide diğer melekler arasındaki üstün otoritesini anlattığını aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin meleğin sıradan veya geçici bir ulak olmadığını, melekut aleminde çok güçlü, itibarlı ve sarsılmaz bir konuma sahip özel bir elçi olduğunu gösterdiğini, bu durumun vahyin kalitesini ve dokunulmazlığını garanti altına alan bir unsur olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın vahiy elçisinin ilahi divanda başköşeye sahip, sözü dinlenen ve yetkisi son derece geniş bir varlık olduğunu tasvir ettiğini, müşriklerin vahye ve peygambere yönelik küçümsemelerine karşı elçinin o yüce alemdeki devasa prestijinin ve sarsılmaz konumunun edebi bir dille ortaya konduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X