Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekvir Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekvir Sûresi, 18. Ayet

    وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-ssubhi iżâ teneffes(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,"

      Tan yeri ağardığı ve yükseldiği zamana andolsun! Gecenin ve gündüzün ardarda yönelmesinde yüce kudret ve saltanatın ispatı vardır. Şöyle ki: Gecenin karanlığı ortalığı bürüdüğü zaman her şeyi örter, öyle ki hiç kimse bu örtüden kaçış yeri bulamaz. Bu kısa bir süre içinde olur. Sonra gündüz yöneldiği zaman nesneler üzerindeki örtüyü çeker ve perdeyi açar. Eğer bir kimse her türlü çare ve esbaba sarılarak bütün varlık üzerine örtü çekmek istese buna asla imkân bulamaz. Keza onların üzerindeki örtüyü kaldırmaya yeltense asla onu da başaramaz. Allah, bunu onlara hatırlatarak bilmelerini istedi ki kudreti böyle bir işi yapmaya gücü yeteni asla hiçbir şey aciz bırakamaz ve ölümden sonra insanları diriltmek O'nun için imkânsız olamaz. Aksine O, onları diriltmeye ve mahşere sürmeye kādirdir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Subh (الصُّبْحِ)

        İbn Fâris, s-b-h kökünün temel anlamının kızıllık ve rengin parlaklaşması olduğunu, sabah vaktine de ufukta beliren kızıl ışıkların gecenin karanlığıyla oluşturduğu zıtlık ve yeryüzünü aydınlatmaya başlaması sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin günün başlangıcını, ışığın ufukta yayılıp görünür hale gelmesini ifade ettiğini, karanlığın ardından gelen ilk aydınlık evresini tanımladığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin temel Sami dillerinde sabah ve şafak vakti anlamlarında ortak bir kökene dayandığını, Arap dilinde de İslam öncesi dönemden itibaren günün ilk ışıklarını nitelemek üzere yerleşik bir kullanıma sahip olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, erken Mekkî surelerdeki yemin (kasem) pasajlarında sabah aydınlığının gecenin karanlığıyla oluşturduğu edebi zıtlığa değinerek, kelimenin apokaliptik gerilim içinde karanlığın ve boğuculuğun dağılıp ilahi aydınlığın ortaya çıkışını simgeleyen umut verici bir unsur olarak kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin doğrudan nüzul ortamının doğa algısına hitap ettiğini, karanlığı yırtarak ortaya çıkan bu muazzam fiziksel hadisenin vahyin gerçekliğini ve aydınlığını muhataba onaylatmak için üzerine yemin edilen güçlü bir kozmik argüman olduğunu aktarır.

        Teneffes (تَنَفَّسَ)

        İbn Fâris, n-f-s kökünün can, nefes ve genişlemek anlamlarına geldiğini, kelimenin ayette tefa'ul babında kullanılarak sabahın aydınlığının yavaş yavaş genişlemesi, ufka yayılması ve karanlığın yarattığı darlıktan kurtularak ferahlaması manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin nefes almak ve sıkıntıdan sonra ferahlığa çıkmak anlamını taşıdığını, ayette sabahın atışının tıpkı bir canlının derin bir nefes alarak rahatlamasına benzetildiğini, ışığın peyderpey yayılmasının nefes eylemiyle edebi bir şekilde tasvir edildiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin son derece ince bir mecaz barındırdığını, fecrin ufukta yavaş yavaş açılıp gün ışığının kademe kademe yeryüzüne inmesinin, soluklanarak dışarıya nefes verme eylemine benzetildiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına ve teşhis (kişileştirme) sanatına odaklanarak, durağan bir zaman dilimi olan sabahın yaşayan, soluk alıp veren canlı bir varlık olarak sunulmasının muazzam bir edebi zarafet taşıdığını; bir önceki ayetteki gecenin ağır atmosferinin ardından gelen sabahın "nefes alması" eyleminin muhatapta sarsıcı bir psikolojik ferahlama, aydınlanma ve uyanış hissi yarattığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin yapısal formunun (tefa'ul) bir eylemin kademeli ve sürekli oluşuna işaret ettiğini, sabahın aydınlığının aniden değil, tıpkı düzenli alınan bir nefes gibi ahenkle, ritmik ve canlı bir şekilde ufka yayıldığını vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin hitap edilen toplumun şiirsel ve görsel tasavvurunun ulaştığı zirvelerden birini yansıttığını, gece karanlığının boğuculuğundan sıyrılan tabiatın sabah rüzgarları ve ilk ışıklarla birlikte adeta ciğerlerini doldurarak derin bir nefes almasının muazzam bir canlılıkla canlandırıldığını aktarır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X