Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tekvir Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tekvir Sûresi, 14. Ayet

    عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Alimet nefsun mâ ahdarat

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kişi neler yaptığını öğrenmiş olacaktır."

      Yani hayır ve şer namına her ne hazır etti ise onu bilmiş olacaktır. Şu ilâhî beyanda olduğu gibi: Herkesin yaptığı iyiliği de işlediği kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı gün...

      Ya da meleklerin hazır ettikleri amellerinin kayda geçirildiği defterlerinde olanı bilecekler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Alimet (عَلِمَتْ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyin izini sürmek, onu diğerlerinden ayırt edecek bir işarete sahip olmak ve bir şeyi kesin olarak bilmek, idrak etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyin hakikatini şeksiz şüphesiz idrak etmek olduğunu, bu ayette kıyamet sahnelerinin ardından insanın dünyada yapıp ettiği her şeyin sonucunu apaçık bir şekilde kavramasını ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bilgi kavramının Kur'an'daki semantik alanına değinerek, buradaki bilmenin sadece zihinsel bir eylem olmadığını; varoluşsal bir uyanışı, evrensel yıkımın ardından gelen mutlak gerçeği idrak etmenin getirdiği sarsıcı yüzleşmeyi anlattığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin surenin başından beri anlatılan dehşet verici kozmik ve uhrevi olayların nihai sonucunu teşkil ettiğini, insanın o gün her şeyi ayan beyan bilip kendi eylemlerinin neticesiyle eksiksiz bir yüzleşme yaşayacağını aktarır.

        Nefs (نَفْسٌ)

        İbn Fâris, n-f-s kökünün temel olarak can, kan, bir şeyin zatı ve özü anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nefsin insanın ruhu veya bizzat kendisi manasında kullanıldığını, burada nekra (belirsiz) formda gelmesinin istisnasız her bir bireyi, hesaba çekilecek her bir canı kapsadığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin nekra formda kullanılmasının edebi gücüne dikkat çekerek, bunun bütün insanlığı tek tek kapsayan evrensel bir genellik bildirdiğini ve her bireyin kendi yapayalnız dünyasında kendi amelleriyle baş başa kalacağı o mutlak ferdileşme anını vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin tekil formda kullanılmasının, evrensel yıkımın yarattığı kaos içinde insanın kendi varlığıyla, tercihleriyle ve eylemleriyle mutlak bir yalnızlık içinde hesap vereceği o dramatik anın altını çizdiğini ifade eder.

        Ahdaret (أَحْضَرَتْ)

        İbn Fâris, h-d-r kökünün bir yerde bizzat bulunmak, mevcut olmak ve göz önünde olmak (gaybın ve yokluğun zıttı) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyi hazır etmek, huzura getirmek manasında olduğunu, bu ayette insanın dünyada işlediği iyi veya kötü tüm amellerinin kıyamet gününde fiziki bir varlık gibi göz önüne getirilmesini ve insanın kendi eylemleriyle bizzat yüzleştirilmesini ifade ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin if'âl babında gelmesinin, insanın lehine veya aleyhine olan, dünyada yaptığı tüm işleri ahirette yanında somut bir şekilde hazır bulmasını ve ilahi mahkemeye bizzat kendi elleriyle sunmasını anlattığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin dünyadaki eylemlerin hiçbirinin kaybolmadığını, aksine ahirette inkar edilemez somut bir gerçeklik olarak insanın karşısına dikileceğini ve hesap anında o kişinin dünyadan "ne hazırlayıp getirdiği" gerçeğinin mutlak surette hazır bulunacağını belirttiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X