وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tekvir Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
"Doğuracak develer başı boş bırakıldığında;"
"el-İşâr" üzerinden on ay geçmiş gebe deve demektir. Sahibi nazarında en değerli maldır. Allah Teâlâ bildiriyor ki o günde sahipleri, doğumu yakın bu develeri bırakacaklar, kendi başlarının derdine düşmeleri yüzünden onlara bakamayacaklardır. Bu şu ilâhî beyanda anlatıldığı gibidir: "Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutacak, her gebe kadın karnındaki çocuğu düşürecektir. Ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi göreceksin; çünkü Allah'ın azabı (kıyâmetin dehşeti) çok çetindir!"
Yorum
-
Işâr (الْعِشَارُ)
İbn Fâris, a-ş-r kökünün on sayısıyla ilişkili olduğunu, kelimenin hamileliğinin onuncu ayına girmiş ve doğurması yaklaşmış, dolayısıyla Araplar için en kıymetli mal sayılan dişi develer için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin onuncu ayındaki hamile develeri ifade ettiğini, bu hayvanların bedeviler için en değerli servet olduğunu ve ayette insanların kıyamet dehşetiyle en kıymetli mallarından bile vazgeçeceklerini vurgulamak için seçildiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin spesifik Arap kültürel bağlamına ait olduğunu, kökünün on sayısı ile bağlantılı Sami kökenli bir yapı taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın nüzul ortamındaki semantik alanına dikkat çekerek, bu kelimenin doğrudan o günkü Arap toplumunun değer dünyasına hitap ettiğini, kıyametin psikolojik dehşetini anlatmak için bedevinin hayattaki en büyük güvencesi ve serveti olan gebe devenin anılmasının muazzam bir imge olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekke surelerindeki yerel imgelerin kullanımına değinerek, kelimenin apokaliptik sahnede insanın dünyevi bağlılıklarının ve en değerli mülkiyet formlarının aniden anlamsızlaşmasını dramatik bir dille aktarmak için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul toplumunun sosyolojik ve ekonomik gerçekliğiyle birebir örtüştüğünü, on aylık gebe bir devenin o toplumda dönemin en lüks servetlerine denk geldiğini, ayetin bu spesifik örnek üzerinden genel bir mesaj vererek insanın üzerine titrediği mallarından gözünü ayıracağı dehşet anını resmettiğini aktarır.
Uttılet (عُطِّلَتْ)
İbn Fâris, a-t-l kökünün temel anlamının bir şeyin boş kalması, terk edilmesi veya süssüz ve takısız olması olduğunu, bu bağlamda en kıymetli develerin çobansız, sahipsiz ve bakımsız bırakılması manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyin işlevsiz kalması, ihmal edilmesi ve serbest bırakılması anlamlarını taşıdığını, ayette en kıymetli malların bile kıyamet korkusuyla sahipleri tarafından umursanmayarak başıboş terk edilmesini ifade ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin, develerin sağılmadan, korunmadan ve ilgilenilmeden kendi hallerine terk edilmesi olayını anlattığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin edilgen yapısının, mülkiyet ilişkisinin radikal bir şekilde kopuşunu temsil ettiğini, insanın malına olan bağlılığının dışsal bir müdahaleyle değil bizzat olayın içsel dehşetiyle zorunlu olarak "tatil edilmesini", yani tamamen işlevsiz ve önemsiz kılınmasını edebi bir derinlikle yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin edilgen yapıda kullanılmasının, insandaki sahiplenme ve koruma güdüsünün kıyamet sarsıntısı karşısında tamamen çöküşünü anlattığını, kıymetli varlıkların bir anda değersizleşerek kendi kaderlerine terk edilişlerindeki psikolojik boyutu vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin, insanların o dehşet anında tamamen kendi canlarının derdine düşerek, normal şartlarda üzerine titredikleri en değerli mülklerini bile gözden çıkarıp ihmal etmelerini anlattığını belirtir.
Yorum
Yorum