اِذَا الشَّمْسُ كُـوِّرَتْۙۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tekvir Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
"Güneş dürülüp karardığında,"
Bu ilâhî beyan söz başı değildir, aksine daha önce geçen bir sorunun cevabı olmaktadır. Sorunun, kişilerin amelleriyle karşılaşma vakti hakkında olduğu anlaşılıyor. İşte bu soru üzerine de "Güneş dürülüp karardığında..." meâlindeki âyetler inmiş oldu. Buna "Kişi neler yaptığını öğrenmiş olacaktır" âyeti delil olmaktadır.
Bu sûrede, kıyâmet ânının hallerine ve etkilerine işaret vardır. Nitekim "İze's-semâu'nfetarat" sûresinde kıyâmet vaktinin değil de ahvalinin beyanını gerektiren mânayı belirteceğiz.
"Küvvirat" sözcüğü hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları onun aslen Farsça olup Arapçalaştığını, Arapçasının "Ğuvvirat" olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da "ışığı gitti" anlamına geldiğini belirtmişlerdir. Kullanımı şöyledir: "Kevvera'l-leylü ale'n-nehâr", yani "gece gündüzün ışığını ve aydınlığını giderdi".
Tekvîr, yani dürme ve sarmada bir şeyin rengini gözlerden perdeler. "Küvvirati'ş-şems" denilir ve silinerek ışığının gözlerden alıkonulması anlamına gelir. Bu ifadede şu da bildirilmiş olmaktadır: Güneş önce dış yüzü itibariyle silinecek sonra değişim özüne sirayet edecek, çözülüp dağılacak ve yok olacak. Kişi sarığı sarıp da başını görünmez kılınca "Kevvera'l-'imâmete" yani "başına sarığı sardı" denilmesi de aynıdır.
Yorumu Yorumla
-
Şems (الشَّمْس)
İbn Fâris, ş-m-s kökünün belirgin ve görünür bir şeye işaret ettiğini, güneşin de gökyüzündeki en görünür cisim olması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bilinen gök cismini ifade ettiğini, ancak mecazi olarak parlaklık ve baskınlık durumları için de kullanıldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin aslen ortak Sami dil ailesine ait bir kelime (Akatça'da Şamaş, İbranice'de Şemeş) olduğunu ve Arapçaya köklü bir şekilde yerleştiğini vurgular. Theodor Nöldeke ve Angelika Neuwirth, erken Mekkî surelerdeki apokaliptik tasvirlerde güneşin evrenin merkezî ve en sabit unsuru olarak ele alındığını, bu kelimenin bağlam içindeki kullanımının kozmik yıkımın büyüklüğünü vurgulamak için özel olarak seçildiğini ifade ederler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki kullanımının doğrudan Arap toplumunun kozmolojik algısıyla ve gökyüzündeki en güçlü ışık kaynağının durumuyla ilişkili olduğunu belirtir.
Kuvvirat (كُوِّرَتْ)
İbn Fâris, kelimenin k-v-r kökünden türediğini ve temel anlamının bir şeyi toplayıp kendi üzerine sarmak, yuvarlamak (örneğin başa sarık sarmak) olduğunu belirterek, ayetteki bağlamında güneşin ışığının toplanıp dürülmesi ve böylece parlaklığını yitirmesi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tekvir" kavramını bir nesneyi diğerinin üzerine dolamak olarak tanımlar ve güneş için kullanıldığında ışığının dürülüp tamamen söndürülmesi manasını taşıdığını kaydeder. Arthur Jeffery, k-v-r kökünün Arapçada sarmak anlamında yerleşik olduğunu kabul etmekle birlikte, gök cisimlerinin dürülmesi veya sarılması şeklindeki apokaliptik tasvirlerin Süryanice ve Aramice literatürdeki kıyamet anlatımlarıyla benzerlik taşıdığına dikkat çeker. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimeyi ayetin yapısal bütünlüğü içinde değerlendirerek, "kuvviret" fiilinin evrenin en temel enerji kaynağının formunu ve işlevini tamamen yitirmesini, evrensel çöküşü duyusal ve sarsıcı bir dille aktardığını vurgular. Theodor Nöldeke, bu ifadenin kozmik çözülüşü anlatan dramatik Arap şiirsel üslubuyla uyumlu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kıyamet sahnelerinde güneşin ışığının sönmesini ve fiziksel olarak dürülüp işlevsiz hale gelmesini ifade ettiğini, evrensel çöküşün gökyüzündeki en belirgin nesneden başladığını gösterdiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin morfolojik yapısının edilgen bir formda gelmesinin, güneşin kendi iradesi dışında mutlak bir kudret tarafından fiziksel bir değişime uğratıldığını ve ışığının dürülerek kozmik karanlığın başlatıldığını vurguladığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla