Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Talâk Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Talâk Sûresi, 9. Ayet

    فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feżâkat ve bâle emrihâ ve kâne ‘âkibetu emrihâ ḣusrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Böylece yaptıklarının cezasını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur.

      Böylece yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Bu beyan, yaptıklarının ağırlığını, işlerinin karşılığını veya küfürlerinin azabını gördüler, anlamına gelir. İşlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur. Bu da, isyanlarının âkıbeti âhirette hüsran olacaktır, demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zâkat (ذَاقَتْ)

        İbn Fâris, z-v-k kökünün asıl manasının bir şeyin tadını duyu organıyla algılamak olduğunu, ancak Kur'an'da bu fiziksel eylemin manevi ve fiziki sonuçları tecrübe etmek anlamında genişletildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevk"in az da olsa bir şeyi tatmak olduğunu, ayette ise azaptan paylarını almaları ve onun acısını bizzat hissetmeleri manasına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik tahlilinde "tatmak" fiilinin pasif bir algıdan ziyade, yapılan eylemin sonucuna bizzat maruz kalmak ve onu iliklerine kadar hissetmek şeklinde metaforik bir derinlik kazandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak "bir gerçeği acı da olsa deneyimlemek" manasına geldiğini, burada inkârcı toplulukların kendi tercihlerinin yakıcı sonucunu bizzat tecrübe etmelerini nitelediğini belirtir.

        Webâl (وَبَالَ)

        İbn Fâris, v-b-l kökünün "ağırlık, şiddet ve sonu kötü olan şey" manasına geldiğini belirtir. Özellikle otlatılan hayvanlara zarar veren, ağır ve hazmı zor olan otlaklar için bu kökün kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "vebâl"in bir işin sonunda gelen ve kişiye ağır bir yük bindiren, onu helake sürükleyen kötü sonuç olduğunu ifade eder. Kelimenin kökenindeki "ağır yağmur" (vâbil) ve "ağır/hastalık yapıcı otlak" metaforlarının, suçun kaçınılmaz ve ezici sonucunu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak "hazmı imkansız olan ağır yük" anlamını taşıdığını, ayette ise sapkın toplulukların kendi yaptıklarının altında kalmalarını ve bu günahın bedelini "ağır bir fatura" olarak ödemelerini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, v-b-l kökündeki "yoğunluk" ve "ezicilik" vasfının, ilahi yasalara karşı gelmenin bedelinin insanın taşıyamayacağı kadar büyük olacağına dair etimolojik bir ihtar olduğunu vurgular.

        Amrihâ (أَمْرِهَا)

        İbn Fâris, e-m-r kökünün "durum, hal, iş ve gidişat" anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, buradaki emrin, söz konusu topluluğun dünyadaki yaşam tarzı, amelleri ve izledikleri sapkın yol olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "amr" kelimesinin bu bağlamda bir topluluğun tarihsel ve ahlaki "dosyası" veya "karakteri" manasına geldiğini, dolayısıyla onların kendi yapıp-ettikleriyle yüzleşmelerini ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin etimolojik yapısındaki "bütünlük" manasından hareketle, topluluğun tüm eylemlerinin birikerek tek bir "hüküm" haline gelmesini ve bu gidişatın sonucuna katlanmalarını simgelediğini açıklar.

        Kâne (كَانَ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün "oluşmak, varlığa gelmek ve sabitlenmek" anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir durumun kesinleştiğini, değişmez bir gerçeklik haline geldiğini bildirdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, sonucun bir ihtimal değil, mutlak ve kaçınılmaz bir realiteye dönüştüğünü gösterir. Toshihiko Izutsu, "kâne" fiilinin Kur'an'da genellikle ontolojik bir sürekliliği veya ilahi bir yasayı ifade ettiğini, hüsranın onların kaçınılmaz doğası haline geldiğini semantik olarak nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "meydana gelme" manasının, yapılan yanlışların doğal ve zorunlu bir sonucu olarak hüsranın varlık sahasına çıkmasını temsil ettiğini açıklar.

        Âkıbet (عَاقِبَةُ)

        İbn Fâris, a-k-b kökünün "topuk, bir şeyin arkasından gelmek ve takip etmek" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âkıbet"in bir işin en sonunda ortaya çıkan netice olduğunu, genellikle hayır veya şer yolunun nihai durağını ifade etmek için kullanıldığını yazar. Toshihiko Izutsu, semantik tahlilinde bu kelimenin zamanın doğrusal akışında "hesap günü"ne veya dünyadaki "sosyal çöküşe" tekabül eden son perdeyi simgelediğini, yapılan her eylemin etimolojik olarak bir "topuğu" (takipçisi/sonucu) olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "izleme" anlamının, insanın eylemlerinden kaçamayacağı ve her fiilin mutlaka bir son durağa bağlanacağı şeklindeki ontolojik yasayı nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "nihai akıbet" vurgusuyla, geçici başarıların veya zevklerin sonundaki büyük hüsrana dikkat çektiğini tahlil eder.

        Husr (خُسْرًا)

        İbn Fâris, h-s-r kökünün dilde "eksiklik, azalma ve sermayenin elden gitmesi" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüsran"ın hem dünyevi hem de uhrevi sermayenin tamamen tükenmesi, kişinin varoluş amacını yitirerek mutlak bir iflasa sürüklenmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanında "mutlak kayıp" ve "etik iflas" kavramlarının bulunduğunu, ayetteki kullanımın toplulukların sadece maddi olarak değil, insani ve ruhsal olarak da tamamen tükendiklerini ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, h-s-r kökündeki "boşa çıkma" vasfının, harcanan ömür ve çabanın hiçbir değer üretmemesi ve sonuçta elde sadece derin bir yokluk kalması şeklindeki trajik etimolojisine dikkat çeker. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "husr" kelimesinin burada sadece ekonomik bir terim değil, varlığın özündeki büyük yıkımı ve telafisi olmayan sonu ifade ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X