Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Talâk Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Talâk Sûresi, 7. Ayet

    لِيُنْفِقْ ذُوسَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّٓا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا مَٓا اٰتٰيهَاۜ سَيَجْعَلُ اللّٰهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْراً۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Liyunfik żû se’at(in)(s) min se’atihi vemen kudira ‘aleyhi rizkuhu felyunfik mimmâ âtâhu(A)llâh(u)(c) lâ yukellifu(A)llâhu nefsen illâ mâ âtâhâ(c) seyec’alu(A)llâhu ba’de ‘usrin yusrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Varlıklı olan varlığından harcasın, rızkı daralmış bulunan da Allah’ın kendisine verdiği kadarından harcasın. Allah kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlayacaktır.

      Varlıklı olan varlığından harcasın. Yani valığı bol olan, nafakayı da bol versin. Rızkı daralmış bulunan, yani maişeti dar olan. Âyetteki “kudira” (قُدِرَ) lafzı geçimi dar olan demektir. Bu kelime “Zünnûn kudretimizin kendisine yetmeyeceğini zannetmişti” meâlindeki âyet de aynı anlamdadır; yani Yûnus, bizim kendisini dara düşüremeyeceğimizi zannetmişti. Kezâ “Kullarından rızkı dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veren Allah’tır”, yani rızkı daraltan Allah’tır, mealindeki âyette de aynı anlamda kullanılmıştır. Buna göre Allah’ın kendisine verdiği kadarından harcasın mealindeki beyan da durumu dar olan, dar haline göre nafaka versin, demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Bu beyan, kulların kazanmış olduğu bütün malların, Cenâb-ı Hakk’ın ona verdiği şeylerden oluştuğuna işaret etmektedir. Buna göre, kulların fiillerinde ve kazandıkları mallarda Cenâb-ı Hakk’ın müdahalesi ve tedbiri vardır, demektir. Şayet böyle olmasaydı, yani kişinin, O’nun vermediği şeyleri kazanabilme imkânı olsaydı Cenâb-ı Hakk’ın vermediği şeylerle kullarını mükellef tutması caiz olurdu.

      Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlayacaktır. Bu İlâhî beyan, şayet erkek karısının nafakasını vermekten âciz kalırsa aralarının ayrılmaması gerektiğine delil oluşturur. Çünkü iddet süresinde aralarındaki hukukî bağ tamamen koparılacak olsa, kadın o durumda kendisine nafaka verecek başka bir koca bulamayacak, iddetinin sona ermesini bekleyecektir. Bu sırada bazan kocanın zengin olması da düşünülebilir. Zira Cenâb-ı Hakk’ın vâdinin, darlıktan sonraki kolaylıkta gerçekleşmesi, kadının kendisine nafaka verecek bir koca bulmasından daha yakın bir ihtimaldir. Çünkü o kadın câriye gibi değildir; efendisi câriyeyi sattığında, câriye kendisine nafaka verecek başka birinin mülkiyetine girer. En doğrusunu Allah bilir.

      Sonra, Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlayacaktır meâlindeki İlâhî beyan, darlığa düşenler için darlığın arkasından kolaylığın geleceğine dair bütün ümmete Allah’ın bir vâdidir. Âyetin bu kısmının, Resûlullah’ın (s.a.) ashabı darlığa ve geçim sıkıntısına düştükleri takdirde Cenâb-ı Hakk’ın onlara hitap etmesi de mümkündür; yani Allah onlara, içinde bulundukları bu darlıktan sonra kolaylığa ulaşacaklarını vâdetmektedir. Nitekim Allah Teâlâ, onlara fetihler nasip ederek ve düşmanlarına karşı yardımda bulunarak bu vâdini gerçekleştirmiş, onları mal-mülk zengini yapmıştı. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnfak (يُنْفِقْ)

        İbn Fâris, n-f-k kökünün dilde "tükenmek, çıkıp gitmek ve bir yolun sonuna varmak" gibi anlamlara geldiğini belirtir. Malın sarf edilmesine "infak" denmesi, malın sahibinin elinden çıkıp başkasının faydasına sunulmasını imler. Râgıb el-İsfahânî, "El-Müfredât"ta bu kelimenin sadece harcamayı değil, bu harcamanın şer’î ve ahlaki bir temele dayanması gerektiğini vurgular. Ayetteki "liyunfik" formu, imkânı olanın bu imkânı bir "akış" haline getirmesi yönündeki kesin ilahi buyruğu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik dönüşümünü analiz ederken, İslam öncesi dönemdeki gösteriş amaçlı cömertliğin yerini, Kur'anî sistemde Allah rızası için yapılan ve toplumsal dengeyi gözeten bir "hukuki sorumluluk" olarak infaka bıraktığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "çıkış" manasının, kişinin kendi bencil tutkularından sıyrılarak başkasına hayat hakkı tanıması şeklindeki psikolojik boyutuna dikkat çeker.

        Saa (سَعَةٍ)

        İbn Fâris, s-v-e kökünün "genişlik, bolluk, dar olmama ve kapasite" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "saa"nın hem mekânsal genişliği hem de imkân ve zenginlik bakımından ferahlığı ifade ettiğini; ayette ise kişinin mali gücünün ve harcama kapasitesinin büyüklüğünü nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojik olarak "hareket serbestliği" ile irtibatlı olduğunu, imkânı geniş olanın mali bir daralma yaşamadan bu sorumluluğu yerine getirebileceği bir ontolojik zemine işaret ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "saa" kavramının Kur'an'da sadece maddi değil, Allah'ın rahmet ve ilminin genişliğiyle de irtibatlandırıldığını, bu ayetteki kullanımın ise rızkın kişiye bolca verilmiş olma halini semantik olarak nitelediğini ifade eder.

        Kadir (قُدِرَ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "ölçmek, miktarını sınırlamak ve bir şeye gücü yetmek" gibi anlamlara sahip olduğunu belirtir. Ayetteki "kudira" formu, rızkın belirli bir ölçüyle sınırlanması, yani darlık ve kısıtlılık halini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "saa" (genişlik) kelimesinin tam zıddı olarak, rızkın bir miktar üzerine sabitlenmesi ve daraltılması manasında kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik yapısında yer alan "takdir" unsurunun, bu darlığın bir tesadüf değil, ilahi bir ölçü dahilinde gerçekleştiğini gösterdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, rızkın daraltılmasının insana kendi acziyetini ve sınırlılığını hatırlatan etimolojik bir uyarı niteliği taşıdığını belirtir.

        Rızık (رِزْقُهُ)

        İbn Fâris, r-z-k kökünün "nimet, bağış ve kendisinden faydalanılan her türlü maddi-manevi imkân" anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "rızık" kelimesinin Allah tarafından canlıya ulaştırılan pay olduğunu, ayetteki bağlamda ise kişinin sahip olduğu harcanabilir mali kaynakları temsil ettiğini yazar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça asıllı olmadığını savunarak, Pehlevice "rôzîg" veya Süryanice "rizqâ" kelimelerinden Arapçaya geçtiğini ileri sürer. Theodor Nöldeke de kelimenin kökeninin yabancı dillerdeki "pay" veya "tayın" kavramlarına dayandığını, ancak Kur'an'da tamamen dini-etik bir içerik kazanarak ilahi lütfun bir tezahürü haline geldiğini analiz eder.

        Âtâ (آتَاهُ)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek ve ulaştırmak" anlamına geldiğini belirtir. "İtâ" (vermek) formu ise, bir şeyın elden ele geçmesini ve muhataba ulaştırılmasını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "ihab" (bağışlamak) kelimesinden farklı olarak, verilen şeyin alıcıya fiilen ulaşmasını ve onun eline geçmesini imlediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin semantik olarak Aramice "etâ" (gelmek) köküyle akraba olduğunu ve dini terminolojide Allah'ın kuluyla olan rızık iletişimini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "âtâ" fiilinin kullanılmasının, kişinin elindeki rızkın aslında kendisine ulaştırılmış bir emanet olduğu yönündeki etimolojik vurgusuna dikkat çeker.

        Teklif (يُكَلِّفُ)

        İbn Fâris, k-l-f kökünün temelinde "bir şeye renk vermek ve yüze kırmızılık çökecek kadar zorlanmak" anlamının bulunduğunu belirtir. Bu bağlamda "teklif", birine kapasitesini zorlayacak ama imkânsız olmayan bir sorumluluk yüklemek demektir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın teklifinin, meşakkati olsa da insanın fıtratına ve gücüne uygun bir yükümlülük olduğunu, asla güç yetirilemeyecek olanın teklif edilmeyeceğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanının kabile hukukundaki zorunlu görevlerden Kur'an'ın "ahlaki mükellefiyet" sistemine evrildiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "teklif" kökündeki o zorlanma unsuruyla ayetin güç yetirme vurgusunun birleşerek, dinin insanın realitesini gözeten rasyonel karakterini etimolojik olarak inşa ettiğini belirtir.

        Nefs (نَفْسًا)

        İbn Fâris, n-f-s kökünün "nefes almak, canlılık, bir şeyin özü ve kan" gibi anlamlara geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nefs"in insan varlığının bütününü ve irade sahibi bireyi temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "nefs" kavramının merkezi bir yer tuttuğunu ve burada "her bir bireyin kendi özel durumu ve kapasitesi" manasında kullanılarak sorumluluğun bireyselleştirildiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin semantik yapısının, antik Arap şiirindeki kan ve hayat enerjisi anlamından, Kur'an'da ahlaki bilince sahip "benlik" kavramına doğru geliştiğini, bu ayette de sorumluluğun muhatabı olan özneyi nitelediğini tahlil eder.

        Usr (عُسْرٍ)

        İbn Fâris, a-s-r kökünün "zorluk, sertlik, şiddet ve işlerin sarpa sarması" anlamına geldiğini, yumuşaklığın zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "usr"ün insanın hareket alanını daraltan maddi ve manevi darlık halleri olduğunu, ayette ise özellikle boşanma ve geçim sürecindeki ekonomik ve ruhsal tıkanıklıkları ifade ettiğini yazar. Toshihiko Izutsu, "usr" kavramının Kur'an'da her zaman geçici bir durum olarak kodlandığını ve dildeki katılık anlamının sabırla aşılabilecek bir merhale olarak sunulduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökündeki "çapraşıklık" manasının, insanın kendi başına çözemediği karmaşık hayat krizlerini etimolojik olarak betimlediğini ifade eder.

        Yusr (يُسْرًا)

        İbn Fâris, y-s-r kökünün "kolaylık, akıcılık, rahatlık ve zenginlik" manalarına geldiğini belirtir. Kelimenin aynı zamanda sol taraf ile irtibatlı olmasının, sağ el kadar zorlamayan, daha rahat hareket ettirilen bir yönü çağrıştırmasıyla ilgili olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "yusr"un her türlü zorluğun ilahi yardım ile bertaraf edilip işlerin kolaylaşması olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "usr" ve "yusr" arasındaki semantik zıtlığın Kur'an'da bir diyalektik oluşturduğunu ve "yusr"un her zaman varlığın nihai amacı olarak sunulduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojik temelindeki "akıcılık" vasfının, tıkanan hayat yollarının Allah'ın yardımıyla yeniden açılması şeklindeki ilahi vaadi simgelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X