Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Talâk Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Talâk Sûresi, 5. Ayet

    ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَـهُٓ اَجْراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlike emru(A)llâhi enzelehu ileykum(c) vemen yetteki(A)llâhe yukeffir ‘anhu seyyi-âtihi ve yu’zim lehu ecrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İşte bu, Allahın size indirdiği buyruğudur. Evet, kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir karşılık verir.

      Takva

      İşte bu, Allah’ın size indirdiği buyruğudur. Bu âyet iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi, bu Allah’ın buyruğudur cümlesi ile “bu takvâ Allah’ın size indirdiği buyruğudur” mânasının kastedilmesidir. [İkincisi,] bu işaret sıfatı ile yukarıda geçen âyetlerde sözü edilen rücû, şahit tutmak, talâk, iddet vb. şeylerin kastedilmiş olmasıdır. Her ne kadar zâhirde haber mânasına gelirse de “bütün bunlar Cenâb-ı Hakk’m size indirdiği buyruklarıdır, bunlara uyun, Rabb’inizin bu konulardaki emirlerine tâbi olun” anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir.

      Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir karşılık verir. Bu âyet, daha önce de sözünü ettiğimiz gibi, takvâ kelimesi tek başına zikredildiğinde bütün emir ve nehyi düzenlediğine yönelik bir delildir. “Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder” meâlindeki âyete bakmaz mısın? Burada da Cenâb-ı Hak, kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter, buyurmaktadır. Burada takvâyı, kötülükleri örten bir perde kılmıştır. Şayet takvâ iyiliklerin en üstünü olmasaydı buradaki günahları örter sözünün bir anlamı kalmazdı. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Amr (أَمْرُ)

        İbn Fâris, e-m-r kökünün dilde "bir şeyi emretmek, buyurmak" ve aynı zamanda "bir araya gelip bütünleşmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu bağlamda "amr", dağınık olan toplumsal veya bireysel durumları düzene sokan ilahi iradeyi temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, "El-Müfredât" eserinde kelimenin hem "sözlü emir" (kavl) hem de "gerçekleşen iş" (fiil) manasına geldiğini, bu ayette ise Allah’ın belirlediği şer’i hükümlerin (boşanma ve iddet kurallarının) bizzat kendisi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik tahlilinde, "amr"ın Kur'anî sistemde beşeri iradenin üstünde, her şeyi kuşatan ve kaosu nizam ile değiştiren bir "hükümranlık dili" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki kullanımının, önceki ayetlerde detaylandırılan teknik ve hukuki detayların rastgele kurallar değil, doğrudan doğruya ilahi otoritenin (Allah'ın) bir inşası ve düzenlemesi olduğunu vurguladığını belirtir.

        Allah (اللَّهِ)

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "el-ilah" (ibadet edilen, sığınılan) aslından türediğini ve tüm isimleri kendinde toplayan en yüce isim olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, "The Foreign Vocabulary of the Qur'an" adlı çalışmasında, kelimenin İslam öncesi dönemdeki yaygınlığına ve kökenine dair tartışmalara değinerek, Aramice "Alaha" ve Süryanice "Eloho" formlarıyla olan derin tarihsel ve filolojik bağlantıları analiz eder. Theodor Nöldeke, kelimenin Arap dilinde "el" takısı ve "ilah" kelimesinin kaynaşmasıyla (el-ilah > Allah) oluştuğunu ve bu birleşimin İslam'ın getirdiği mutlak tevhid inancını dilde de somutlaştırdığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "The Qur'an and the Bible" eserinde bu ismin kullanımının, Yahudi-Hristiyan geleneğindeki tanrı tasavvuruyla linguistik bir süreklilik arz ettiğini ancak Kur'an'ın bu ismi mutlak tenzih ve kanun koyuculuk bağlamında zirveye taşıdığını vurgular.

        Enzele (أَنزَلَهُ)

        İbn Fâris, n-z-l kökünün "yukarıdan aşağıya inmek, yerleşmek ve bir mekâna konaklamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin Allah tarafından kullanılmasının, bilgiyi ve hükmü yüce bir makamdan (ulvi) insanın kavrayış düzeyine (süfli) indirmeyi, yani vahyedişi temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "enzele" fiilinin "tenzil" (peyderpey indirme) ile arasındaki nüansa değinerek, burada hükmün bir bütün olarak otoritesinin ve kesinliğinin vurgulandığını; ilahi yasanın insanlık ufkuna bir "lütuf ve nizam" olarak indirildiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin semantik yapısındaki "inme" eyleminin, ilahi kelamın beşer üstü karakterini pekiştiren bir dikey iletişim modeli kurduğunu analiz eder.

        Yettekı (يَتَّقِ)

        İbn Fâris, v-k-y kökünün "bir şeyi başka bir şeyle korumak, sakınmak ve kalkan edinmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva"nın kişinin kendisi ile Allah'ın hoşnutsuzluğu arasına bir engel koyması, yani sorumluluk bilinciyle hareket etmesi olduğunu yazar. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki takva vurgusunun, hukuki kuralların (iddet, nafaka vb.) sadece dışsal bir zorlama değil, içsel bir "Allah korkusu ve bilinci" ile uygulanması gerektiğini anlattığını; kelimenin bedevi Arapçasındaki "fiziksel korunma" anlamından Kur'an'ın "ahlaki uyanıklık" manasına evrildiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, v-k-y kökündeki koruma eyleminin, aslında insanın kendi fıtratını ve toplumsal barışını ilahi yasaya sığınarak muhafaza etmesi anlamına geldiğini vurgular.

        Yukeffir (يُكَفِّرْ)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün asıl manasının "örtmek ve gizlemek" olduğunu, toprağa tohumu örten çiftçiye de bu yüzden "kâfir" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tekfir"in günahların üzerini örtüp onları yok hükmünde saymak, yani ilahi bir bağışlama ile temizlemek olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak "günahları silmek/keffaret" anlamındaki kullanımının, Süryanice "kapper" ve İbranice "kipper" (keffaret etmek) fiilleriyle doğrudan ilişkili olduğunu, Kur'an'ın bu terimi Sami geleneğindeki derin dini anlamıyla kullandığını savunur. Gabriel Said Reynolds, kelimenin etimolojik olarak "temizleme ve arındırma" süreçlerine işaret ettiğini, bu ayette takvanın karşılığı olarak verilen bu vaadin, kişinin geçmişteki hatalarının ilahi rahmetle "örtülüp" yok edilmesi manasına geldiğini tahlil eder.

        Seyyiat (سَيِّئَاتِهِ)

        İbn Fâris, s-v-e kökünün "çirkinlik, kötülük ve kişiyi üzen her türlü nahoş durum" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seyyie"nin hem bizzat kötülük olan eylemi hem de o eylemin sonucunda kişiye ulaşan cezayı/kederi kapsadığını yazar. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanında "hasenat"ın (iyiliklerin) zıddı olarak konumlandığını ve Kur'an'ın bu kelimeyi insanın ahlaki bütünlüğünü bozan her türlü sapma ve hata için kullandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökündeki "üzücü olma" vasfının, günahın hem bireyin vicdanında yarattığı tahribatı hem de toplumsal hayattaki olumsuz etkilerini etimolojik olarak karşıladığını belirtir.

        Yu'zim (يُعْظِمْ)

        İbn Fâris, a-z-m kökünün dilde "kemik" anlamına geldiğini, kemiğin vücudun en sert ve temel yapısı olması hasebiyle kelimenin "büyüklük, güçlülük ve azamet" manalarına evrildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "i'zam"ın bir şeyi büyük kılmak, ona değer ve ihtişam katmak olduğunu, bu ayette ise yapılan küçük bir iyiliğin veya gösterilen takvanın Allah katında nasıl muazzam bir boyuta ulaştırılacağını ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin Allah'ın takdire değer gören sıfatıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, insanın sınırlı eylemini sonsuz bir ödüle (ecir) dönüştüren ilahi "büyütme" eylemini etimolojik olarak nitelediğini açıklar.

        Ecran (أَجْرًا)

        İbn Fâris, e-c-l (veya e-c-r) kökünün "bir iş karşılığında alınan ücret, karşılık" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ecr"in hem dünyevi hem de uhrevi karşılığı kapsadığını, ancak Kur'an'da genellikle salih amellerin Allah tarafından verilen kutsal ödülünü ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "agra" ve Aramice "agrâ" (ücret, kazanç) kelimeleriyle bağlantılı olduğunu, ticari bir terimin dini ve ahlaki bir boyuta taşınarak "sevap/mükâfat" anlamını kazandığını savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ticaret dilini ahlaki alana taşıdığını, "ecr" kelimesinin de bu çerçevede insanın Allah ile olan "manevi alışverişinde" elde ettiği en yüksek kazancı temsil ettiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X