سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْيَاس۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 130. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: saffat 130, ihlaslı kullar, saffat suresi 130. ayet, azap, yalanlama, saffat suresi, selam
-
129-130. “Onun hakkında, ‘İlyas’a selâm olsun!’ ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik.”
131. “İşte iyileri biz böyle ödüllendiririz.”
132. “Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.”
Onun hakkında, ‘İlyas’a selâm olsun!’ ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik. Daha önce de söylediğimiz gibi Cenâb-ı Hak onun adını ve hakkındaki güzel övgüyü sonradan gelen nesiller arasında da devam ettirmiştir. Sadece İlyas'a selâm olsun cümlesi müstesna, bu bölümdeki âyetlerin hepsinin yorumunu daha önce kaydetmiştik.
Yorumu Yorumla
-
selâmun (سَلَامٌ)
Arapça "s-l-m" kökünden türetilmiş bir mastar/isimdir. Ayetin sözdiziminde mübteda (özne) konumunda merfu (ötreli) ve tenvinli olarak yer alır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "s-l-m" kökünün temel manasının "her türlü bedensel ve ruhsal afetten, tehlikeden, kargaşadan ve noksanlıktan kurtulmak, mutlak bir güvenliğe, esenliğe ve sükûnete kavuşmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "selâm" mefhumunun Kuran lügatinde sıradan, beşeri bir nezaket veya selamlama sözcüğü olmadığını; doğrudan doğruya Allah'ın kendi katından elçisine bahşettiği, onu dünyevi iftiralardan, tiranların (Ahab ve İzebel'in) tehditlerinden ve tarihsel unutuluştan ebediyen koruyan "ontolojik bir güvenlik zırhı ve mutlak ilahi esenlik garantisi" olduğunu kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu kelimenin belirli (es-selâmu) değil de belirsiz ve tenvinli (selâmun) formda kullanılmasının belagat ilmindeki "ta'zîm" (yüceltme ve miktarını/değerini büyütme) işlevine dikkat çeker. İlyas'a sunulan bu esenlik, boyutu insan aklıyla kavranamayacak kadar eşsiz, sınırsız, görkemli ve koca bir tarihi kuşatan o "mutlak ve yüce ilahi barış" anlamını gramatikal olarak bu tenvinle (selâmun) mühürler.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve teolojik kurgusunda bu kelimenin (selâm), zorlu bir peygamber kıssasının bitişini (epilog) ilan eden sarsılmaz bir ilahi mühür (sphragis) olduğunu tahlil eder. Allah, çetin bir imtihandan geçen, putperest krallıklara kafa tutan elçilerinin o ağır yürüyüşünü, bizzat göklerden yankılanan bu "esenlik" formülüyle kapatarak, onların hatırasını tüm inananların dilinde (dualarında) ebedi bir güvenli limana dönüştürür.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; dilin diş etlerine hafifçe dokunmasıyla süzülen "s", damaktan kayan "l", nefesi genişleten uzatmalı "â" ve dudakların nazikçe kapanmasıyla biten "m" harflerinin (s-l-â-m) oluşturduğu o son derece pürüzsüz, yatıştırıcı, dingin ve ferahlatıcı ses yapısının; İlyas'ın putperest krallıkla olan o sert, ölümcül ve gürültülü mücadelesinin ardından kalbe inen o mutlak ilahi rızayı ve sessizliği işitsel bir sahne (ses imgesi) olarak muhatabın şuuruna doğrudan nakşettiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de Kuran'daki ilahi "selâm" hitaplarının, peygamberlerin yeryüzündeki tebliğ misyonlarını başarıyla ve tavizsiz bir şekilde tamamladıklarını gösteren evrensel bir şeref beratı olduğu vurgulanır.
alâ (عَلَىٰ)
Arapça dilbilgisinde "üzerine, üstüne, karşı" anlamları veren, mekânsal veya manevi olarak bir şeyin üzerine tam anlamıyla yerleşmeyi, kaplamayı ve yukarıdan aşağıya kuşatmayı (isti'lâ) bildiren harf-i cerdir.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu edatın "selâmun" kelimesiyle olan birlikteliğindeki "isti'lâ" (kapsama/yücelik) işlevine dikkat çeker. İlahi esenlik (selâm) İlyas'a yatay bir düzlemde veya sıradan bir dua olarak ulaşmaz; göklerin en yüce makamından inerek onun "tam üzerine" (alâ) şaşmaz bir heybetle yerleşir. Bu edat, o ilahi barışın ve teolojik korumanın peygamberin bedenini, ruhunu, mücadelesini ve tarihteki ismini mutlak bir zırh gibi tepeden tırnağa kuşattığını gramatikal olarak belgeler.
ilyâsîn (إِلْيَاسِينَ)
Arapça kökenli olmayan, Sami dil ailesinden gelen "İlyâs" özel isminin sonuna "-în" (çoğul/nisbet) ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş morfolojik bir formdur. Ayette "alâ" harf-i cerinden dolayı mecrur (esreli) konumdadır ve yâ harfi ile mecrur olmuştur.
Arthur Jeffery, kelimenin filolojik arka planına inerek; Kuran'ın Mekki surelerindeki (bilhassa Saffat suresindeki) o sarsılmaz kafiye ve ses uyumuna (seci) dikkat çeker. "İlyas" ismi, surenin "-în / -ûn" ile biten ritmik akışını bozmamak için fonetik bir adaptasyona uğramış ve Tûr-i Sînâ'nın "Sînîn", Mikâil'in "Mikâl" olması gibi, İlyas ismi de şiirsel ve Kuranî bir estetikle "İlyâsîn" formuna büründürülmüştür.
Theodor Nöldeke, bu kelimenin yapısal tahlilinde Kuran'ın anlatısal üslubuna odaklanır. Nöldeke, "İlyâsîn" kelimesinin salt Kuran'ın ritmik kafiyesini (seci) sağlamak amacıyla "İlyâs" isminden türetilmiş edebi bir kullanım olduğunu, bu tür morfolojik esnekliklerin geç antik çağ Arap hitabet sanatının en güçlü özelliklerinden biri olduğunu savunur.
El-Cevâlîkî, ismin yabancı (mu'arreb) yapısına ve Arapçalaşma sürecine dikkat çekerek; Arap dilbilgisinde yabancı isimlerin sonuna aidiyet, çoğul veya ritim amacıyla ekler getirilmesinin (İlyas -> İlyasîn) bilinen bir kural olduğunu kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu "-în" ekinin sadece fonetik değil, gramatikal ve sosyolojik bir "tağlîb" (çoğul/kapsam genişletme) sanatını barındırdığını ifade eder. Klasik Arapçada bir liderin veya kabilenin isminin çoğul yapılması (Muhalleb -> Muhallebûn gibi), sadece o şahsı değil, "onun izinden gidenleri, onun davasını omuzlayanları ve onun inanç ailesini" kapsar. Bu bağlamda İlyâsîn; İlyas ve onun tevhidi mücadelesinde ona destek veren o sadık müminlerin (el-muhlesîn) bütününe yönelik kolektif bir ilahi selamlamadır.
Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ bağlamında bu kavramı incelerken; İlyas'ın (Elijah) tarihsel olarak sadece tekil bir figür olmadığını, ardında bir "peygamberler okulu / inananlar topluluğu" (Elisha/Elyesa ve diğerleri) bıraktığını belirtir. Kuran, ismi çoğul formda (İlyâsîn) kullanarak, Baal putuna karşı direnen o koca "tevhidi ekolü ve topluluğu" tek bir kelimede onurlandırır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir birikimi bağlamında bu kelimenin kıraat (okunuş) farklılıklarına getirdiği zenginliğe dikkat çeker. Kelime bazı kıraat imamları (İbn Kesir, Nafi, Ebu Amr) tarafından "Âl-i Yâsîn" (Yasin'in / Muhammed'in ailesi) şeklinde okunmuş olsa da; surenin siyak-sibakına (bağlamına) ve kıssanın bütününe bakıldığında Kuran'ın burada aniden başka bir isme geçmesi retorik olarak tutarsız olacağından, meşhur ve güçlü kıraatin "İlyâsîn" (İlyas ve ona tabi olanlar) okunuşu olduğunu kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de "İlyâsîn" kelimesinin, tıpkı İbrahim'e, Nuh'a ve Musa'ya verilen selam şablonlarının İlyas peygambere uyarlanmış ve suredeki "-în" kafiyesine (mürselîn, mü'minîn, muhsinîn) estetik bir biçimde uydurulmuş hali olduğu vurgulanır. Ayet, tek başına koca bir devlete kafa tutan o yalnız elçinin (İlyas'ın) ve onun mirasını taşıyanların (İlyasîn'in), gökler tarafından ebedi bir esenlikle mühürlenmesiyle son bulur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla