وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 129. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ihlaslı kullar, saffat suresi 129. ayet, azap, yalanlama, saffat suresi, selam, saffat 129
-
129-130. “Onun hakkında, ‘İlyas’a selâm olsun!’ ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik.”
131. “İşte iyileri biz böyle ödüllendiririz.”
132. “Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.”
Onun hakkında, ‘İlyas’a selâm olsun!’ ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik. Daha önce de söylediğimiz gibi Cenâb-ı Hak onun adını ve hakkındaki güzel övgüyü sonradan gelen nesiller arasında da devam ettirmiştir. Sadece İlyasa selâm olsun cümlesi müstesna, bu bölümdeki âyetlerin hepsinin yorumunu daha önce kaydetmiştik.
Yorumu Yorumla
-
ve tereknâ (وَتَرَكْنَا)
Arapça "ve" (atıf/bağlaç) harfi ile "t-r-k" kökünden türetilmiş mazi (geçmiş zaman) birinci çoğul şahıs fiili olan "tereknâ" (biz bıraktık) kelimesinin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "t-r-k" kökünün temel manasının "bir şeyi kendi halinde bırakmak, bir yerden ayrılırken orada kalıcı bir iz veya miras bırakmak, vazgeçmek ve sonraya/geleceğe ertelemek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "terk" eyleminin Kuran lügatinde sıradan bir unutulmaya terk etme veya ihmal olmadığını; bilakis bir elçinin hatırasını, ismini, tevhidi davasını ve şanını kendisinden sonraki nesiller arasında ebedi, canlı ve silinmez bir miras olarak "bırakmayı/vasiyet etmeyi" tanımladığını kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında fiildeki "nâ" (Biz) zamirinin belagatta "azamet çoğulu" (yücelik ve mutlak kudret ifadesi) olduğuna dikkat çeker. İlyas'ın Baal putuna ve onu dayatan devasa krallığa (Ahab ve İzebel yönetimine) karşı tek başına verdiği o amansız mücadelenin ardından, ilahi otorite araya girerek "Biz bıraktık" (tereknâ) diyerek; o yalnız peygamberin ismini tarihin tozlu sayfalarına gömülmekten kurtarıp, bizzat göklerin müdahalesiyle ebedi bir "şeref nişanesi" olarak sabitlediğini gramatikal olarak mühürler.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki semantiğinde "terk" (miras bırakma) mefhumunun bedevi (Cahiliye) toplumundaki "ölümsüzlük" arayışıyla olan diyalektiğini tahlil eder. Cahiliye insanı veya antik krallar, isimlerini yaşatmak için taştan tapınaklar, putlar (Baal heykelleri) inşa ederlerdi. Kuran, gerçek ve silinmez "zikr"i (anılmayı), insanın veya krallıkların kendi çabasıyla değil, Allah'ın bizzat kendi kudretiyle (tereknâ) tarih boyunca inananların hafızasına yerleştirdiği o sarsılmaz peygamberi miras olarak yeniden tanımlar. Ölümsüzlük, taştan heykellerin değil, ilahi itaatin ödülüdür.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir birikimi bağlamında bu fiilin İlyas'ın kıssasındaki tarihsel ironisine dikkat çeker. İlyas'ı ölümle tehdit eden, Baal'i devlet dini yapan o devasa krallık yıkılmış, isimleri lanetle anılır olmuş veya unutulmuştur. Ancak yurdundan sürülen, dağlarda yalnız yaşayan o elçinin hatırası, Allah'ın "tereknâ" (Biz bıraktık) eylemiyle tarihin en sarsılmaz anıtına dönüşmüştür.
aleyhi (عَلَيْهِ)
Arapça dilbilgisinde "üzerine, hakkında, lehine" anlamları veren, mekânsal veya manevi bir yüklemi, tahakkümü ve sürekliliği (isti'lâ) bildiren "alâ" harf-i ceri ile, üçüncü tekil şahıs eril "hi" (ona/onun) zamirinin kaynaşmış halidir.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu edatın "tereknâ" fiiliyle olan bağlantısını tahlil eder. Miras ve övgü İlyas'ın "üzerine" (aleyhi) bırakılmıştır. Edattaki "isti'lâ" (kapsama ve yukarıdan inme) vurgusu, o şerefli hatıranın İlyas'ın şahsiyetiyle bütünüyle özdeşleştiğini, göklerden inen bir onur örtüsü gibi ebediyen onun üzerine serildiğini gramatikal olarak mühürler.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edatın barındırdığı ontolojik adalete dikkat çeker. "Aleyhi" (onun üzerine) vurgusu; İlyas'ın o zorlu, yapayalnız ve tavizsiz tevhid mücadelesinin, kendisinden sonraki tüm zamanlar ve nesiller için mutlak bir "referans noktası" olarak bizzat onun ismi üzerine tescil edildiğini belgeler. Putperestliğe karşı direnişin övgüsü, doğrudan o direnişin failine (aleyhi) aittir.
fîl-âhirîn (فِي الْآخِرِينَ)
Arapça "içinde, aralarında" anlamı veren "fî" harf-i ceri ile, "e-h-r" kökünden türemiş olan "âhir" (sonraki) kelimesinin kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) formu olan "âhirîn" (sonrakiler/gelecek nesiller) kelimesinin birleşiminden oluşur. Ayette "fî" edatıyla mecrur (esreli/yâ harfi ile) konumdadır. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) ve evrensel yapar. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "e-h-r" kökünün temel manasının "bir şeyin sonu, gerisi, öncülün zıttı, zamansal olarak arkadan gelen ve tehir edilen nesil" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "âhirîn" kavramının Kuran lügatinde; İlyas'tan sonra kıyamete kadar yeryüzüne gelecek olan tüm ümmetleri, dilleri, nesilleri ve inanan toplulukları kapsayan, kronolojik ucu açık en geniş ve devasa insanlık kategorisi olduğunu vurgular.
Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ bağlamında bu kavramı incelerken; dönemin Yahudi ve Hristiyan geleneklerinde İlyas'ın (Elijah) eskatolojik (kıyametle ilgili) ve tarihsel olarak ne kadar devasa bir figür olduğuna dikkat çeker. O, göğe yükseldiğine ve ahir zamanda geri döneceğine inanılan efsanevi bir peygamberdir. Kuran, onun bu Ortadoğu'daki devasa şöhretini "fîl-âhirîn" (sonrakiler arasında) ifadesiyle tevhidi bir çizgide doğrular. İlyas, sadece kendi dönemindeki İsrailoğullarının bir uyarıcısı değil; kendisinden asırlar sonra gelecek olan "sonrakilerin" (Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların) ilahi hafızasında başköşeye oturan sarsılmaz bir monoteistik önderdir.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunda bu tamlamanın (fîl-âhirîn), anlatıyı o dar İsrail coğrafyasından ve Baal krallığından çıkarıp, evrensel ve ebedi bir ufka taşıdığını tahlil eder. O anlık ve bedel ödetici tevhid direnişi, "sonrakiler arasında" (fîl-âhirîn) her an taze kalan, kıyamete kadar namazlarda ve dualarda tekrarlanan bir selamlamaya dönüşmüştür.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de "zikr-i cemîl" (güzelce anılma) bahsinde bu kalıbın kilit bir rol oynadığı; Allah'ın, kendi yolunda tek başına koca bir devlete ve sapkınlığa başkaldıran elçilerini dünyevi bir unutuluşa asla terk etmeyeceğini, onları "gelecek nesillerin" (el-âhirîn) kalbine sarsılmaz bir saygı (selam ve övgü) anıtı olarak dikeceğini vurgulayan o değişmez "ilahi yasa"nın bu ayette tekrarlandığı ifade edilir. Tiranlar unutulur, elçiler ise sonrakilerin dilinde ebediyen yaşar.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla