اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 163. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cehennem, saffat suresi, saffat 163, saffat suresi 163. ayet, ihlaslı kullar, şeytan, saptırma
-
161-162. “Siz ve taptıklarınız; hiçbiriniz onu (samimi kulu) Allah’a inancı hususunda saptıramazsınız.”
162. “Ancak cehennemi boylayacak olan başka!’
En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak bu âyetlerde şunu söylemektedir: Sizin ve taptıklarınızın onları fitneye düşürmeye ve saptırmaya gücünüz yetmez, ancak Allah’ın ilminde, onlardan dalâleti seçeceği belli olanlar müstesna! Cenâb-ı Hakk’ın onlardan cehennemi boylayacak olanları istisna etmesi, saptırması açısından değil, cehennemlik olduklarını bilmesi itibariyledir. Nitekim Cenâb-ı Hak bu konuda başka bir âyette meâlen şöyle söylemektedir: "Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak olanlar dışında kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır”. Diğer bir âyette de şunu haber vermektedir: “Gerçek şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve Rab’lerine dayanıp güvenenler üzerinde bir hâkimiyeti olamaz. Şeytanın hâkimiyeti ancak onu kendilerine dost edinenler ve onun yüzünden müşrik olanlar üzerinde geçerlidir”. En doğrusunu Allah bilir.
Siz ve taptıklarınız. Bu beyandan maksat, kendilerine tapılan cinler veya melekler olabilir. Tapılan putlar da olabilir; çünkü saptırma işi bazan onlara nispet edilmektedir. Şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu”. En doğrusunu Allah bilir.
Hiçbiriniz onu (samimi kulu) Allah’a inancı hususunda saptıramazsınız. Yani cehennem ehlinin amelini işletmek üzere size hâkim olunanlarınız hariç, sizin bâtıl inançlarınızla, yani taptığınız bâtıl putlarınızla benim kullarımı saptıramazsınız. Hiçbiriniz onu (samimi kulu) Allah’a inancı hususunda saptıramazsınız. Ancak cehennemi boylayacak olan başka meâlindeki âyetler hakkında Ömer b. Abdülazîz ve Hasan-ı Basrî’nin şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: Siz, tanrılarınızla cehennemi boylamak üzere kendisine hâkim olunanlar hariç, hiç kimseyi saptıramazsınız. İkisi de bizim söylediğimize yakın bir mânadır. En doğrusunu Allah bilir.
Ancak cehennemi boylayacak olan başka meâlindeki âyet konusunda bazıları şöyle dedi; Levh-i mahfûzda cehennemi boylayacağı yazılmış olanlar başka, bazıları da, cehennemi boylamasına Allah’ın razı olduğu kişiler başka, anlamı verdiler. İkisinin aslı, bizim söylemiş olduğumuz mânadır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
illâ (إِلَّا)
Arapçada kendisinden önceki genel hükümden (162. ayetteki 'siz kimseyi saptıramazsınız' ifadesinden), kendisinden sonra gelen unsuru hariç tutan, ayıran ve istisna eden mutlak bir bağlaçtır. Cümlede "ancak, müstesna, ... olanlar hariç" anlamlarına gelir.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu edatın belagat ilmindeki "istisna-i munkatı" veya "istisna-i muttasıl" işlevini tahlil eder. Kuran, putların ve müşriklerin saptırıcı gücünü (fâtinîn) bütünüyle reddetmişti. Araya giren "illâ" (hariç) edatı, saptırıcıların (şeytanların veya putperestlerin) mutlak bir gücü olmadığını, ancak kendi hür iradeleriyle o yola girmeye dünden razı olan o spesifik zümreyi (cehennemlikleri) gramatikal olarak asıl metinden koparıp ayırdığını mühürler. Bu, şeytanın gücünü değil, insanın kendi zaafını ispatlayan bir ayrım edatıdır.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve anlatısal kurgusunda bu istisna edatının (illâ) retorik fonksiyonunu inceler. Kuran, muhatabın (müşriklerin) zihninde ördüğü o "biz herkesi etkileriz" fantezisini yıktıktan sonra, "illâ" ile aniden sahneyi daraltır. Bu edat, kötülüğün evrensel bir gücü olmadığını, sadece hakikate önceden kalbini kapatmış olan o trajik azınlık üzerinde işleyebileceğini dilde keskin bir bıçak gibi çizen o eşsiz dramatik dönüm noktasıdır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; boğazın derininden kopan keskin bir hemze (i) ile, dilin üst damağa yapışıp aniden açılmasıyla oluşan şeddeli ve uzatmalı "lâ" (lâm-elif) harfinin (i-l-l-â) oluşturduğu o kesin, bölen ve durduran ses yapısının; devasa bir akışı aniden kesen, hakkı batıldan, iradeyi hezeyandan ayıran o mutlak "kesici ve ayıklayıcı" ilahi adaleti işitsel bir sahne (ses imgesi) olarak muhatabın şuuruna doğrudan nakşettiğini ifade eder.
men (مَنْ)
Arapçada akıl sahibi (şuur sahibi) varlıklar için kullanılan "kim, o kimse ki, her kim" anlamlarına gelen ism-i mevsul (ilgi zamiri) veya şart edatıdır. Ayetin sözdiziminde "illâ" edatının müstesnası (hariç tutulanı) konumundadır.
Râgıb el-İsfahânî, "men" zamirinin Kuran lügatindeki ontolojik kullanım alanına (akıl ve şuur sahibi varlıklar için tahsis edilmesine) dikkat çeker. Kuran, bir önceki ayette putlar için "ve mâ" (ve o taptığınız şeyler/nesneler) derken, burada sapan insanlar için "men" (o kimse) der. Bu zamir, cehenneme sürüklenen kişinin iradesiz bir nesne (put) olmadığını; bilakis aklı, şuuru ve seçme yeteneği (men) olan, dolayısıyla kendi düşüşünden bizzat kendisi sorumlu olan aktif bir özne olduğunu kaydeder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edatın barındırdığı felsefi sorumluluğa dikkat çeker. Kuran, müşriklere "Siz ancak kendi iradesiyle cehennemi seçen 'kimseyi' (men) saptırabilirsiniz" diyerek, şeytanın veya putperest telkinlerin insan üzerinde mutlak bir tahakkümü olmadığını ilan eder. "Men" zamiri, kötülüğün dışarıdan zorla enjekte edilmediğini, ancak kişinin (men) kendi içindeki o karanlık kabul ile (hür iradesiyle) karşılık bulduğunu gramatikal olarak sabitler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin polemik ve teolojik zeminine inerek; müşriklerin kendi saptırıcı güçlerine (fâtinîn) dair duydukları o kibri, bu "men" (o kimse ki) edatıyla nasıl çökertildiğini ifade eder. Sizin telkinleriniz, sadece ve sadece başından beri inanmamaya yeminli olan o şuurlu inkarcıların (men) kendi bahanelerinden ibarettir. Siz onları saptırmıyorsunuz, onlar zaten o yolda gitmek için sizi bahane ediyorlar. Bu, şeytani otoritenin bütünüyle iflasıdır.
huve (هُوَ)
Arapçada üçüncü tekil şahıs eril "o" anlamındaki ayrık (munfasıl) kişi zamiridir. Ayetin sözdiziminde "men" ism-i mevsulünün sıla (açıklama) cümlesinin mübtedası (öznesi) olarak merfu konumundadır.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu zamirin (huve) belagat ilmindeki "zamir-i fasl" (pekiştirme ve ayırma zamiri) işlevini tahlil eder. Kuran "men sâli'l-cehîm" (cehenneme girecek olan hariç) diyebilirdi. Ancak araya giren "huve" (o) zamiri, hükmü bütünüyle kişiselleştirir ve pekiştirir. "Ancak bizzat O, o kimsenin ta kendisi (huve)..." şeklindeki vurgu, cehenneme girişin tesadüfi bir kaza olmadığını, o kişinin bizzat kendi şahsiyetiyle, kendi iradesiyle o ateşi hak ettiğini mühürleyen bir gramatikal parmakla işaret etme sanatıdır.
Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ bağlamında bu zamirin teolojik bireyselleştirmesine dikkat çeker. Ortadoğu'nun kabileci paganizminde kurtuluş veya felaket genellikle kabileye (kolektif kimliğe) aitti. Ancak Kuran, "huve" (bizzat o birey) zamiriyle; eskatolojik (ahiret) yargılamanın kabilevi değil, bütünüyle bireysel bir hesaplaşma olduğunu ilan eder. İnsan kendi inkarının faturasını tek başına (huve) ödeyecektir.
sâli (صَالِ)
Arapça "s-l-y" kökünden türetilmiş, sülasi mücerred, ism-i fâil (etken ortaç) vezninde bir isimdir. Aslı "sâlin" (صَالٍ) olup, ardından gelen "el-cehîm" kelimesine muzaf (tamlanan) olduğu için sonundaki tenvin ve illet harfi olan "yâ" düşmüştür. Ayette "huve" mübtedasının haberi (yüklemi) konumundadır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "s-l-y" kökünün temel manasının "ateşe maruz kalmak, ateşin içine atılıp yanmak, kızarmak, kavrulmak ve sıcaklığın o yakıcı şiddetini bizzat derinden tatmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sıla / saly" eyleminin Kuran lügatinde sıradan bir ateşe yaklaşma veya yanından geçme olmadığını; bilakis "ateşin bizzat yakıtı haline gelerek o alevlerin içine girmek, ebediyen o yakıcı azabın içine gömülüp kalmak ve onunla bütünleşmek" anlamına geldiğini kaydeder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve zamansal kurgusuna eğilerek; fiil (yaslâ / yanacak) yerine ism-i fâil (sâli / yanan-yanıcı) formunun kullanılmasındaki o devasa teolojik mesajı tahlil eder. İsm-i fâil, eylemin kalıcılığını ve kişinin o sıfatla bütünleştiğini gösterir. Onlar sadece gelecekte ateşe girecek kimseler değildir; onlar kendi inkarlarıyla, kibirleriyle ve şirkleriyle o ateşin bizzat kendisi (sâli) olmuşlardır. İçlerindeki küfür ateşi, ahiretteki "cehîm" ateşinin ta kendisidir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki ve ontolojik semantiğinde "sâli" sıfatının Cahiliye aklındaki karşılığını inceler. Kuran, müşriklere "Siz ancak ve ancak hamuru cehennem ateşiyle yoğrulmuş (sâli), fıtratını küfürle yakmış kişileri kandırabilirsiniz" der. Temiz ve ihlaslı bir kalbi olan kimseye şirkin ateşi dokunmaz. Bu kelime, tevhidi reddeden kalplerin ontolojik olarak çoktan çürümüş ve ateşe (saly) hazır hale gelmiş hastalıklı bir tabiat taşıdığını dilde mühürler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de "saly" mefhumunun eskatolojik (ahiret) tasvirlerindeki yerine dikkat çekilerek; insanın cehenneme sürüklenişinin dışsal bir zorlamadan ziyade, kişinin dünyadaki ahlaki ve itikadi çöküşünün doğal, içsel ve kaçınılmaz bir sonucu olduğu; "sâli" (yanmaya aday/ateşlik) olanın zaten dünyadayken kendi karanlık kaderini seçtiği vurgulanır.
el-cehîm (الْجَحِيمِ)
Arapça "c-h-m" kökünden türetilmiş, aşırılık ve yoğunluk bildiren "fe'îl" vezninde bir isimdir. Ayetin sözdiziminde "sâli" ism-i fâilinin muzafun ileyhi (tamlayanı) olarak mecrur (esreli) konumundadır. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli ve bilinen o mutlak eskatolojik azap mekanına (marife) tahsis eder. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "c-h-m" kökünün temel manasının "ateşin kat kat harlanması, gözlerin öfkeden veya ateşin dehşetinden faltaşı gibi açılması, aslanın avına bakarken gözlerinin parlaması ve çok büyük, geniş, yutan, alevleri birbiri üzerine binen devasa çukur" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "cehîm" kavramının Kuran terminolojisinde sıradan bir ateş (nâr) olmadığını; bilakis "oksijeni içine çeken, alevleri yükselen, genişleyen, homurdanan ve içine atılanı yutmak için adeta canlı bir varlık gibi gözlerini açmış bekleyen o mutlak, nihai ve harlanmış cehennem çukuru/fırını" olduğunu kaydeder.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki filolojik arka planına inerek; "cehennem" kelimesi İbranice kökenli (Gehinnom) bir ödünçleme iken, "cehîm" kelimesinin saf Arapça ve kadim Sami dillerinin o geniş çöl hafızasından kopup gelen, "devasa, yutucu ateş çukuru" anlamına sahip köklü bir eskatolojik terim olduğunu belirtir. Kuran, o mutlak azabı, Ortadoğu'nun kendi ana diliyle ve en dehşet verici köküyle resmeder.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve polemik kurgusunda bu mekan tasvirinin retorik fonksiyonunu inceler. Kuran, müşriklerin sahte argümanlarını, iddialarını ve şefaat beklentilerini çürüttükten sonra, onları sonsuz, belirsiz bir boşluğa bırakmaz. "El-cehîm", bütün o pagan yalanların, kibrin ve uydurma hiyerarşilerin nihayetinde çarpacağı o somut, devasa ve yakıcı sondur. Hitap, soyut bir felsefi tartışmadan çıkıp "alevleri birbirine binen o büyük ateş çukurunun" (cehîm) dehşetiyle kapanır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; dilin damağa sertçe çarpmasıyla açılan "c" (cim), boğazın ortasında hırıltıyla kilitlenen kalın "h" (ha), sesi ve nefesi acı bir feryat gibi ileriye doğru uzatan "î" (med) ve dudakların sımsıkı kapanmasıyla her şeyi içine gömüp yok eden o nihai ve yutucu "m" harflerinin (c-h-î-m) oluşturduğu o homurdanan, kavuran ve yuttuktan sonra üstünü kapatan ses yapısının; harlanmış devasa bir fırının, günahkarları içine alıp yaktıktan sonra kapaklarının kapanmasını işitsel bir sahne (ses imgesi) olarak muhatabın şuuruna doğrudan nakşettiğini ifade eder. Ayet, putperestlerin sözde saptırıcı güçlerinin aslında sadece kendi kendilerini ve kendileri gibi olanları o karanlık, geniş ve yutucu fırına (el-cehîm) taşımaktan başka bir işe yaramadığı o sarsılmaz ve kavurucu ilahi hükümle son bulur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla