وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 108. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: saffat suresi, saffat suresi 108. ayet, selam, mükafat, hz ishak, müjde, saffat 108, hz ibrahim
-
108-109. "Onun hakkında, ‘İbrahim'e selâm olsun!' ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik."
110. "Evet, iyileri işte böyle ödüllendiririz."
Selâm Vermek
Sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik. Müfessirler bu âyete güzel övgüyü devam ettirdik mânasını verdiler. Bu âyetle, hemen arkasından gelen âyetteki selâm kelimesinin kastedilmiş olması da mümkündür, çünkü Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: İbrahim’e selâm olsun! Cenâb-ı Hak ona ve bütün peygamberlere selâm göndermemiz için bunu sonraki nesillerde devam ettirmiştir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Mutlak izzet sahibi olan Rabb’in, onların yakıştırdığı nitelemelerden münezzehtir. Bütün peygamberlere selâm olsun!”. Hz. Peygamber (s.a.) de şöyle buyurmuştur: “Bütün nebilere ve resûllere selâm ve senâ göndermemiz bize emredilmiştir”. Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur: “Allahım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine de salât selâm eyle!”. Bütün peygamberler birbiriyle aynı milletten oldukları gibi hepsi birbiriyle aynı ailedendir. Yahut bu selâm, Allah’tan onlara verilen her türlü korkudan emin olmak ve her nevi çirkinlikten salim olmak anlamındadır.
İyileri işte böyle ödüllendiririz. Yani iyi olan her insanı biz böyle mükâfatlandırırız, yani sonraki nesillerde onun hakkında selâmı ve güzel övgüyü devam ettiririz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve tereknâ (وَتَرَكْنَا)
Arapça "ve" (atıf/bağlaç) harfi ile "t-r-k" kökünden türetilmiş mazi (geçmiş zaman) birinci çoğul şahıs fiili olan "tereknâ" (biz bıraktık) kelimesinin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "t-r-k" kökünün temel manasının "bir şeyi kendi halinde bırakmak, bir yerden ayrılırken orada bir iz veya miras bırakmak, vazgeçmek ve sonraya ertelemek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "terk" eyleminin Kuran lügatinde sıradan bir unutma veya ihmal olmadığını; bir kişinin hatırasını, ismini, davasını veya şanını kendisinden sonraki nesiller arasında canlı ve kalıcı bir miras olarak "bırakmayı/vasiyet etmeyi" tanımladığını kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında fiildeki "nâ" (Biz) zamirinin belagatta "azamet çoğulu" (yücelik ve kudret ifadesi) olduğuna dikkat çeker. İbrahim'in o devasa kurban imtihanını geçmesinin ardından, ilahi otorite (Allah) bizzat araya girerek "Biz onun için bıraktık" (tereknâ) diyerek; İbrahim'in ismini ve o eşsiz teslimiyetini tarihin tozlu sayfalarına gömülmekten kurtarıp, onu ebedi bir "şeref nişanesi" olarak sabitlediğini gramatikal olarak mühürler.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki semantiğinde "terk" (miras bırakma) mefhumunun bedevi (Cahiliye) toplumundaki "ölümsüzlük" arayışıyla olan irtibatını tahlil eder. Bedeviler isimlerini yaşatmak için şiire ve soy kibrine (asabiyete) sarılırlardı. Kuran, gerçek ve silinmez "zikr"i (anılmayı), Allah'ın bizzat kendi kudretiyle (tereknâ) tarih boyunca inananların kalbine yerleştirdiği o sarsılmaz peygamberi miras olarak yeniden tanımlar.
aleyhi (عَلَيْهِ)
Arapça dilbilgisinde "üzerine, hakkında, lehine" anlamları veren, mekânsal veya manevi bir yüklemi, tahakkümü ve sürekliliği (isti'lâ) bildiren "alâ" harf-i ceri ile, üçüncü tekil şahıs eril "hi" (ona/onun) zamirinin kaynaşmış halidir.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu edatın "tereknâ" fiiliyle olan bağlantısını tahlil eder. Miras ve övgü İbrahim'in "üzerine" (aleyhi) bırakılmıştır. Bu, o şerefli hatıranın İbrahim'in şahsiyetiyle özdeşleştiğini, onun üzerine bir nur ve onur örtüsü gibi ebediyen serildiğini gramatikal olarak mühürler.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edatın barındırdığı ontolojik korumaya ve merkeze alışa dikkat çeker. "Aleyhi" (onun üzerine) vurgusu; İbrahim'in o sarsılmaz tevhid mücadelesinin ve kurban imtihanının, kendisinden sonraki tüm zamanlar ve nesiller için mutlak bir "referans noktası" (imamlık makamı) olarak bizzat onun ismi üzerine tescil edildiğini belgeler.
fîl-âhirîn (فِي الْآخِرِينَ)
Arapça "içinde, aralarında" anlamı veren "fî" harf-i ceri ile, "e-h-r" kökünden türemiş olan "âhir" (sonraki) kelimesinin kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) formu olan "âhirîn" (sonrakiler/gelecek nesiller) kelimesinin birleşiminden oluşur. Ayette mecrur (esreli/yâ harfi ile) konumdadır. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) yapar. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "e-h-r" kökünün temel manasının "bir şeyin sonu, gerisi, zamansal olarak arkadan gelen ve tehir edilen" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "âhirîn" kavramının Kuran lügatinde; İbrahim'den sonra kıyamete kadar gelecek olan tüm ümmetleri, nesilleri, inanan toplulukları ve özellikle tevhidi sürdüren ümmetleri kapsayan en geniş kronolojik ve sosyolojik kategori olduğunu vurgular.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve teolojik kurgusunda bu tamlamanın (fîl-âhirîn / sonrakiler arasında), anlatıyı tarihsel bir dar kalıptan çıkarıp evrensel ve ebedi bir ufka taşıdığını tahlil eder. İbrahim'in o anlık teslimiyeti (kurban sahnesi), "sonrakiler arasında" (fîl-âhirîn) her an taze kalan, sürekli tekrarlanan bir ibadete ve anmaya dönüşmüştür.
Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ bağlamında bu kavramı incelerken; dönemin Yahudi ve Hristiyan geleneklerinde İbrahim'in "tüm inananların babası" (pater omnium credentium) olarak onurlandırılmasına dikkat çeker. Kuran, "fîl-âhirîn" ifadesiyle bu evrensel mirası tevhidi bir çizgide doğrular. İbrahim sadece kendi döneminin değil, "sonrakilerin" de ortak ilahi hafızasının merkezindeki o sarsılmaz monoteistik figürdür.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir birikimi bağlamında bu ifadenin pratik tezahürüne dikkat çeker. İnananların namazlarındaki "Salli-Barik" dualarında "Tıpkı İbrahim'e ve ailesine lütfettiğin gibi..." diyerek onun ismini anması ve Kurban ibadetiyle onun sünnetini ihya etmesi, Allah'ın İbrahim için "sonrakiler arasında" (fîl-âhirîn) bıraktığı o muazzam ve kesintisiz mirasın bizzat eyleme dönüşmüş halidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de "zikr-i cemîl" (güzel anılma) bahsinde bu ayetin kilit bir rol oynadığı; İbrahim'in Rabbinden dilediği "Bana sonrakiler arasında dürüstlükle anılmak (lisân-ı sıdk) nasip et" duasının, bu ayette bizzat Allah tarafından kabul edilerek bir "ilahi yasa" haline getirildiği vurgulanır. Kurban edilecekken kurtulan beden, yerini ebediyen anılacak şanlı bir isme bırakmıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla