Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâffât Sûresi, 88. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâffât Sûresi, 88. Ayet

    فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fenezara nezraten fî-nnucûm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      88. "Sonra yıldızlara şöyle bir baktı;"

      89. "Ben rahatsızım, dedi."


      Hz. İbrahim’in Hasta Değilken Hastayım Demesi

      Burada Hz. İbrahim (s.a.), ben hasta olacağım demek istemiştir. Bu, dilde caiz olan bir ifade tarzıdır. Nitekim Allah bir âyette şöyle buyurur: “Elbette sen ölüyorsun, onlar da ölüyorlar” yani elbette sen öleceksin, onlar da ölecekler, yoksa şimdi ölüyorlar demek değil. Buna göre Hz, İbrahim’in (s.a,) ben hastayım sözü, hasta olacağım anlamına gelir. Yahut ben hastayım sözünü gerçek anlam da kullanmıştır, bu konuda o doğru söylemektedir. Çünkü yaratılanlardan hiç kimse yoktur ki, az da olsa onda bir rahatsızlık bulunmasın! Hz. İbrahim ’in (s.a.) sözü de bu anlamdadır.

      Bazıları şöyle demiştir; Hz, İbrahim üç yerde yalan söylemiştir. Biri, buradaki ben hastayım sözüdür. Bu, korkunç ve çirkin bir sözdür; resullerden veya nebilerden birine yalan nispet edilmesi caiz değildir, hiçbir şekilde böyle bir şey vâki olmamıştır.

      Mûfessirler derler ki: Kavmi, Hz, İbrahim’i (s.a.) bayramlarına götürmek istemişlerdi, fakat Hz, İbrahim, yıldızlara bakmış ve kendisini bırakıp gitmeleri için ben hastajım demişti, niyeti de kavminin taptığı putları kırmaktı, nitekim putİan kınp parçalamıştı. Hz. İbrahim’in (s.a.) yıldızlara bakması, kasTninin yıldızlara bakarak iş yaptıkları için olduğunu söylüyorlar. En doğrusunu Allah bilir va, ecer durum bövle ise, \nldızlara bakmakla kendisi de ka*mi gibi dasrandığmı onlara göstermek İstemiş olmalıdır. Şu ilâhî beyanda belirtilen husus odur: "Rabb’im budur; zira bu daha büyük, demişti”. Bunu, onlar gibi dasTandığmı göstermek için, kendisini daha kolay rahat bırakmalarına delil olsun diye söylemişti. Çünkü yaratılanlar arasında bilinen uygulama da beyledir; başka birini dininden veya mezhebinden çevirmek isteyen kişi, onun düşüncelerine uygun da\Tanır, sonra onu ondan vazgeçirmeye çalışır; bu yol, istediği neticen elde etmek için ona muhalefet ve düşmanlık göstermekten daha iji netice verir. Çünkü insana kendisiyle uyumlu olanın sözü, muhalifin sözünden daha çok tesir eder. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fenazara (فَنَظَرَ)

        Arapçada ardışıklık ve sebep-sonuç bildiren "fe" (fâ-i ta'kibiyye) bağlacı ile "n-z-r" kökünden türetilmiş mazi (geçmiş zaman) üçüncü tekil şahıs fiili olan "nazara"nın (baktı) birleşiminden oluşur. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "n-z-r" kökünün temel manasının "bir şeye gözle bakmak, onu dikkatle gözlemlemek, üzerinde derinlemesine düşünmek ve aklın bir şeyi tartarak beklemesi" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nazar" eyleminin Kuran lügatinde salt retinanın ışığı algılaması (rü'yet/görme) olmadığını; insanın gözlemlediği fiziksel bir tablodan zihinsel ve felsefi bir çıkarım yapma, şuurla odaklanma eylemini tanımladığını kaydeder.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında başa gelen "fe" edatının belagat ilmindeki eşsiz kurgusuna dikkat çeker. İbrahim, kavmine putların acizliğini anlatan o felsefi soruyu ("Siz alemlerin Rabbi hakkında ne zannediyorsunuz?") sorduktan hemen sonra (fe), araya hiçbir boşluk, sessizlik veya başka bir diyalog girmeden doğrudan eyleme (bakma eylemine) geçerek tartışmanın yönünü aniden yeryüzünden kozmik bir boyuta taşımıştır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; dudaklardan dışarı üflenen "f", genizden gelen "n", dilin damağa ve dişlere kalın bir şekilde temas ettiği "z" (zı) ile titrek "r" harflerinin (f-n-z-r) oluşturduğu o ani, hızlı, keskin ve eforlu ses yapısının; İbrahim'in o anki ani refleksini, başını hızla gökyüzüne kaldırışını ve o sarsıcı eylemini işitsel bir sahne (ses imgesi) olarak metne doğrudan nakşettiğini ifade eder.

        nazraten (نَظْرَةً)

        Arapça "n-z-r" kökünden türetilmiş bir mastardır (veya ism-i merre - tekil bir eylem bildiren isim). Ayetin sözdiziminde "fenazara" fiilinin meful-ü mutlak'ı (pekiştirici nesnesi/eşköklü nesne) olarak nasb (üstünlü) konumundadır. Sonundaki tenvin, kelimenin belirsiz (nekra) formda olduğunu gösterir.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında fiilin kendi kökünden bir mastarla (nazraten) desteklenmesinin belagat ilmindeki önemini tahlil eder. Bu gramatikal yapı, bakışın sıradan, rastgele veya öylesine bir göz ucuyla süzme olmadığını; son derece kasıtlı, derin, manidar ve muhataplar (putperestler) üzerinde psikolojik bir etki bırakmayı amaçlayan "tek, keskin ve çok spesifik bir bakış" (ism-i merre) olduğunu mühürler.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin barındırdığı psikolojik ve teolojik taktiğe dikkat çeker. İbrahim, putperest kavmin dikkatini çekmek ve onların zihin dünyasında geçerli olan bir argümanı bizzat onlara karşı kullanmak için bu "derin ve manidar bakışı" (nazraten) sahnelemiştir. Bu, tevhidi bir eyleme (putları kırmaya) zemin hazırlamak için kurgulanmış muazzam bir peygamberi stratejidir.

        fî (فِي)

        Arapça dilbilgisinde "içinde, aralarında, zarfında, -de/da" (zarfiyet) anlamı veren, mekânsal kapsayıcılık ve derinlik bildiren harf-i cerdir.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu edatın "ilâ" (e/a doğru) harf-i ceri yerine "fî" (içine doğru) olarak kullanılmasının belagat ilmindeki eşsiz anlamına dikkat çeker. İbrahim gökyüzüne uzaktan ve yüzeysel bir şekilde (ilâ) bakmamış; adeta yıldızların konumlarının, yörüngelerinin ve kavminin inandığı o astrolojik dizilimlerin "tam içine" (fî), o kozmik derinliğe nüfuz eden ve okuma yapan tefekkür dolu bir bakış fırlatmıştır.

        en-nucûm (النُّجُومِ)

        Arapça "n-c-m" kökünden türemiş olan "necm" (yıldız) kelimesinin kuralsız/kırık çoğuludur (cem-i mükesser). Ayette "fî" edatıyla mecrur (esreli) konumdadır. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) yapar. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "n-c-m" kökünün temel manasının "kökü ve gövdesi olmayan bir bitkinin topraktan baş göstermesi, bir şeyin gizlilikten çıkıp görünür hale gelmesi, doğması ve parlaması" olduğunu belirtir. Geceleyin karanlığı yararak ortaya çıktıkları için gök cisimlerine bu isim verilmiştir.

        Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunda yıldız (necm) motifinin Geç Antik Çağ ve kadim Mezopotamya dinlerindeki yerini tahlil eder. İbrahim'in yaşadığı Babil/Keldani coğrafyasında astral dinler (yıldız, ay ve güneş kültü) mutlak bir hakem konumundaydı. Yıldızlar salt doğa olayları değil, insan kaderini belirleyen "tanrısal işaretler ve otoriteler" olarak görülüyordu. İbrahim'in yıldızlara bakması, doğrudan bu astral-teolojik merkeze yönelik retorik ve pratik bir müdahaledir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki filolojik arka planına değinerek; gök cisimlerine tapınma eyleminin (astrolatri) tüm kadim Ortadoğu'da ortak bir sapkınlık olduğunu, Kuran'ın İbrahim kıssasında bu kelimeyi (en-nucûm) kullanarak o kadim astrolojik hurafeleri dekonstrükte (yapıbozum) ettiğini savunur.

        Gabriel Said Reynolds, Yahudi ve Hristiyan metinlerindeki (özellikle Midraş geleneğindeki) İbrahim'in astrologlarla (yıldız falcılarıyla) olan kadim polemiklerine dikkat çekerek; Kuran'ın bu sahnede İbrahim'i, kavminin astrolojik beklentilerini manipüle edip onları kendi silahlarıyla (yıldızlara derin bir bakış fırlatarak) vuran zeki bir monoteist (muvahhid) olarak kurguladığını ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin polemik ve sosyolojik zeminine inerek; İbrahim'in aslında yıldızların kaderi belirlediğine zerre kadar inanmadığını, ancak putları kırmak için yalnız kalmaya (kavminin bayram alanına gitmemesine) ihtiyacı olduğunu belirtir. Kavmi ondan kendileriyle gelmesini beklerken, o, kavminin en çok inandığı ve korktuğu referans sistemine (yıldız bilimine / astrolojiye) bakarak onlara anlayacakları dilden bir mazeret sunma hazırlığı yapmaktadır. Yıldızlara bakış, şirk aklıyla dalga geçen muazzam bir ironidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de klasik tefsir birikimine atıfla; "en-nucûm" (yıldızlar) ifadesinin bu ayette, İbrahim'in kendi kavminin astrolojiye (ilm-i nücûm) duyduğu körü körüne inancı, tevhidi bir amaca (putları imha etmeye) zemin hazırlamak için "sahte bir kozmik okuma sahneleyerek" (nazraten fîn-nucûm) kullandığı kilit bir kavram olduğu kaydedilir. Sistemin açığı, bizzat sistemin kendi argümanıyla (yıldızlarla) vurulacaktır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X