Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâffât Sûresi, 68. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâffât Sûresi, 68. Ayet

    ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme inne merci’ahum le-ilâ-lcahîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sonunda onların varacakları yer mutlaka cehennem olacaktır."

      Yani sonunda onların gidecekleri yer cehennemdir, cehenneme atılacaklar. Onlar oraya kendiliklerinden gitmiyorlar, oraya atılıyorlar. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Onlara, ‘İçinde ebedî olarak kalacağınız cehennemin kapılarından girin içeri!’ denilecek” yani onlar kendiliklerinden cehenneme girmeyecek, fakat oraya atılacaklar. Cenâb-ı Hakk’ın başka bir âyette de şöyle buyurduğu gibi: “O gün cehennem ateşine itile kakıla götürülecekler”.

      Abdullah b. Mesûd’un (r.a.) mushafında şöyledir: “Sümme inne munkalebehum le ile’l-cehîm” (ثم إن منقلبهم لإلى الجحيم). Yani, sonra dönecekleri yer kesinlikle cehennemdir.

      “Cahîm”, daha önce de söylediğimiz gibi en yoğun ateş demektir. “Nârun câhime” (نار جاحمة) denildiğinde büyük ateş anlaşılır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        summe (ثُمَّ)

        Arapça dilbilgisinde "tertib ve terâhi" (sıralama ve eylemler arasında belirli bir zaman aralığı/gecikme) bildiren atıf (bağlaç) harfidir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu edatın çok kritik bir mekânsal ve zamansal geçişi gramatikal olarak tesis ettiğini belirtir. Cehennem ehli, önceki ayetlerde Zakkum ağacından yemiş ve üzerine kaynar su (hamîm) içmişlerdir. Bu yeme içme eylemi cehennemin farklı bir bölgesinde (Zakkum ağacının veya kaynar pınarların başında) gerçekleşmiştir. "Summe" (sonra) edatı, bu işkence seansının bitmesinin ardından suçluların derhal ateşe atılmadıklarını, o yediklerinin midelerinde yarattığı sarsıcı tahribatı ve acıyı hissetmeleri için onlara korkunç bir "zaman aralığı" (terâhi) bırakıldığını mühürler.

        Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve apokaliptik kurgusunda bu bağlacın işlevini tahlil eder. Kuran'ın eskatolojik (ahiret bilimsel) sahnelerindeki bu edat, "kamera açısını" ve sahneyi değiştiren retorik bir geçiş kapısıdır. Mahkumlar, Zakkum'u yiyip kaynar suyu içtikleri o işkence istasyonundan alınır ve "summe" edatının yarattığı o ağır, sürükleyici zaman dilimi eşliğinde asıl ebedi ikametgahlarına doğru yola çıkarılırlar.

        inne (إِنَّ)

        Arapçada isim cümlelerinin başına gelerek "şüphesiz, muhakkak, kesinlikle" anlamı veren ve cümleye mutlak bir tekit (pekiştirme) katan harf-i müşebbehe bil-fiil (fiile benzeyen harf) edatıdır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu edatın "tahkik" (gerçeği şüphesiz kılma) işlevi gördüğünü belirtir. Edat, azabın sadece yeme-içme (zakkum ve hamîm) ile sınırlı kalacağı yönündeki her türlü boş ümidi gramatikal bir şiddetle yıkarak, asıl dehşetli varış noktasının ontolojik kesinliğini ilan eder.

        merci'ahum (مَرْجِعَهُمْ)

        Arapça "r-c-a" kökünden türetilmiş ism-i mekân veya mimli mastar olan "merci'" (dönüş yeri / dönme eylemi) kelimesi ile üçüncü çoğul şahıs "hum" (onların/onlara) zamirinin birleşiminden oluşur. Ayetin sözdiziminde "inne" edatının ismi olarak nasb (üstünlü) konumundadır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "r-c-a" kökünün temel manasının "bir varlığın koptuğu, ayrıldığı veya ilk başladığı noktaya (aslına) geri dönmesi, eski haline rücu etmesi ve yönünü geriye çevirmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rücu" ve "merci'" kavramlarının Kuran lügatinde sıradan bir gidişi değil; insanın iradesi dışında, hesap vermek üzere mutlak surette yaratıcının huzuruna veya amellerinin nihai karşılığına (kaderine) "zorunlu dönüşünü" tanımladığını kaydeder.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ontolojik ve ahlaki semantiğinde bu kelimenin barındırdığı devasa ironiyi tahlil eder. Dünyadayken müşrik aristokrasi, Kuran'ın "Allah'a döneceksiniz" (ileyhi turca'ûn) şeklindeki eskatolojik uyarısından sürekli kaçmış, ölümden sonraki hayatı inkar ederek (zamanın/dehrin yok ediciliğine sığınarak) bu ontolojik "dönüşü" reddetmiştir. Ancak cehennem sahnesinde varlıkları o Zakkum ve kaynar suyla tahrip edildikten sonra, onların mutlak ve ebedi statüleri "merci'" (kaçınılmaz dönüş yeri) kavramıyla yüzlerine çarpılır. Kaçtıkları o dönüş eylemi, şimdi ateşin kalbine doğru gerçekleşmektedir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın eskatolojik topografyasına (mekân kurgusuna) dikkat çeker. "Dönüş" (merci') ifadesi, suçluların ateşe ilk kez girmediklerini, bizzat ateşin (cahîmin) içinden çıkarılıp o iğrenç Zakkum ağacının yanına (veya kaynar suyun başına) sürüklendiklerini; orada mideleri doldurulduktan sonra tekrar asıl merkezleri ve "evleri" olan o kor ateşin içine "geri döndürüldüklerini" gösterir. Azap statik değil, durakları olan korkunç bir döngüdür (rücu).

        le (لَ)

        Arapçada cümleye mutlak pekiştirme ve kesinlik katan "lam-ı muzahlaka" (tekit lamı) harfidir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında "inne" (şüphesiz) edatıyla başlayan cümlenin haberine bitişen bu "lam" harfinin, belagat ilmindeki en güçlü "tekit" (ikili pekiştirme) sanatı olduğunu belirtir. Dönüşün başka hiçbir yöne, hiçbir serinliğe veya kurtuluşa değil, "sadece ve kesinlikle" o dehşetli çukura olacağını gramatikal bir mühürle garanti altına alır.

        ilâ (إِلَى)

        Arapça dilbilgisinde "e/a doğru, yönüne, nihai hedefe" anlamları veren ve mekânsal (veya zamansal) bitiş/varış noktasını (intiha-i gaye) gösteren harf-i cerdir (ilgeç). Celaleddin el-Suyuti, "lam" edatıyla birleşen (le-ilâ) bu harf-i cerin, cehennem ehlinin o zorunlu sürüklenişindeki rotayı gramatikal olarak çizdiğini; onların kendi başlarına dolaşmadıklarını, keskin bir yönlendirmeyle bizzat o çukurun hedefine doğru itildiklerini belirtir.

        el-cahîm (الْجَحِيمِ)

        Arapça "c-h-m" kökünden türetilmiş, abartı ve süreklilik bildiren "fe'îl" (sıfat-ı müşebbehe/mübalağa) vezninde bir isimdir. Ayette "ilâ" edatıyla mecrur (esreli) konumdadır ve cümlenin haberidir. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) yapar. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "c-h-m" kökünün temel manasının "ateşin harlanması, alevlerin birbiri üzerine katlanarak devasa boyutlara ulaşması ve insanın bu mutlak dehşet karşısında gözlerinin yuvalarından fırlayacakmış gibi açılıp dikilmesi" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cahîm" kavramının Kuran terminolojisinde alelade, günlük bir ateş (nâr) olmadığını; üst üste yığılarak tutuşturulmuş, yakıcılığı ve boğuculuğu zirveye ulaşmış, hiçbir boşluk barındırmayan devasa ve derin cehennem çukurunu tanımladığını vurgular.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki arka planına değinerek, "c-h-m" (veya türevlerinin) Habeşçede (Ge'ez) ve diğer kadim Sami dillerinde "kavurucu ateş ve kor" anlamlarında ortak bir kökene sahip olduğunu; Kuran'ın bu evrensel eskatolojik dehşet kavramını (Cahîm), o saptırıcıların ve inkarcıların ebedi "dönüş ve hapis" mekânı olarak spesifik bir azap tabakasına dönüştürdüğünü savunur.

        Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ bağlamında cehennem tasvirlerini incelerken; dönemin Hristiyan ve Yahudi apokaliptik metinlerindeki "ateş gölü" veya "karanlık çukur" (Gehenna) motiflerinin Kuran'da çok daha dinamik bir kurguyla yer aldığını ifade eder. Suçlular, azabın bir formundan (zakkum yiyip kaynar su içmekten) alınıp, azabın diğer formuna (Cahîm'in merkezine) döndürülürler. Cahîm, azabın bitişi değil, sarsıcı döngünün nihai durağıdır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; "c" (cim) harfinin patlamalı vurgusu, boğazın en derininden, hırıltıyla gelen kalın "h" (ha) ve uzatmalı "îm" sesinin (c-h-m) oluşturduğu o boğuk, yakıcı ve genizde harlayan ses yapısının; alevlerin o yutucu uğultusunu, üst üste binen ateş katmanlarının çıkardığı homurtuyu ve o korkunç çukurun dibine doğru sürüklenişin verdiği çaresizliği işitsel bir sahne (ses imgesi) olarak metne taşıdığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X