قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 54. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: saffat suresi 54. ayet, saffat suresi, saffat 54, arkadaş, kıyamet şüphesi, diriliş inkarı
-
54. "Ve ekler: Şimdi dönüp bakar mısınız (ona)?"
55. "Sonra kendisi dönüp bakar ve arkadaşını cehennemin ortasında görür."
Der ki: Şimdi dönüp bakar mısınız (ona)? Sanki o bu sözü cennetteki arkadaşlarına söylemektedir: Dönüp bakar mısınız, cehennemdeki durum u nedir acaba? Sonra Cenâb-ı Hak onun dönüp baktığını ve kardeşini cehennemin ortasında gördüğünü haber veriyor. Âyette adamın, kendisinin dönüp baktığı belirtiliyor, fakat kardaşlarının baktıklarından söz edilmiyor. Her birinin dönüp baktığı ve herkesin onu cehennemin ortasında gördüğü halde, tekil ifade kullanılarak her biri onu cehennemin ortasında gördü denmesi dilde caizdir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Ey insan! Sen Rabb’ine doğru büyük bir çaba içindesin”, “Ey insan! Yüce Rabb’in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?” Her ne kadar bu âyetlerde Cenâb-ı Hak bir insana hitap ediyorsa da hakikatte onun şahsında bütün insan türüne hitap etmektedir. Buna göre dönüp bakar ve arkadaşını cehennemin ortasında görür meâlindeki âyet, en doğrusunu Allah bilir ya, her birinin dönüp ona baktığını haber vermektedir.
Sonra âyette hayret edilecek iki husus vardır. Birincisi, cennet ehlinin, cehennemliklerin durumlarına baktıklarından söz edildiğine göre, onlar birbirlerine yakındırlar ve birbirlerini görmektedirler demektir. Yahut hakikatte onlar uzaktırlar, fakat Cenâb-ı Hak cennet ehlinin gözlerine dünyadakinden daha uzağı görme kabiliyeti verecektir. Yüce Allah’ın âhirette insanlara uzakları görme kabiliyeti vermesi mümkündür, bu sayede onlar engel tanımadan ve mesafenin uzunluğuna bakmadan görebileceklerdir. En doğrusunu Allah bilir.
İkincisi, onlar cehennemliklerin cezasını ve azabını görüp gözleyerek azap duymayacaklar, Rab’lerinin lütfettiği nimetler içinde neşelenmekle meşgul olacaklardır. Onlar, Rab’lerinin lütfettiği o nimetler içinde olmakla, kâfir ve isyankârların durumlarını düşünmekten alıkonulmuşlardır, onlar için bundan başka bir şey yoktur. Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurur: “İşte o gün onlar nimetler içinde keyif sürerler".
Yorumu Yorumla
-
kâle (قَالَ)
Arapça "k-v-l" kökünden türemiş, mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs fiilidir. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "k-v-l" kökünün temel manasının "sesi harflere dökmek, telaffuz etmek ve zihindeki bir düşünceyi sözlü olarak dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran lügatinde sıradan, geçici bir konuşmadan ziyade; konuşmacının dikkat çekmek istediği kesin bir durumu, bir talebi veya iddiayı beyan etmeye başlaması anlamına geldiğini kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu mazi fiilin, bir önceki ayette dünyadaki o "inkarcı arkadaşını" (karîn) anlatan konuşmacının sözünü kesintisiz bir biçimde devam ettirdiğini ve şahsi hikayesinden çıkarak aniden meclisteki diğer cennetliklere (dinleyicilere) yönelmesini sağlayan gramatikal bir geçiş köprüsü olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dramatik zeminine değinerek; Kuran'ın bu fiille, uhrevi şölen ortamındaki pasif dinleme halini bitirip, ortak ve aktif bir eyleme (aşağıya bakmaya) davet çıkaran psikolojik bir sahne açtığını ifade eder.
hel (هَلْ)
Arapça dilbilgisinde cümlenin başına gelerek ona soru anlamı katan "istifham" (soru) edatıdır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin kurgusunda bu edatın sıradan bir bilgi edinme sorusu olmadığını; "Acaba bakmak ister misiniz? / Gelin birlikte bakalım mı?" şeklinde muhatabı bir eyleme katılmaya teşvik eden, tasdik ve ortaklık arayan bir "istifham-ı takrîrî ve teşvîkî" olduğunu belirtir. Diğer soru edatı "e" (hemze) daha çok inkar ve şaşkınlık barındırırken, "hel" edatı daha yumuşak, davetkâr ve eyleme yönlendirici bir tona sahiptir.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve polemik kurgusunda bu edatın, "symposium" (ziyafet) sahnesindeki diyalogu hareketlendiren; kendi tahtlarına kurulmuş, dingin ve pasif dinleyici konumundaki cennetlikleri, o ebedi rehavetlerinden sıyırıp ortak bir meraka ve ontolojik bir yüzleşmeye (cehenneme bakmaya) çağıran kilit bir edebi motif olduğunu ifade eder.
entum (أَنْتُمْ)
Arapçada ikinci çoğul şahıs (siz) ayrık zamiridir. Celaleddin el-Suyuti, cümlede mübteda (özne) konumunda olan bu zamirin, konuşmacının (kâil) hitabını genişlettiğini belirtir. Konuşan kişi tekil olmasına rağmen, dünyadaki o saptırıcı figürün akıbetini görmek için sadece kendi başına hareket etmez; etrafındaki diğer ihlaslı kulları da (entum/siz) bu ilahi adaletin tecellisine şahit olmaya çağırarak cennet meclisindeki sosyal bağı ve kardeşliği (kolektif şuuru) gramatikal olarak vurgular.
muttali'ûn (مُطَّلِعُونَ)
Arapça "t-l-a" kökünden türetilmiş, ifti'al babında, ism-i fâil (etken ortaç) vezninde, kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) bir isimdir. Ayette "entum" zamirinin haberi (yüklemi) konumundadır. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "t-l-a" kökünün temel manasının "bir şeyin ortaya çıkması, gizli bir yerden yükselmesi, doğması (güneşin doğuşu/tulû' gibi) ve yüksek bir mevkiye çıkıp etrafı gözlemlemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ifti'al babındaki "ıttılâ" (muttali olma) formunu tahlil ederek; bunun sıradan bir bakış (nazar veya rü'yet) olmadığını, gizli, kapalı veya çok aşağıda olan bir şeyi görmek için yukarıdan aşağıya doğru dikkatle sarkıp bakmak, durumunu teftiş etmek ve sırrına derinlemesine vakıf olmak anlamına geldiğini vurgular.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde fiil (tettali'ûn / bakarsınız) yerine isim (muttali'ûn / bakanlar, vakıf olanlar) formunun kullanılmasının belagat ilmindeki önemine dikkat çeker. İsm-i failin bu kalıbı, bakma/gözlemleme eyleminin anlık ve yüzeysel bir göz atma değil, kararlı, odaklanmış ve sonucu kesin olarak görmeyi arzulayan ontolojik bir yöneliş olduğunu gramatikal olarak tesis eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın eskatolojik (ahiret bilimsel) semantiğinde bu kelimenin barındırdığı mekânsal ve ontolojik hiyerarşiyi tahlil eder. Kuran evreninde cennet "yüksek" ve yüceltilmiş bir mekan (illiyyûn), cehennem ise olabilecek en "aşağı, derin ve çukur" mekan (esfel/cahîm) olarak tasvir edilir. "Muttali'" sıfatı, yüksek ontolojik statüye ulaşmış inananların, aşağıda azap çeken inkarcı kitleye doğru "yukarıdan aşağıya" yönelttikleri o ezici, mutlak ve teolojik hakimiyet bakışını ifade eder. Dünyada ezilenler, ahirette "yüksekten bakan/teftiş eden" (muttali') statüsüne yükseltilmiştir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin psikolojik derinliğine inerek; bu kavramın, cennet ehlinin saadetinin sadece kendi içtikleri şarapla veya oturdukları tahtla sınırlı olmadığını gösterdiğini savunur. İnsanın dünyevi travmalarından tam anlamıyla kurtulabilmesi (mutlak huzur) için, adaletin tecellisini bizzat görmesi gerekir. Cennet ehli "muttali olarak", dünyadayken imanlarıyla alay eden o zalimlerin (karîn) akıbetini teftiş eder ve bu manzara, onların ilahi adalete olan güvenlerini ve Allah'a duydukları şükrü ontolojik bir tatminle zirveye taşır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; "t" (tı) harfinin şeddeli ve kalın okunuşu ile ardından gelen "l" ve "a" (ayın) harflerinin (muttali') oluşturduğu o boğumlu, vurgulu ve efor gerektiren ses yapısının; güvenli ve yüksek bir yerden (tahttan), o korkunç ve derin cehennem çukuruna doğru boyun uzatarak, dikkat kesilerek aşağıya bakmanın verdiği o fiziksel gerilimi ve odaklanmayı işitsel bir sahne olarak okura/dinleyiciye doğrudan hissettirdiğini kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu kavramın, ahiret sahnelerinde hak ile batıl arasındaki kesin ayrımın, inananlar tarafından bizzat müşahede edilerek ilahi kararın onaylanması (ıttıla) ritüelini tanımladığı ifade edilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla