بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 46. Ayet
Daralt
X
-
"Bembeyaz; içenlere lezzet verir."
Rivayet edildiğine göre, onların âhiretteki İçecekleri bembeyazdır. Çünkü beyaz olan şey, içindeki kiri, tozu ve zarar verici her şeyi gösterir. Diğer kaplar ise içindekini çok az gösterir ve zararlı şeyler çok az, ancak büyük bİr dikkatle bakıldığında görünürler. Orada kapların da beyaz olduğu rivayet edilmiştir, çünkü herkesin tabiatına en hoş geleni beyaz renklerdir, beyaz renk bizce de tercihe şayan olandır.
Zeccâc şöyle dedi; Cennet içeceği olan şarap, insanın cismani varlığına değil ruhanî varlığına lezzet veren bir içecektir. Şarap içen insanların yüzlerinde bir ekşime ve buruşma oluştuğu görülmüyor mu? Buna rağmen onlar yine de onu içmeye devam ediyorlar. İşte bu da göstermektedir kİ cennet içeceği olan şarap, insanın şu cismanî varlığına değil ruhanî varlığına lezzet vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
beydâe (بَيْضَاءَ)
Arapça "b-y-d" kökünden türemiş, dişil (müennes) formda bir sıfattır ve ayette bir önceki ayette geçen "ke's" (kadeh/şarap) kelimesini niteler. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "b-y-d" kökünün temel manasının "siyahlığın ve karanlığın zıttı olan beyazlık, parlaklık, lekesizlik, saflık ve aydınlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beydâ" kelimesinin Kuran lügatinde salt bir renk bildiriminden öte; içine hiçbir yabancı maddenin, tortunun veya şaibeli unsurun karışmadığı, fıtri ve bozulmamış mutlak saflığı temsil ettiğini kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu sıfatın "hal" veya doğrudan "sıfat" konumunda olduğunu belirterek; cennet şarabının (kaynaktan fışkıran içeceğin) daha tadılmadan önce görsel bir estetik şölen sunduğunu, gözü yormayan ve cezbeden bir berraklığa (beyazlığa) sahip olduğunu gramatikal olarak tesis ettiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın renk semantiğini tahlil ederken, "beyaz" (beydâ) kavramının eskatolojik (ahiret bilimsel) sahnelerdeki ontolojik ağırlığına dikkat çeker. Dünyevi şarap (hamr) genellikle kırmızı, koyu, bulanık ve aklı örten karanlık bir içecek olarak tasavvur edilirken; Kuran, ahiret şarabını ışığı ve aydınlanmayı simgeleyen "beyazlık" sıfatıyla yeniden inşa eder. Bu renk, günahlardan arınmışlığın, ilahi lütfun ve ruhsal pürüzsüzlüğün (nurun) sıvılaşmış halidir. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de klasik tefsirlere atıfla; bu sıfatın, cennet içeceklerinin dünyadaki içkiler gibi iğrenç kokulu, bulanık renkli ve tortulu olmadığını, aksine kristal berraklığında, göz alıcı bir saflıkta (beydâ) olduğunu belgeleyen estetik bir tanım olduğu kaydedilir.
lezzetin (لَذَّةٍ)
Arapça "l-z-z" kökünden türemiş bir mastar/isimdir ve ayette "beydâe" sıfatıyla birlikte kadehin/içeceğin ikinci niteliği (sıfatı) olarak mecrur (esreli) konumdadır. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "l-z-z" kökünün temel manasının "duyulara hitap eden tatlılık, insanın içini ferahlatan hoşnutluk, acı ve burukluğun zıttı olan mutlak keyif" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lezzet" kavramının Kuran terminolojisinde; bedenin ve ruhun fıtratına tam uyum sağlayan, hiçbir rahatsızlık, yan etki veya pişmanlık barındırmayan saf ve katıksız haz (tat alma duygusu) anlamına geldiğini vurgular.
Celaleddin el-Suyuti, belagat ilminde bu kelimenin kullanımındaki inceliğe dikkat çeker: Kelime "lezzetli/leziz" (lezîzetun) şeklinde bir sıfat (ism-i fâil) olarak değil de doğrudan mastar (lezzetin / lezzetin ta kendisi) formunda kullanılmıştır. Bu "mübalağa" (abartı) sanatı, o içeceğin sadece lezzetli bir sıvı olmadığını, adeta "lezzet kavramının somutlaşıp sıvıya dönüşmüş hali" olduğunu gramatikal olarak mühürler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dramatik ve teolojik zeminine inerek; Kuran'ın bu tasvirini, cehennemliklere içirilen kaynar, bağırsakları parçalayan ve irinli (hamîm ve ğassâk) sularla karşılaştırır. Cehennemdeki o mutlak acı (elîm) ve iğrenç tat tecrübesinin karşısına, cennetlikler için ontolojik bir ödül olarak "mutlak lezzet" konulmuştur. Bu kelime, dünyadaki acıların, mahrumiyetlerin ve çilelerin damakta bıraktığı tüm o kötü tortuları silen nihai ilahi telafidir. Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; damaktan ayrılmayan "l" harfi ile peş peşe gelen şeddeli ve titreşimli "z" harflerinin (l-z-z), dilde usulca dağılan, damağa yayılan ve yutkunulduktan sonra bile etkisi uzun süre devam eden o eşsiz tadın (lezzetin) rehavetini işitsel bir sahne olarak muhatabın hislerine doğrudan aktardığını ifade eder.
li (لِ)
Arapça dilbilgisinde "için, -e, -a, tahsis ve aidiyet" anlamlarına gelen, kendisinden sonraki ismin sonunu esre (mecrur) yapan harf-i cerdir (ilgeç). Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu edatın "lam-ı ihtisas/tahsis" (özel kılma) işlevi gördüğünü belirtir. Bu edat, o eşsiz beyazlığın ve mutlak lezzetin rastgele var olmadığını; bizzat o içeceği yudumlayacak olanların şahıslarına, onların ağız tatlarına ve estetik beklentilerine tam bir uyum içinde özel olarak (için) tasarlandığını gramatikal olarak tesis eder.
eş-şâribîn (الشَّارِبِينَ)
Arapça "ş-r-b" kökünden türetilmiş, ism-i fâil (etken ortaç) vezninde, harf-i cer (li) dolayısıyla mecrur (esreli) konumda olan kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) bir isimdir (şâribûn yerine şâribîn). Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) yapar. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "ş-r-b" kökünün temel manasının "suyu veya herhangi bir sıvıyı içine çekmek, yutmak, susuzluğu gidermek ve kanmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şürb" (içme) eyleminin sadece biyolojik bir ihtiyaç giderme olmadığını, Kuran'da ahiret bağlamındaki kullanımında bunun bir zorunluluktan veya yakıcı bir susuzluktan (cehennemliklerin susuzluğu gibi) değil; tamamen keyif, neşe ve haz maksadıyla (telezzüz) gerçekleştirilen bir eylem olduğunu kaydeder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde "şâribîn" (içenler) kelimesinin Cahiliye şiirinden Kuran'a geçişteki muazzam ahlaki dönüşümünü tahlil eder. İslam öncesi bedevi şiirinde şarap içenler (şâribûn); aklını yitiren, saldırganlaşan, böbürlenen ve hedonist (zevkçi) bir taşkınlık sergileyen kitleleri tasvir ederken; Kuran, bu kavramı devralıp eskatolojik (ahiret) bir şölenin parçası yapar. Cennetin "içenleri", içtikçe aklı bulanan değil, aksine ruhsal bir duruluğa, derin bir sükûnete ve ilahi bir neşeye gark olan asil varlıklardır.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunda cennet şölenlerindeki bu "içenler" imgesinin (symposium motifinin); dünyadayken Müşriklerin alaylarına maruz kalan, meclislerinden dışlanan inananların, ahirette en üst düzeydeki onurlu, medeni ve saygın bir mecliste "içenler" olarak baş köşeye oturtulduklarını ifade eden teolojik bir asalet devrimi olduğunu savunur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu kelimenin, cennet şarabını yudumlayanların dünyadaki içkicilerin maruz kaldığı baş ağrısı, mide bulantısı, sarhoşluk veya şuursuzluk gibi hiçbir nefsani ve fizyolojik yıkıma uğramadıklarını; "lezzetin lişşâribîn" (içenler için mutlak bir lezzet) tamlamasının, eylemin sadece pozitif ve estetik tarafına odaklanan, cennet nimetlerinin pürüzsüzlüğünü belgeleyen eskatolojik bir mühür olduğu kaydedilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla