ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ikram, meyveler, ihlaslı kullar, saffat 43, rızık, saffat suresi, saffat suresi 43. ayet, cennet, nimet
-
43. "Nimetlerle dolu cennetlerde;"
44. "Karşılıklı oturdukları tahtlar üzerinde."
45. "Aralarında, kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır."
Burada Cenâb-ı Hak, onların dünyada iken oturmayı sevip arzu ettikleri tahtlara cennette oturacaklarını, bu tahtlara karşılıklı kurulacaklarını ve o halde iken kadehlerini içeceklerini haber vermektedir. Âyetteki “ke’s” (كأس) kelimesi, içinde içecek bulunan her bardağın veya kadehin adıdır. Kaynaktan doldurulmuş kadehler. Bazıları bu cümleye kaynaktan akan su diye anlam vermiştir, buna göre Cenâb-ı Hak sanki cennet ehlinin içecekleri her şeyin nehirler halinde aktığını haber vermektedir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Orada içenlere lezzet veren şarap ırmakları vardır”. Bazı müfessirler âyetteki “maîn” (معين) kelimesine, açıkta olan ve gözle görülen nesne anlamı verdiler, şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Bir de şunu sor: Suyunuz çekiliverse size akarsuyu kim getirebilir?’” , yani açıkta akan suyu kim getirebilir?
Ebû Avsece şöyle dedi: “Maîn” açıkta olan ve hareket etmeyen demektir, akan nesne mânasına geldiği de söylenmiştir.
Yorumu Yorumla
-
fî (فِي)
Arapça dilbilgisinde "içinde, içinde bulunma" (zarfiyet) anlamı veren, kendisinden sonraki ismin son harfini esre (mecrur) yapan harf-i cerdir (ilgeç). Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu edatın sıradan bir mekânsal yönelim olmadığını; bir önceki ayette bahsedilen "ikram edilme" (mukramûn) eyleminin ve "meyvelerin" (fevâkih) sunulacağı o nihai, ebedi ve mutlak ontolojik mekânı (cenneti) belirlediğini ifade eder. Bu edat, ihlaslı kulların nimetlere sadece dışarıdan bakmayacaklarını, o ihtişamın tam "içine" yerleşeceklerini ve saadet yurdunun onları her yönden kuşatacağını (ihtiva) gramatikal olarak tesis eder.
cennâti (جَنَّاتِ)
Arapça "c-n-n" kökünden türemiş olan "cennet" (bahçe) isminin, kurallı dişil çoğul (cemi müennes salim) formudur ve ayette "fî" edatıyla mecrur (esreli) konumda olup, bir sonraki ismin muzafıdır (tamlananıdır). İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "c-n-n" kökünün temel manasının "bir şeyi örtmek, gizlemek, saklamak ve gözden kaybetmek" olduğunu belirtir. Ağaçlarının sıklığı, dallarının ve yapraklarının gürlüğü sebebiyle toprağı görünmez kılıp örttüğü için bu tarz eşsiz bahçelere "cennet" ismi verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kuran lügatinde sıradan, dünyevi bir tarlayı/bahçeyi değil; ahiret yurdunun o ihtişamlı, korunaklı, eşsiz ve ebedi saadet mekânını tasvir ettiğini vurgular. Kelimenin çoğul (cennât) formunda gelmesi, bu mekânın tekdüze olmadığını, tabaka tabaka yükselen, sonsuz bir çeşitliliğe ve genişliğe sahip olduğunu gösterir.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki filolojik serüvenine inerek; bu sözcüğün Aramice ve Süryanicedeki "gannetâ" (bahçe/cennet) ve İbranicedeki "gan" (örneğin Gan Eden / Aden Bahçesi) kelimeleriyle aynı kökenden geldiğini belirtir. Kuran, Ortadoğu'nun bu kadim "ilahi bahçe" hafızasını alıp kendi eskatolojik (ahiret bilimsel) sisteminin merkezine yerleştirmiştir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde bu kavramın ontolojik ve coğrafi arka planını tahlil eder. Kavurucu çöl sıcağında, kuraklık ve su kıtlığı içinde yaşayan bedevi Arap toplumu için "sık ağaçlı, gölgeli ve sulak bir bahçe" (cennet), dünyevi olarak ulaşılması neredeyse imkânsız olan en büyük estetik ve fiziksel hayaldir. Kuran, muhatabın zihnindeki bu dünyevi özlemi alarak onu ebedi bir ödül mekanizmasına dönüştürmüş, çölde yaşayan insana "cennât" kelimesi üzerinden mutlak ferahlığın teolojik garantisini vermiştir.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve apokaliptik kurgusunda bu çoğul kullanımın (cennât), önceki ayetlerdeki o boğucu, dar ve karanlık cehennem (cahîm) tasvirlerine karşı, genişliği, açıklığı ve huzuru temsil eden mekânsal bir kontrast (karşıtlık) inşa ettiğini ifade eder. Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) dikkat çekerek; "c" ve "n" harflerinin oluşturduğu boğuk, genizden gelen ve içe dönük ses yapısının (c-n-n), cennetin o dış dünyadan yalıtılmış, gizemli, korunaklı ve esrarengiz sükûnetini işitsel bir sahne olarak metne taşıdığını kaydeder.
en-na'îmi (النَّعِيمِ)
Arapça "n-a-m" kökünden türetilmiş, abartı ve süreklilik bildiren "fe'îl" (sıfat-ı müşebbehe/mübalağa) vezninde bir isim/sıfattır. Ayette "cennâti" kelimesinin muzafun ileyhi (tamlayanı) olarak mecrur (esreli) konumdadır ve "cennâtu'n-na'îm" (Naîm cennetleri/Nimet bahçeleri) isim tamlamasını oluşturur. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) yapar. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "n-a-m" kökünün temel manasının "hayatın iyi ve konforlu olması, rahatlık, bolluk, pürüzsüzlük, yumuşaklık ve insanın hoşuna giden lütuf" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "naîm" kelimesinin Kuran terminolojisinde; insana haz veren, bedensel ve ruhsal her türlü eksiklikten, acıdan ve pürüzden arınmış saf, katıksız ve mutlak nimetlerin genel teolojik adı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki ve eskatolojik semantiğinde bu kelimenin ontolojik zıddını tahlil eder. Ona göre "naîm" (pürüzsüz lütuf ve yumuşaklık), önceki ayetlerde mücrimler (suçlular) için tasvir edilen ve kökünde şiddet, alev, yakıcılık barındıran "cahîm" (kavurucu cehennem) veya "elîm" (acı verici) kavramlarının tam psikolojik ve teolojik karşıtıdır. İhlaslı kullar (el-muhlesîn), dünyadaki zorlukların bedelini bu mutlak "naîm" (konfor ve pürüzsüzlük) alanında alırlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke ortamındaki sosyolojik karşılığına değinerek; dünyadayken inançları uğruna müşriklerin işkencelerine, ambargolarına maruz kalan, çileli, yoksul ve "pürüzlü/sert" bir hayat yaşayan müstazaflar (ezilenler) için "naîm" kelimesinin büyük bir devrimsel vaat olduğunu savunur. Bu kelime, dünyevi çilelerin bitip, hiçbir yorgunluğun ve zorluğun bulunmadığı (yumuşak/n-a-m) o sınırsız eskatolojik refahı temsil eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin morfolojik yapısına dikkat çeker: Kelimenin "nimet" (tekil/anlık) formunda değil de "naîm" (fe'îl vezninde) formunda gelmesi, cennetteki bu hazzın, bolluğun ve rahatlığın dünyadaki nimetler gibi geçici, tükenen veya kesintiye uğrayan bir yapıda olmadığını; aksine sürekli, ebedi ve sonsuz bir akışkanlık (sübût ve istimrar) arz ettiğini ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de "Cennâtu'n-Na'îm" tamlamasının, Kuran'da cennetin en bilinen özel isimlerinden biri olduğu; maddi ve manevi tüm lezzetlerin eksiksiz olarak sunulduğu, şüphe ve korkudan uzak mutlak saadet yurdunu (makamı) tanımladığı kaydedilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla