Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâffât Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâffât Sûresi, 41. Ayet

    اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ulâ-ike lehum rizkun ma’lûm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      41. "Onlar için belirli bir rızık vardır:"

      42. "Türlü meyveler... Onlara nice ikramlarda bulunulacaktır;"


      Sonra Cenâb-ı Hak samimi kulları için hazırlamış olduğu şeyi açıklamakta, şöyle buyurmaktadır: Onlar için belirli bir nzık vardır. Eğer, “Orada onlara hesapsız nimetler verilecektir” meâlindeki âyetle, onlar için belirli bir rızık vardır meâlindeki âyet nasıl telif edilir? diye sorulursa, cevap olarak bazı müfessirler bunu, mâlum olan bir nzık veya arzu ettikleri her şeyin kendilerine verileceği bir nzık diye açıklamışlardır. Bunun çokluk mânasına gelmesi, çokluğundan dolayı hesap edilemeyecek ve sayılamayacak derecede nzık anlamına gelmesi de muhtemeldir, ancak bu haddizatında belli ve bilinen bir rızıktır. Yahut belirli bir rızık sözündeki “malum” kelimesiyle şu mâna kastedilmiş olabilir: Dünyada kendilerine vâdedilenlere, âhirette ulaştıklarında bunlar mâlum ve bilinmiş olacak. Yani bunlar kendilerine vâdedilmişti, âhirette ulaşınca da onlar kendilerine mâlum ve belirli hale gelecektir. Türlü meyveler... Onlara nice ikramlarda bulunulacaktır. Yani onlar saygı görecekler ve şerefle karşılanacaklar.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ulâike (أُولَئِكَ)

        Arapça dilbilgisinde çoğul varlıkları işaret etmek için kullanılan ism-i işaret (işaret zamiri) edatıdır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu zamirin mübteda (özne) konumunda olduğunu ve bir önceki ayette azaptan istisna edilen "ihlaslı kullara" (el-muhlesîn) atıf yaptığını belirtir. Arapçada uzaklık bildiren bu işaret zamiri, onların ilahi huzurdaki makamlarının yüceliğini, derecelerinin yüksekliğini ve sıradan insanlardan ayrışmış o ulvi statülerini gramatikal olarak tesis eder. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunda bu zamirin, cehennem sahnelerinden cennet sahnelerine geçişi sağlayan keskin bir retorik sıçrama (kamera açısı değişimi) işlevi gördüğünü; azap çekenlerin dünyasından, lütuflara mazhar olan o "seçkin" (ulâike) kitleye doğru umut dolu bir teolojik ufuk açtığını ifade eder.

        lehum (لَهُمْ)

        Arapçada mülkiyet, tahsis, aidiyet veya hak etme (istihkak) bildiren "lam" harf-i ceri ile üçüncü çoğul şahıs "hum" (onlar/onlara) zamirinin birleşiminden oluşur. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu ifadenin öne alınmış haber (mukaddem haber) veya mübtedanın haber cümlesini başlatan bir edat olduğunu belirtir. Bu gramatikal kurgu, "hasr" (sınırlandırma ve tahsis) anlamı üreterek, bahsedilecek olan nimetin rastgele dağıtılan bir şey olmadığını; bizzat ve sadece bu ihlaslı kullar için özel olarak ayrıldığını, onların şahıslarına tahsis edildiğini vurgular.

        rızkun (رِزْقٌ)

        Arapça "r-z-k" kökünden türemiş bir isim/mastardır ve cümlede tehir edilmiş mübteda (muahhar özne) konumundadır. Kelimenin sonundaki tenvin (nekra/belirsizlik durumu), o rızkın büyüklüğünü, çeşitliliğini ve dünyevi algıların ötesindeki azametini ifade (tazim) eder. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "r-z-k" kökünün temel manasının "birine faydalanması için verilen pay, nasip, maddi veya manevi bağış ve kesintisiz ihsan" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rızk" kavramının Kuran lügatinde sıradan bir yiyecekten/maddiyattan ziyade; bedenin ve ruhun gıdası olan, Allah'ın kullarına tahsis ettiği kalıcı, faydalı ve ilahi lütuf anlamına geldiğini kaydeder. Cennet bağlamında bu kelime, her türlü manevi huzuru ve estetik zevki de kapsar.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde bu kavramın ontolojik ve sosyolojik dönüşümünü tahlil eder. İslam öncesi (Cahiliye) bedevi toplumunda rızık/nimet; kabile baskınlarıyla, ganimetlerle veya doğanın zorlu şartlarıyla (kıtlıkla) mücadele edilerek "elde edilen/kazanılan" yatay bir varlık iken; Kuran bu kavramı dikey bir boyuta taşır. Rızık, insanın kendi gücüyle kopardığı bir şey değil, mutlak ve cömert olan yaratıcının (Rezzak) yukardan aşağıya doğru sunduğu tek taraflı bir ihsandır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke ortamındaki karşılığına değinerek; çölde, kıtlık ve ticaret endişesiyle yaşayan bir toplum için "rızık" kavramının hayati bir kaygı ve statü meselesi olduğunu; Kuran'ın ahiret tasvirinde ihlaslı kullara sunulan bu ilahi rızkın, dünyadaki tüm ekonomik kaygıları, açlık korkusunu ve sömürü düzenini sıfırlayan mutlak bir güvence alanı sunduğunu savunur. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu kelimenin, eskatolojik (ahiret bilimsel) sahnelerde Allah'ın müminlere vaat ettiği, bitmek tükenmek bilmeyen ve her türlü dünyevi eksiklikten arındırılmış cennet nimetlerinin genel teolojik adı olduğu kaydedilir.

        ma'lûm (مَعْلُومٌ)

        Arapça "a-l-m" kökünden türetilmiş, ism-i mef'ul (edilgen ortaç/etkilenen) vezninde bir isimdir ve ayette "rızkun" kelimesinin sıfatı konumundadır. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "a-l-m" kökünün temel manasının "bir nesneyi diğerlerinden ayırt etmeye yarayan iz, işaret, kesinlik, şüphe barındırmayan bilgi ve bilinirlik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ma'lûm" kelimesinin, sınırları, niteliği, vakti ve mükemmelliği ilahi otorite tarafından önceden belirlenmiş, meçhul/belirsiz olmayan, kesin ve net bir gerçekliği ifade ettiğini vurgular.

        Celaleddin el-Suyuti, rızkın bu sıfatla nitelenmesinin (ma'lûm bir rızık); o nimetin cennetliklere sabah-akşam gibi belirli vakitlerde, düzenli, kesintisiz ve şaşmaz bir periyotla sunulacağını; yahut onun kalitesinin, güzelliğinin ve üstünlüğünün herkesçe bilinen, şöhret bulmuş bir düzeyde olduğunu gramatikal olarak tesis ettiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik ve psikolojik estetiğine dikkat çeker: "m", "a", "l" ve "m" harflerinin oluşturduğu bu sakin, dengeli ve yuvarlak ses yapısı (ma'lûm), bir önceki ayetlerde mücrimler (suçlular) için tasvir edilen o kaotik, belirsiz, korkutucu ve sarsıcı azap sahnelerinin aksine; cennet ehlini bekleyen o huzurlu, garantili, şüphe ve endişeden uzak "kesinlik" (bilinirlik) halini işitsel bir sahne olarak muhatabın ruhuna nakşeder. Bu sıfat, nimetin miktarından ziyade, o nimete sahip olmanın verdiği ontolojik güven ve tatmin duygusunu belgeler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X