Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâffât Sûresi, 33. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâffât Sûresi, 33. Ayet

    فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-innehum yevme-iżin fî-l’ażâbi muşterikûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O gün onlar azap görmede ortaktırlar."

      Bu âyette Cenâb-ı Hak, onların hepsinin, yani liderlerin ve halkın müştereken azap içinde olacaklarını, fakat aynı tür azabı görmeyeceklerini, hepsinin cehennemde olacağını, sonra her birinin günahı ve isyanı ölçüsünde azap göreceğini haber vermektedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fe (فَ)

        Arapça dilbilgisinde "fâ-i ta'kibiyye" (ardışıklık bağlacı) veya nedensellik (sebebiyye) bildiren bir edattır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu harfin, saptıranlar ile sapanlar arasındaki tartışmanın ve itirafların mantıksal bir neticesi olarak nihai ilahi hükme geçişi sağladığını belirtir. Ortak azgınlık (sebep), ortak azabı (sonuç) doğurmuştur. Diyanet İslam Ansiklopedisi, belagat açısından bu edatın, mahkeme sahnesindeki argümanların tükendiği ve ilahi adaletin infaz aşamasına aniden geçildiği o keskin kırılma anını gramatikal olarak inşa ettiğini kaydeder.

        innehum (إِنَّهُمْ)

        Arapçada isim cümlelerinin başına gelerek mutlak kesinlik bildiren "inne" (şüphesiz/muhakkak) edatı ile üçüncü çoğul şahıs "hum" (onlar) zamirinin birleşmesinden oluşur. Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu edatın "tahkik" (pekiştirme) işlevi görerek, azaba uğrayacak kitlenin (hem saptıranların hem de sapanların) kaderindeki ortaklığı ve bu cezanın kaçınılmazlığını mühürlediğini belirtir. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve apokaliptik kurgusunda bu yapının, tüm dünyevi bahaneleri ve karşılıklı suçlamaları susturan, dikkatleri doğrudan suçlu kitlenin ontolojik çöküşüne odaklayan retorik bir "spot ışığı" işlevi gördüğünü ifade eder.

        yevmeizin (يَوْمَئِذٍ)

        Arapça "y-v-m" kökünden türemiş "yevm" (gün) ismi ile "iz" (o vakit/o zaman) zarfının birleşmesinden oluşan bir zaman zarfıdır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "y-v-m" kökünün temel manasının "belirli bir zaman dilimi veya önemli bir olayın vuku bulduğu süreç" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu birleşik kelimenin Kuran lügatinde sıradan bir takvim gününü değil; tüm kozmik dengelerin altüst olduğu, mazeretlerin bittiği ve ilahi hükmün tecelli ettiği o mutlak "hesap ve ceza anını" tüm dehşetiyle temsil ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kuran'ın eskatolojik (ahiret bilimsel) semantiğinde bu zarfın, dünyadaki ertelenmiş zaman algısını yıktığını ve inkarcıları kaçışı olmayan, dondurulmuş bir "şimdi" (ebedi bir an) içine hapsettiğini tahlil eder.

        fî (فِي)

        Arapça dilbilgisinde "içinde, içinde bulunma" (zarfiyet) anlamı veren harf-i cerdir (ilgeç). Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu edatın sıradan bir mekânsal yönelim değil, "ihtiva" (tamamen kuşatma ve kapsama) işlevi gördüğünü belirtir. Suçlular azaba sadece dışarıdan temas etmeyecekler; azap onları her yönden kuşatacak, içine alıp yutacak ve ondan ontolojik olarak kaçış imkânsız hâle gelecektir. Bu edat, azabın nüfuz ediciliğini gramatikal olarak sabitler.

        el-‘azâbi (الْعَذَابِ)

        Arapça "a-z-b" kökünden türemiş bir isimdir ve ayette "fî" edatıyla mecrur (esreli) konumdadır. Başındaki harf-i tarif (el) kelimeyi belirli (marife) yapar. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde bu kökün temel manasının "bir şeyi engellemek, men etmek, tatlı suyu acılaştırmak ve kişiyi yaptığı işten alıkoyan şiddetli acı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "azap" kavramının Kuran terminolojisinde kişinin yeryüzündeki isyankâr eylemlerinin ve kibrinin karşılığı olarak tattığı, onu her türlü onurdan ve rahatlıktan yoksun bırakan mutlak fiziksel ve ruhsal ıstırap olduğunu vurgular.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine inerek, Süryanice ve Aramicede de ceza ve acı anlamında benzer formların kullanıldığını, Kuran'ın bu ortak hafızayı kendi teolojik zemininde yeniden şekillendirdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik zeminine değinerek; Mekke aristokrasisinin dünyadayken zayıflara ve inananlara uyguladığı dünyevi eziyetlerin (azabın), ahiret sahnesinde ilahi adaletin tecellisi olarak bizzat kendi üzerlerine, kendi kibirlerini parçalayacak şekilde, bilinen ve beklenen (el-azab) mutlak bir ceza olarak geri döndüğünü ifade eder.

        müşterikûn (مُشْتَرِكُونَ)

        Arapça "ş-r-k" kökünden türetilmiş, ifti'âl babında, ism-i fâil (etken ortaç) vezninde, kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) bir isimdir ve ayette "inne" edatının haberi (yüklemi) konumundadır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "ş-r-k" kökünün temel manasının "bir şeyi bölüşmek, ortak olmak, iki veya daha fazla şeyin bir nizamda/payda birleşmesi ve teklik durumundan çıkması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iştirak" kavramının bu formdaki kullanımının; saptıran liderler ile onlara körü körüne uyan kitlelerin, dünyadaki ideolojik suç ortaklıklarının (şirk) ontolojik bir sonucu olarak ahiretteki cezayı da "eşit derecede ve hep birlikte" bölüşecekleri anlamına geldiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki semantiğinde bu kelimenin barındırdığı derin teolojik ironiyi tahlil eder. Dünyadayken Allah'ın mutlak birliğine ve otoritesine karşı sahte otoriteler üreterek O'na "ortak" (şerik) koşanlar; ahiret mahkemesinde ilahi adaletin kusursuz işleyişiyle, o sahte ortaklarıyla birlikte azabı "ortaklaşa" (müşterikûn) tatmaya mahkûm edilirler. Bu kelime, şirkin ontolojik ve psikolojik cezasıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sosyolojik zeminine değinerek; dünyadaki ezen-ezilen, saptıran-sapan hiyerarşisinin ahiret azabı karşısında tamamen silindiğini, her iki grubun da ilahi mahkemede aynı varoluşsal "payda"da (müştereklikte) birleşerek eşitlendiğini savunur. Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine dikkat çekerek; "ş", "t", "r" ve "k" harflerinin oluşturduğu geniş, sürtünmeli ve yayılan ses yapısının, azabın kaçınılmaz bir ağ gibi tüm suçluları (hangi statüde olurlarsa olsunlar) sarıp sarmaladığını ve hiç kimsenin bu karanlık kader birliğinden kurtulamayacağını işitsel bir sembolizmle metne taşıdığını ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu sıfatın, ilahi adaletin suçluları dünyadaki eylem birliğine göre ahiretteki ceza birliğinde (iştirak) toplamasını ifade eden temel kavramlardan biri olduğu kaydedilir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X