مَا لَـكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
25. "(Ey inkârcılar!) Size ne oldu ki şimdi birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
26. "Evet, o gün onlar artık çaresiz boyun eğmişlerdir."
(Ey inkârcılar!) Size ne oldu ki şimdi birbirinize yardım etmiyorsunuz? Yani neden sizlere yardım edilmiyor? Yani dünyada iken yardım edecekler ve şefaatçi olacaklar ümidiyle taptığınız putlar, neden size yardım etmiyorlar? Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Bunlar Allah katında bizim aracılarımızdır”, “Sadece bizi Allaha yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz”. Cenâb-ı Hak bu âyetlerde onların, kendilerine yardımcı ve şefaatçi olacaklar ümidiyle taptıkları putların yardımından tamamen ümitlerini keseceklerini haber vermektedir.
Evet, o gün onlar artık çaresiz boyun eğmişlerdir. Yani o gün onlar, yaptıklarına karşı kendilerine Allah’tan başka yardım edecek kimsenin olmadığını anladıkları için Allah’ın huzurunda boyun bükmüşler ve zillet içindedirler, o zaman çaresiz Allah’a teslim olacaklar. Bazıları bu cümleye, Allah’ın azabına teslim olurlar mânasını verdi.
Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle dedi: “Müsteslimûn” (مستسلمون) kelimesi, onlar zelil olmuşlar ve kendilerini kendi elleriyle teslim etmişlerdir anlamına gelir. Biri eliyle verdiği zaman “istesleme’r-raculü” (استسلم الرجل) denilir. “Eslemtuhu” (أسلمته) denilince de, onu terkettim, ona yardım etmedim ve destek vermedim anlamı kastedilir.
Yorumu Yorumla
-
mâ (مَا)
Arapça dilbilgisinde soru (istifham) edatıdır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu edatın sıradan bir bilgi edinme (istifham-ı hakiki) amacı taşımadığını; hesap alanında durdurulan ve çaresiz kalan müşriklere yönelik, melekler veya bizzat ilahi irade tarafından yöneltilen bir "istifham-ı tevbihi" (kınama, ayıplama ve azarlama sorusu) olduğunu belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kuran'ın ahiret sahnelerindeki bu tür soru edatlarının, inkarcıların dünyadaki kibirli retoriklerini ahirette psikolojik bir çöküntüye dönüştüren sarsıcı bir belagat unsuru olarak metne dahil edildiğini kaydeder.
lekum (لَكُمْ)
Arapçada mülkiyet, aidiyet veya durum bildiren "lam" harf-i ceri ile ikinci çoğul şahıs "kum" (siz) zamirinin birleşiminden oluşur. Celaleddin el-Suyuti, "mâ lekum" (size ne oluyor/sizin neyiniz var) şeklindeki kalıp ifadenin, muhatabın içine düştüğü o şaşkınlık, acizlik ve donakalma halini doğrudan onların şahıslarına odakladığını belirtir. İnkarcıların dünyadaki kolektif güvencesi (siz/kum), ahiret sahnesinde kolektif bir çaresizliğe ve eylemsizliğe evrilir.
lâ (لَا)
Arapça dilbilgisinde muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilin başına gelerek eylemin gerçekleşmediğini bildiren olumsuzluk (nefy) edatıdır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu edatın, müşriklerin dünyadayken sahip oldukları en güçlü savunma mekanizmasının (karşılıklı yardımlaşmanın) ahiret sahnesindeki mutlak yokluğunu ve ontolojik işlevsizliğini gramatikal olarak tesis ettiğini belirtir.
tenâsarûn (تَنَاصَرُونَ)
Arapça "n-s-r" kökünden türetilmiş, tefa'ul babında (tetenâsarûn kelimesinden baştaki 'te' harflerinden birinin tahfif/hafifletme amacıyla düşürülmesiyle oluşmuş), muzari (şimdiki/geniş zaman), etken, ikinci çoğul şahıs fiilidir. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "n-s-r" kökünün temel manasının "birine yardım etmek, destek olmak, onu zalime veya düşmana karşı savunmak, arka çıkmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nusret" kavramının Kuran'daki teolojik çerçevesini çizerek; bu fiilin tefa'ul babındaki (tenâsur) kullanımının "karşılıklı olarak birbirine yardım etmek, müttefik olmak ve bir tehlike anında kenetlenmek" anlamına geldiğini kaydeder. Dünyada bu eylemi putlarıyla veya kendi kabileleriyle gerçekleştirenlerin, ahiretteki acizliği bu fiilin olumsuzlanmasıyla sorgulanır.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde "n-s-r" kökünün Cahiliye dönemi sosyolojisindeki yerine dikkat çeker. İslam öncesi bedevi Arap toplumunda "tenâsur" (karşılıklı yardımlaşma), kabile asabiyetinin en temel ahlaki ve ontolojik yasasıydı; bir kabile üyesi tehlikeye düştüğünde haklı veya haksız olduğuna bakılmaksızın tüm kabile onun "nusretine" (yardımına) koşardı. Kuran, hesap günündeki bu azarlama sorusuyla, yatay düzlemdeki bu kabilevi dayanışma ve ittifak ağlarının ilahi otorite (dikey boyut) karşısında nasıl un ufak olduğunu, bedevi zihniyetin en güvendiği ahlaki kodun ahirette tamamen iflas ettiğini tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki bağlamını sosyo-politik bir zeminde okur: Mekke aristokrasisi (Mele' ve Mütref taifesi), ekonomik ve siyasi güçlerini, kurdukları müttefiklik ilişkilerine (hilf) ve birbirlerini koruma sözlerine borçluydu. "Neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?" sorusu, sıradan bir eylem eksikliğinin değil, Mekkeli müşriklerin dünyada güvendikleri tüm o hegemonik siyasi ittifakların, statülerin ve kabilevi güvenlik şemsiyelerinin ilahi mahkemede çöktüğünün, sahte ilahların hiçbir işe yaramadığının yüzlerine vurulmasıdır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin bünyesinde barındırdığı fonetik estetiğe (ses sembolizmine) vurgu yapar. Kelimedeki "nâ" ve "rûn" hecelerindeki uzatmaların (medlerin), normal şartlarda dünyevi bir ittifakın genişliğini ve güvenliğini hissettiren bir tınıya sahip olduğunu; ancak cümlenin başındaki "mâ" ve "lâ" (hayır/yokluk) edatlarıyla çarpıştığında, bu uzun ve ahenkli kelimenin aniden anlamsızlaşan, boşlukta yankılanan ironik ve trajik bir hiçliğe dönüştüğünü ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu fiilin kalıbının, inkar edenlerin dünyadaki kibir ve güç vehimlerinin ahiretteki mutlak yalnızlık ve tecrit (ferdiyyet) karşısında yaşadığı hezimeti ifade eden temel eskatolojik (ahiret bilimsel) sahnelerden biri olduğu kaydedilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla