وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
"Ve durdurun onları; çünkü sorguya çekilecekler!"
Muhtemelen onlar hesaba çekilmek için durdurulacaklar. “Mes’ûlûn” kelimesi, hesaba çekilecekler anlamına gelir. İbn Abbâs’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir; Sorguya çekilmenin dışında kıyamet günü şu kadar durak vardır, her durakta insanlar şu kadar yıl durdurulurlar. Sonra İbn Abbâs (r.a.) bu âyeti okumuş. Muhtemelen orada insanlar yaptıklarından sorguya çekilecekler, ancak kendilerine bunları niçin yaptıkları sorulacak. Muhtemelen orada insanlar birbirlerine yaptıkları kötülükler, aralarındaki husumet ve tartışmalar için durdurulacaklardır. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Sen o zâlimleri Rab’lerinin huzurunda, tutuklanmış halde birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Horlananlar büyüklük taslayanlara şöyle derler; Siz olmasaydınız, hiç kuşkusuz biz iman ederdik”, “Hepsi orada toplanınca, sonrakiler öncekiler için, şöyle diyecekler... Öncekiler de sonrakilere şöyle diyecekler. Cenâb-ı Hak bu âyetlerde haber verdiği üzere onlar toplandığında aralarında husumet, laf atmalar ve kınamalar cereyan edecektir.
Yorumu Yorumla
-
ve (وَ)
Arapça dilbilgisinde atıf (bağlaç) veya hal (durum) harfidir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu edatın, önceki ayette yer alan "onları cehennem yoluna sürün/kılavuzluk edin" (fehdûhum) emri ile bu ayetteki "durdurun" (kıfûhum) emri arasındaki dramatik ve eşzamanlı geçişi sağladığını belirtir. Cehenneme doğru hızla ve zorla sürüklenme eylemi, bu bağlaç aracılığıyla aniden kesintiye uğratılarak yeni bir ilahi fermana bağlanır. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde belagat açısından bu tür atıfların, eskatolojik (ahiret bilimsel) sahnelerdeki hareketliliği ve olayların birbiri ardına gelişen şok edici akışını gramatikal olarak inşa ettiği ifade edilir.
kıfûhum (قِفُوهُمْ)
Arapça "v-k-f" kökünden türetilmiş emir kipi (kıfû) ve onlara dönen "hum" (onları) nesne zamirinden oluşur. Emir kipinde kökteki "vav" harfi düşmüştür. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "v-k-f" kökünün temel manasının "hareket halinde olan bir şeyi kesintiye uğratmak, sabitlemek, alıkoymak ve durdurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vakf" eyleminin Kuran lügatinde sıradan bir bekleme olmadığını; otorite sahibi bir gücün, hareket eden kitleyi zorunlu bir tutukluluk ve hapsedilme haliyle (hبس/habs) aniden durdurmasını ifade ettiğini kaydeder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin inşasında bu emir fiilinin melekût alemine (zebanilere) verilmiş mutlak bir ferman olduğunu; cehenneme sürüklenen müşriklerin, tam ateşe atılacakları sırada bu emirle "kıskıvrak yakalanıp" dehşet verici bir bekleyişe mahkum edildiklerini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik ve sosyolojik zeminini tahlil ederek; failin suçunun yüzüne vurulmadan ve infaz gerçekleşmeden hemen önce kalabalıklar önünde durdurulup teşhir edilmesinin, infazın kendisinden daha sarsıcı bir psikolojik gerilim (havf) yarattığını; Kuran'ın bu eylemle müşrik kibrini ontolojik bir çöküşe uğrattığını savunur. Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine dikkat çekerek; "k" ve "f" harflerinin oluşturduğu kısa, sert, nefes kesici ve patlamalı ses yapısının (kıf), sürüklenen bir kalabalığın aniden fren yapması, sarsılması ve hareketin bıçak gibi kesilmesi anını işitsel bir sahne (ses sembolizmi) olarak metne taşıdığını ifade eder.
innehum (إِنَّهُمْ)
Arapçada isim cümlelerinin başına gelerek mutlak kesinlik bildiren "inne" edatı ile üçüncü çoğul şahıs "hum" (onlar) zamirinin birleşmesinden oluşur. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu edatın "ta'lil" (gerekçelendirme ve sebep bildirme) işlevi gördüğünü belirtir. Meleklere verilen "onları durdurun" emrinin mantıksal ve ilahi altyapısı bu edatla başlar. Durdurulmanın sıradan bir mola değil, arkasında mutlak, değişmez ve kesin bir ilahi hesaplaşmanın yattığı gramatikal olarak bu vurguyla (tahkik) muhataba iletilir. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunu incelerken, bu tarz pekiştirilmiş zamirlerin (innehum), apokaliptik sahnede kalabalıkların uğultusunu kesip tüm dikkati "suçluların bizzat kendi şahıslarına ve kimliklerine" odaklayan retorik bir spot ışığı işlevi gördüğünü ifade eder.
mes'ûlûn (مَسْئُولُونَ)
Arapça "s-e-l" kökünden türemiş, ism-i mef'ul (edilgen ortaç/etkilenen) vezninde, kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) bir isimdir ve ayette "inne" edatının haberi (yüklemi) konumundadır. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "s-e-l" kökünün temel manasının "birinden bir şey talep etmek, soru sormak, bilgi veya mal istemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sual" kavramının teolojik bağlamda sıradan bir merak/öğrenme eylemi olmadığını; ilahi otoritenin, kişiden dünyada yaptığı eylemlerin, inançlarının ve harcadığı nimetlerin "gerekçesini ve hesabını talep etmesi" olduğunu kaydeder. Kelimenin ism-i mef'ul (mes'ûl) formunda gelmesi, bu kimselerin sorguyu yöneten değil, mutlak surette sorguya çekilen, hesaba katılan, çaresiz ve edilgen nesneler olduklarını gramatikal olarak sabitler.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde "s-e-l" ve "mesuliyet" kavramlarının ahlaki ve ontolojik dönüşümünü tahlil eder. Cahiliye dönemi Arap toplumunda kabile içi ilişkilerde ve dünyevi anlaşmazlıklarda "hesap sorma" pratiği varken; Kuran, bu kavramı evrenselleştirerek insanın varoluşsal sorumluluğunun merkezine yerleştirir. İnsan, kendi başına buyruk (başıboş) bir varlık değil, eylemlerinin her zerresinden ontolojik bir "suale" çekilecek olan mutlak "mesul" (sorumlu) varlıktır.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki arka planına değinerek, "sual/soru sorma" kökünün Aramice ve İbranicede de (ş-a-l) "talep etmek, ilahi mahkemede sorgulanmak" anlamlarıyla ortak bir dini hafızaya sahip olduğunu; Kuran'ın bu ortak hafızayı eskatolojik mahkeme (hesap günü) sahnesinde en dramatik şekliyle yeniden ürettiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin insanın yeryüzündeki konumuyla ilişkisini kurarak; insanın varlık hiyerarşisinde akıl ve irade sahibi tek varlık olması hasebiyle, eylemlerinin rastgele kalamayacağını, ilahi adaletin tecellisi için bu "mesuliyet" (sorguya çekilme) durağının varoluşsal bir zorunluluk olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu kavramın, dünyadayken peygamberleri sorguya çeken, onlarla alay eden ve argüman talep eden müşriklerin, ahiret sahnesinde rollerin tamamen değişerek bizzat kendilerinin "sorgulanan/hesaba çekilen" (mes'ûl) konuma düşürüldükleri ilahi adaletin nihai faturası olduğu kaydedilir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla