Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâffât Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâffât Sûresi, 20. Ayet

    وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kâlû yâ veylenâ hâżâ yevmu-ddîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Eyvah, diyecekler, işte hesap günü!"

      Eyvah, vay başımıza anlamına gelen "yâ veylenâ” (يا ويلنا) ifadesi, helâk anında söylenen bir sözdür. İşte hesap günü meâlindeki ifadeye, farklı anlamlar verilebilir. Bunun hesap günü, ceza günü anlamına gelmesi mümkündür, nitekim bu husus şu İlâhî beyanda belirtilmiştir: “Ödül ve ceza gününün tek hâkimi”. Bu beyanın, her din sahibine dininin fayda verdiği gün mânasına gelmesi de muhtemeldir. Din kelimesi mutlak olarak kullanıldığında Allah’ın dini anlaşılır. Yol mânasına gelen "sebil” kelimesi de mutlak olarak kullanıldığında Allah’ın yolu anlaşılır.

      Katâde ve diğerleri şöyle dedi: İşte hesap günü ifadesi, haklar ve haksızlıklar konusunda insanlann birbirlerine borçlarını ödedikleri gün mânasına gelir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ve (وَ)

        Arapça dilbilgisinde atıf (bağlaç) veya hal (durum) harfidir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel yapısında bu edatın, bir önceki ayette zikredilen kabirden kalkış ve etrafa şaşkınlıkla bakış (yenzurûn) eylemi ile o bakışın hemen ardından kopan dehşet feryadı (kâlû) arasındaki eşzamanlılığı ve kesintisiz ardışıklığı sağladığını belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde belagat açısından bu tür atıfların, diriliş sahnesindeki sessiz şok anının aniden kolektif bir çığlığa dönüşmesindeki dramatik geçişi gramatikal olarak inşa ettiği ifade edilir.

        kâlû (قَالُوا)

        Arapça "k-v-l" kökünden türemiş, mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "k-v-l" kökünün temel manasının "sesi harflere dökmek, telaffuz etmek ve zihindeki bir düşünceyi sözlü olarak dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran'daki kullanımının sıradan bir fizyolojik konuşmadan ziyade, kişinin içsel durumunu, inancını veya o anki psikolojisini kesin bir dille beyan etmesi anlamına geldiğini kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal ironisine ve Kuran'ın psikolojik tasvir gücüne dikkat çeker. Dünyadayken Kuran ayetleri ve diriliş gerçeği karşısında kibirlenerek, alaycı bir şekilde organize olup iftiralar üreten (önceki ayetlerdeki "kâlû in hâzâ illâ sihrun mubîn" diyen) müşrik kitle; ahiret sahnesinde bu kez aynı fiille (kâlû), ancak bu defa derin bir pişmanlık, çaresizlik ve kendi iflaslarını itiraf eden bir feryatla konuşturulur. Dünyadaki kibrin söylemi, ahirette hezimetin söylemine dönüşmüştür.

        yâ (يَا)

        Arapça dilbilgisinde "nida" (seslenme/çağrı) edatıdır. Celaleddin el-Suyuti, normal şartlarda uzağa seslenmek veya birini çağırmak için kullanılan bu edatın, burada doğrudan bir muhataba değil, kişinin kendi helakine, kendi felaketine yönelik soyut bir imdat ve dehşet çağrısı (nedbe ve istigase) işlevi gördüğünü belirtir. Edat, yaşanılan varoluşsal acının büyüklüğünü vurgular.

        veylenâ (وَيْلَنَا)

        Arapça "v-y-l" kökünden türemiş "veyl" ismi ve ona bitişik birinci çoğul şahıs "nâ" (bizim) zamirinin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "v-y-l" kökünün temel olarak "şiddetli hüzün, helak, azap, felaket ve insanın başına gelen en kötü, en dayanılmaz durum" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "veyl" kelimesinin bir beddua veya felaket anında koparılan acı bir çığlık olduğunu; kişinin artık kurtuluş ümidini tamamen yitirdiği ontolojik bir çöküş anında kendi kendisine yönelttiği bir esef ifadesi olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde bu kavramın geçirdiği dönüşümü inceler. İslam öncesi (Cahiliye) Arap toplumunda "veyl", genellikle savaşta yenilgiye uğrayan veya dünyevi bir felaketle karşılaşan bedevinin yaktığı sıradan bir ağıt iken; Kuran bu kelimeyi devasa bir eskatolojik (ahiret bilimsel) kavrama dönüştürmüştür. Müşriklerin diriliş anında kopardıkları bu "veylenâ" (eyvah bize/yazıklar olsun bize) feryadı, dünyevi bir kaybın değil, sonsuz ve mutlak bir ilahi azaba düçar olmanın getirdiği teolojik bir tükeniştir. Dücane Cündioğlu, kelimenin bünyesindeki "v", "y" ve "l" harflerinin oluşturduğu ince, uzatmalı ve iniltili fonetik yapının, çaresizliğin, sızlanmanın ve derin bir acıyla kıvranmanın sesini (ses sembolizmi) estetik bir şekilde ayetin ritmine taşıdığını ifade eder.

        hâzâ (هَذَا)

        Arapçada yakındaki eril bir durumu veya nesneyi işaret etmek için kullanılan ism-i işaret (işaret zamiri) olup, "h-z-y" veya "h-z-e" kökenine dayanır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu zamirin, dirilen müşriklerin bizzat o an içinde bulundukları, gözleriyle gördükleri dehşet verici güne (kıyamet/hesap gününe) doğrudan bir işaret olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunda bu tür ani işaret zamirlerinin işlevine değinerek; "İşte bu!" şeklindeki vurgunun, inkar edilen eskatolojik geleceğin aniden, reddedilemez, çıplak ve kaçınılmaz bir "şimdi"ye (yakın gerçekliğe) dönüştüğünü muhatabın zihnine bir şok dalgası gibi çarptığını savunur.

        yevmu (يَوْمُ)

        Arapça "y-v-m" kökünden türemiş bir isimdir ve ayette "hâzâ" mübtedasının haberi konumundadır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "y-v-m" kökünün "gündüz, belirli bir zaman dilimi veya bir olayın gerçekleştiği vakit" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin sadece 24 saatlik astronomik bir günü değil, başı ve sonu olan herhangi bir mutlak süreyi, dönemi veya çağı ifade edebileceğini kaydeder.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri kökenine inerek, bu sözcüğün İbranicede "yôm", Aramice ve Süryanicede "yawmā" şeklinde aynı anlamsal çerçevede (belirli bir zaman/gün) kullanıldığını; Kuran'ın bu ortak Sami hafızasını, ahiret sahnelerini tasvir ederken teolojik bir zaman birimi olarak kullandığını belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kuran terminolojisinde "yevm" kelimesinin özellikle ahirete dair tamlamalarda (yevmu'l-kıyame, yevmu'l-fasl, yevmu'd-din) sıradan bir zamanı değil, ilahi hükmün tecelli edeceği o dehşetli ve eşsiz kozmik anı imlediğini ifade eder.

        ed-dîn (الدِّينِ)

        Arapça "d-y-n" kökünden türemiş bir isim/mastardır ve ayette "yevmu" kelimesinin muzafun ileyhi (tamlayanı) olarak "yevmu'd-dîn" (din günü/hesap günü) tamlamasını oluşturur. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "d-y-n" kökünün temel manasının "boyun eğmek, itaat etmek, bir kurala uymak ve yapılan bir eylemin karşılığını (ceza veya mükafat olarak) tam olarak vermek" olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "din" kelimesinin Kuran lügatindeki en temel karşılıklarından birinin "ceza" (yapılan işin adil karşılığı) olduğunu belirterek; bu tamlamanın, dünyadaki her türlü eylemin hesabının sorulacağı ve karşılığının mutlak bir adaletle dağıtılacağı "yargı ve hesap günü" anlamına geldiğini vurgular.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökeni ve tarihi gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarda kritik bir ayrıma dikkat çeker. Ona göre kelimenin "inanç sistemi, şeriat, din" anlamındaki kullanımı büyük ihtimalle Farsça kökenli "daēna" kelimesinden Arapçaya geçmişken; ayetteki "yargı, hesap, ceza" anlamına gelen "dîn" kelimesi, doğrudan Aramice ve Süryanicedeki "dīnā" (yargı/hüküm) kelimesine dayanmaktadır. Gabriel Said Reynolds, Kuran'ın Geç Antik Çağ bağlamındaki metinlerarası ilişkilerini tahlil ederken; Kuran'ın kullandığı "yevmu'd-dîn" (hesap/yargı günü) tamlamasının, o dönemki Süryani Hristiyan litürjisinde ve dini metinlerinde sıklıkla kullanılan "yawmā d-dīnā" kavramıyla birebir örtüştüğünü savunur. Bu kullanım, dönemin Ortadoğu inanç havzasında bilinen ve korkulan nihai bir ilahi yargılama konseptini Mekke müşriklerinin inkarına karşı en güçlü argüman olarak Kuran metnine taşır.

        Toshihiko Izutsu, Kuran semantiği bağlamında "yevmu'd-dîn" kavramının, ahlaki sorumluluğun ontolojik bir zirvesi olduğunu tahlil eder. Dünyadayken kendi kabilevi güçlerine, atalarına ve zenginliklerine güvenerek ilahi uyarıları alaya alan müşrikler; "yevmu'd-dîn"de tüm dünyevi etiketlerinden sıyrılarak, yapayalnız ve çaresiz bir şekilde kendi ahlaki eylemlerinin mutlak, matematiksel ve ilahi karşılığı (dîn) ile yüzleşeceklerdir. Bu tamlama, onların kendi ağızlarından dökülen nihai iflas beyanıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X