وَالصَّٓافَّاتِ صَفاًّۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
1-4. "Sıra sıra dizilmiş olanlara, (yanlışları) engellemeye çalışanlara ve anmak için okuyanlara andolsun ki kuşkusuz tanrınız bir tekdir."
5. "O, göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabb’i, güneşin doğuş yerlerinin de Rabb’idir."
Çeşitli Melekler
Sıra sıra dizilmiş olanlara, (yanlışları) engellemeye çalışanlara. Bu beyanın işaret ettiği anlama dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: “Sâffât” (الصَّافَّاتِ) kelimesi, kanatlarını açıp yerle gök arasında sıra sıra duran kuşlar demektir. îbn Mesûd’un (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Burada geçen “sâffât”, “zâcirât” (الزَّاجِرَاتِ) ve “tâliyât” (التَّالِيَاتِ) kelimelerinin hepsinden maksat meleklerdir. Şöyle devam eder: “Sâffât”, Aziz ve Çelil olan Allah’a ibadet ve O’nu teşbih için saf halinde dizilen meleklerdir. İbn Abbâs (r.a.) ve diğerlerinden de aynı şey rivayet edilmiştir. Ancak İbn Mesûd (r.a.) ve İbn Abbâs’tan (r.a.) başkaları, “zâcirât” ve “tâliyât” kelimelerinden hangi meleklerin kastedildiği de tefsir edilmiştir. Biz bu tefsiri, îbn Mesûd (r.a.) ve îbn Abbâs’tan (r.a.) rivayet etmedik. Bazıları şöyle dedi: “Zâcirât”, bulutları ve yağmurları sevkeden meleklerdir. “Tâliyât" da, nebilere ve resullere Kuranı ve vahyi okuyan meleklerdir. Sıra sıra dizilmiş olanlara andolsun cümlesi hakkında Kalâde şöyle dedi: Azîz ve Celîl olan Allah, önce bir yaratığı adına, sonra da başka bir yaratığı adına yemin etmektedir. Sıra sıra dizilmiş olanlara andolsun mealindeki âyetten maksat, gökte saf saf dizilen meleklerdir. (Yanlışlan) engellemeye çalışanlara andolsun mealindeki âyetten maksat da, Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de belirtmiş olduğu, isyanları ve kötülükleri engelleyenlerdir. Anmak için okuyanlara andolsun mealindeki âyet hakkında (Katâdc) şöyle dedi; Kur’ân’da peygamberlerin ve sizden önceki ümmetlerin haberlerine dair size okunan âyetlerdir. “Sâffât” kelimesinin, ashâb-ı kiramın belirttiği gibi saflar halinde Azız ve Celîl olan Allah için namaz kılan melekler mânasına gelmesi mümkündür. “Zâcirât” kelimesinden maksat da, mahlûkatm rızıkları ile görevli olan, bunları peyderpey sahiplerine götüren meleklerdir. “Taliyât” kelimesi ile de teşbih, tahmîd ve her türlü zikirle görevlendirilen melekler kastedilmiştir. Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle dediler: “SâfFât”, gökle yer arasında saf saf dizilen kuşlar demektir. “Zâcirât” kelimesi, zecr (azarlamak) kökünden gelir. Develeri azarlamak için bu kelime kullanılır, yüksek sesle bağıran demektir. “Tâlİyât”, “Kuran tilâvet ettim, yani okudum” demenle aynı mânaya gelir. Aynı zamanda tâbi oldum mânasına gelir.
Allah Niçin Melekler Adına Yemin Eder?
En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hakk’ın sözünü ettiği melekler adına yemin etmesinin İzahı şudur: Aziz ve Celîl olan Allah, önce o kâfirlerin kalplerinde meleklerin şanını ve konumu yüceltmekte, onların şöyle dediklerini nakletmektedir: “Ona bir melek indirilmeli ve kendisiyle birlikte o melek de uyancıhk görevi yapmalı değil miydi?” “Ona bir melek indirilseydi ya, dediler. Eğer biz bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olurdu”. Firavun da şöyle demişti; “Firavun kavmine seslenerek şöyle dedi: (O bir peygamber ise) dizi dizi melekler onunla birlikte gelseler ya!” Müşrikler de şöyle diyorlardı: “Bizim huzurumuza çıkarılacaklarını hiç beklemeyenler, bize melekler gönderilmesi veya Rabb’imizi görmemiz gerekmez miydi, dediler”. Ccnâb-ı Hak melekleri şöyle tavsif etmektedir: “Melekler, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmezler”, “O na kulluk etmekte kibre kapılmazlar” “Onlar, gece gündüz Allah’ı tenzih ederler” Hâsılı Cenâb-ı Hak o kâfirlerin kalplerinde meleklerin şanını ve konumunu yüceltmekte, meleklerin doğru söylediklerini, onların da kabul ettiklerini haber vermekte, sonra da onlar adına yemin ederek kendisinin vahdâniyetini dile getirmektedir; Andolsun ki kuşkusuz tanrınız bir tekdir. İşte Allah’ın melekler adına yemin etmesinin anlamı budun
Sonra bunları, sizin ve bütün yaratıkların tek ilâhı olan Allah’ın yaptığını haber vermekte ve nimetlerini hatırlatmaktadır. Aziz ve Gelil olan Allah şöyle buyurmaktadır: O, göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabb’i, güneşin doğuş yerlerinin Rabb’idir. Cenâb-ı Hak gökleri, yeri ve bahsettiği nesneleri yarattığını açıklayarak vahdâniyetini ve yegane mabut olduğunu; aralarındaki mesafenin çok uzun olmasına rağmen göklerin faydalarıyla yeryüzünün faydalarını, yine aralarında uzun bir mesafe bulunmasına rağmen doğudakilerin faydalarıyla batıdakilerin faydalarını kendisinin birleştirdiğini haber vermektedir. Eğer tanrılar birden çok olsalardı, çok kişinin karıştığı her işte birinin ötekine üstün geldiğinin görüldüğü gibi, onlardan biri, diğerinin birleştirdiği faydalara engel olurdu. Buna engel olunmayıp aksine faydaları birbiriyle birleştiyse bu, onların tek bir mâbut tarafından yapıldığını ve O’nun hiç ortağınm bulunmadığını gösterir.
Sonra Allah’ın gökleri, yeri ve onların dışındaki yaratıkları özellikle belirtmesi, yağmurların, bereketlerin ve diğer hayırların gökten inmesi, hububatın ve rızıkların da yerden çıkması sebebiyle insanların gönlünde göğün ve yerin çok üstün bir değeri bulunmasından dolayıdır. En doğrusunu Allah bilir ya, bundan dolayı Cenâb-ı Hak o ikisi hakkında söylediğini söylemekte ve meâlen şöyle buyurmaktadır: “Onlar gökler ve yer durdukça orada ebedî kalacaklardır”. Gök ve yer her ne kadar ebedî değiller ve bir gün yok olacak iseler de, insanların kalbinde onlara verdikleri büyük değer ve onların devamlarına verdikleri önemden dolayı bunu belirtmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
O, göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabb’idir, Mûlezile’den Câfer b. Harb şöyle dedi: Şayet biri bize derse ki; Cenâb*ı Hakk'ın O, göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabb’idir mealindeki âyeti, Cenâb-ı Hak yerle gök arasındaki her şeyin Rabb’i olduğu gibi bizim amellerimizin ve fiillerimizin de Rabb’i O’dur, öyleyse fiillerimizin yaratıcısı da O’dur. Biz de ona deriz kİ: Allah bizim amellerimizin ve fiillerimizin Rabb’idir derken, yaratıcısıdır demek istiyorsan, bu doğru değildir; ancak fiillerimizin mâlikidir demek istiyorsan bu doğrudur. Sonra bize [Sünnîlere] itiraz edenlere şöyle dedi: Onlara söylenir: Siz küfrü yaratan, şerri ve benzerlerini yaratan Allah’tır diyor musunuz? Oysa insanların fiillerinde inkâr (küfr), şer ve benzeri olanlar vardır. Ona şu cevabı veririz: Mutlak olarak böyle bir şey söylenmez; genelde Allah küfrü yaratandır ve şerri yaratandır denilmez. Bİr şey söylenecekse, kısaca şöyle denilir: O, mahlûkatm fiillerini yaratan, her şeyi yaratandır ve her şeyin Rabb’idir. Çünkü Allah âyetteki o ifadeyi kısaca kullanmıştır, bundan o şeye tazim mânası çıkmaz; tıpkı özel bir anmada Muhammed’in Rabb’i, beytin Rabb’i denildiği gibi. Ancak bu, özel olarak Muhammed aleyhisselâmı ve o beyti yüceltme mânasına gelir. Buna göre bizim onu, kulların fiillerini yaratandır, her şeyi yaratandır diye kısaca tavsif etmemiz, o beyti yüceltmek ve üstünlük nispet etmek anlamına gelmez. Herhangi bir şeye işaret etmek ve onu açıkça belirtmek, özellikle onu yüceltme mânasına gelir. Bundan dolayı, söylediğimiz gibi Allah’ı övme ve yüceltme mânasına geldiği için kısaca Allah kulların fiillerinin yaratıcısıdır diye nitelenmesi caizdir. Allah’ı yerme ve o nesneyi yüceltmeye işaret etme mânasında olursa bu caiz değildir. Bundan dolayı bu ikisi farklıdır. Bafarıya ulaştıran sadece Allah’tır. Sonra Câfer b. Harb’a şöyle denilir: Allah o şeyin mâlikidir ve fakat halikı değildir, sözün yanlıştır, çünkü hiç kimse için şöyle denilemez: O şunun mâlikidir, ancak onu yaratması ve hâkim olması cihetiyle değil! işlerin ve fiillerin mâliki denilince, onun yaratıcısı anlaşılır. Nitekim **o şuna mâliktir, ama buna kadir olduğu îçin değildir veya söylediğimiz gibi bir şey” denilmez. En doğrusunu Allah bilir.
O, güneşin doğuş yerlerinin Rabb’idir. Bazı müfessirler şöyle dedi: Güneşin 360 doğuş yeri vardır ve her gün bir noktadan doğar. Batış yerleri hakkında da aynı şey söylenmiştir; güneş her gün bir noktadan batar. Ancak doğuş ve batış yerleri ifadesi ile güneş, ay ve yıldızlardan her birinin ve diğer gök cisimlerinin doğan ve batan yerleri vardır şeklinde bir mâna kastedilmiş gibidir. Buna göre âyet şu anlama gelir: “O, iki doğunun da Rabb’i iki batının da Rabb’idir”. Müfessirler ise şöyle diyorlar: îki doğudan maksat, yaz ve kış mevsimlerinde doğduğu yerdir, iki batı da aynı anlamdadır.
Yorumu Yorumla
-
ve (وَ)
Kuran'ın yemin (kasem) formlarında sıklıkla karşılaşılan bu edat, cümlede bağlaç işlevinin ötesine geçerek ontolojik bir yemin vasıtasına (vav-ı kasem) dönüşmüştür. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nin belagat ve dilbilgisi analizlerinde, erken dönem surelerinin başlangıcında yer alan bu tür yemin edatlarının, muhatabın dikkatini çekmek ve peşinden gelecek olan ilahi mesajın ciddiyetini vurgulamak için özel bir form olarak kullanıldığı belirtilir. Celaleddin el-Suyuti, yemin harfinin metne kattığı anlamsal ağırlığa dikkat çekerek, ilahi kelamın kendi otoritesini, üzerine yemin edilen varlıkların azameti üzerinden tasdik ettiğini ifade eder.
es-sâffâti (الصَّافَّاتِ)
Bu kelime, Arapça "s-f-f" kökünden türemiş ism-i fâil (etken ortaç) vezninde, dişil ve çoğul formda bir yapıdır. İbn Fâris, kelime köklerini incelediği çalışmalarında "s-f-f" kökünün, varlıkların veya nesnelerin düz bir çizgi halinde yan yana dizilmesi, sıralanması ve muntazam bir sıraya girmesi temel anlamına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, bu etimolojik kökeni ilahi bir bağlama taşıyarak, kelimenin sadece fiziksel bir dizilmeyi değil, Allah'ın emrine amade olarak tam bir teslimiyet ve kusursuz bir düzen içinde saflar halinde bekleyen melek taifesini ifade ettiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin dişil çoğul yapıda (cemi müennes salim) olmasını gramatik olarak Arapçadaki cemaat veya taife (topluluk) kavramlarının form itibarıyla dişil kabul edilmesine bağlar ve klasik tefsir geleneğinde bunun ilahi ordular veya göksel melek toplulukları olarak anlaşıldığını aktarır.
Batılı araştırmacılardan Angelika Neuwirth, Mekki surelerin edebi ve ritmik yapısına odaklandığı çalışmalarında, bu tarz ism-i fâil formundaki yeminlerin Kuran'da eskatolojik (ahiret ve sonlarla ilgili) ve apokaliptik bir atmosfer yarattığını savunur. Ona göre "saflar halinde dizilenler" kavramı, göksel bir litürjiyi (ibadet/ayin düzenini) ve yargı anında nizam içinde bekleyen ilahi koroları temsil ederek metne görkemli bir açılış kazandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu kavramı nüzul ortamının sosyolojik ve kültürel tasavvuru üzerinden analiz eder; o dönemin savaşçı, kabilevi zihnindeki "ordu ve saf" düzeninin ifade ettiği disiplin ve gücün, göksel varlıkların kozmik bir ordu şeklinde resmedilmesi suretiyle Kuran'ın teolojik otoritesini muhataba kabul ettirdiğini belirtir. Dücane Cündioğlu, kelimenin şeddeli ve uzatmalı fonetik yapısına değinerek, bünyesindeki ses uyumunun ve vurgusunun, "sıralanma" eylemini sadece anlamsal olarak değil, işitsel bir saf düzeni olarak da okuyucuya hissettirdiğini ifade eder.
saffen (صَفًّا)
"s-f-f" kökünden türemiş olan bu kelime, eylemin kök manasını barındıran mastar halidir ve ayetin sözdiziminde mef'ul-ü mutlak (mutlak nesne) olarak yer alır. Celaleddin el-Suyuti, ayette dizilme eylemini gerçekleştirenlerin (es-sâffâti) durumunu pekiştirmek amacıyla cümleye bu mastarın dahil edildiğini belirtir. Ona göre bu gramatikal tekrar, eylemin sıradan bir duruş olmadığını; içinde hiçbir boşluk, eğrilik veya düzensizlik barındırmayan, mutlak ve kusursuz bir saf tutma nizamı olduğunu teyit eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de mef'ul-ü mutlak kullanımının Arap dilinde "tekid" (şüpheyi gideren kesin pekiştirme) işlevi gördüğü belirtilir. İsm-i fâil ile mastarın aynı kökten art arda gelişi, dizilme ve hizalanma eyleminin ne denli disiplinli ve ihtişamlı gerçekleştiğini dilin ritmik zenginliğiyle somutlaştırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla