Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâd Sûresi, 77. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâd Sûresi, 77. Ayet

    قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle faḣruc minhâ fe-inneke racîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah, ‘O halde çık oradan!’ dedi; artık kovuldun!”

      Çık oradan! Bazıları şöyle dedi: Yani çık cennetten! Bazıları da ona gökten yeryüzüne in, anlamını verdi. Bazıları ise yeryüzünden denizdeki adalara in, dedi. Bunun en doğru mânasını Allah bilir. Cenâb-ı Hak bu sözüyle ona, şuradan şuraya in demek istedi diye kesin bir şey söylemek için kendimizi zorlamamıza gerek yoktur. Bilinen şey, Cenâb-ı Hakk’ın lanetine uğrayan İblis’e oradan çıkmasını emrettiğidir.

      Sonra Allah burada ona çık oradan buyurmuş, başka bir yerde de "İn oradan” diye emretmiş, böyle farklı lafızlar kullanmıştı. Aynı şekilde bir İlâhî beyanda, “Allah, ey İblis dedi, kendi ellerimle yarattığım şu varlığın önünde secde etmekten seni alıkoyan nedir?” buyurmakta, başka bir beyanda da “Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?” demekte, bir başkasında ise “Secde edenlerle birlikte hareket etmeyişinin sebebi nedir?” diye sormaktadır. Âyetlerde aynı konu hakkında böyle farklı lafızlar kullanmaktadır. Bütün bunlar, insanların lafızları ve harfleri aynen kullanmanın şart olmadığına işaret etmektedir. Kıssalar hakkında da aynı şey söz konusudur; Kur’an-ı Kerim’de aynı kıssanın farklı lafızlarla tekrar edildiği görülmektedir. Artık kovuldun! Yani lanetlendin! Cenâb-ı Hak sanki şöyle demektedir: Sen, insanların dilinde lanetlendin, artık düşmanlarından, tâbilerinden ve dostlarından hiçbiri seni rahmetle değil ancak lânetle anacaktır.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün sözlükte "sesi harflere ve manaya dönüştürmek, düşünceyi sözle dışa vurmak, iradeyi kesin bir beyanla ilan etmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Mazi (geçmiş zaman) tekil fiil olan "kâle" (dedi / ferman buyurdu / hükmü kesti) eyleminin; İblis'in o feci, kibirli ve ırkçı savunmasının ("Ben ateştenim, o çamurdan") hemen ardından, kâinatın Yaratıcısının o sapkın diyalogu bıçak gibi keserek bizzat kendi "mutlak, sarsılmaz ve ebedi infaz kararını" kelama döktüğü o dondurucu ontolojik sonlanmayı nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kavl/kâle (k-v-l) kavramının, Allah için kullanıldığında sadece bir iletişim aracı olmadığını söyler. İblis'in mazeretleri karşısında Allah'ın "Kâle" (Buyurdu) eylemi; tartışmanın (münazaranın) bittiği, kâinatın Hâkiminin o küstah aklı (İblis'i) muhatap almaktan bütünüyle vazgeçip, sözün bizzat "yıkıcı ve sürgün edici bir kozmik eyleme (cezaya)" dönüştüğü o feci ve geri dönülemez ilahi kırılma anıdır.

        Dücane Cündioğlu, dildeki bu fiili (kâle) varoluşsal bir otorite ve yargı estetiği olarak okur. Yaratılış sahnesindeki o devasa krizin (İblis'in isyanının), kâinatın Yaratıcısının tek bir "Dedi (Kâle)" fermanıyla nasıl yerle bir edildiğini; İslam felsefesinde bâtılın ve kibrin (tuğyanın) argümanları ne kadar gürültülü olursa olsun, o mutlak Otoritenin tek bir sözünün (kavl) bütün o hezeyanları paramparça etmeye ve isyankârı kâinatın dışına fırlatmaya yettiğini kâinata ilan eden o kusursuz ve sarsılmaz ilahi giyotin olduğunu aktarır.

        Fahruc (فَاخْرُجْ)

        İbn Fâris, nedensellik ve anilik bildiren "fa" (öyleyse / bunun üzerine / derhal) atıf harfi ile "h-r-c" kökünden türeyen emir fiilinin birleşimidir. H-r-c kökünün sözlükte "bir mekândan, durumdan veya fıtrattan bütünüyle dışarı çıkmak, ayrılmak, darlığa düşmek ve ait olunan yeri terk etmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Fahruc" (Öyleyse defol çık! / Derhal orayı terk et!) komutunun; İblis'in kibrine (istikbarına) karşılık kâinatın Yaratıcısından gelen o sarsılmaz, dondurucu ve mutlak "eskatolojik ve ontolojik sürgün" fermanını nitelediğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "Hurûc/Fahruc" (çıkış/sürgün) mefhumunu, varoluşsal liyakat (şeref) ve kibir zıtlığı olarak inceler. İblis'in "Ben daha üstünüm" (Enâ hayrun) diyerek kendi makamını yüceltmeye çalışmasının bedeli olarak, kâinatın Hâkimi tarafından bizzat o bulunduğu "yüce/saygın makamdan derhal atılmasıyla" (fahruc) cezalandırıldığını; kibrin insanı veya cini yükseltmediğini, aksine onu fıtratın o aydınlık merkezinden koparıp "karanlık dışsallığa (hurûc)" fırlatan o devasa ilahi yerçekimi (Tevhid adaleti) olduğunu tespit eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi (fahruc) teolojik bir mekân ve liyakat felsefesi olarak değerlendirir. "Öyleyse çık" (fahruc) emrinin sıradan bir odadan veya meclisten kovulma olmadığını; bizzat Allah'ın rahmet dairesinden, melekûtî şeref alanından ve kâinatın o uyumlu (secde eden) ahenginden bütünüyle "tecrit edilme ve varoluşsal olarak kökünden sökülme" eylemi olduğunu ifade eder. İtaat etmeyen varlık, o Yüce Meclis'in (Mele-i A'lâ'nın) havasını soluma hakkını ebediyen yitirmiş ve feci bir sürgüne fırlatılmıştır.

        Minhâ (مِنْهَا)

        İbn Fâris, ayrılma, uzaklaşma ve mekânsal kopuş bildiren "min" (-den, -dan) harf-i ceri ile "hâ" (oradan / o diyardan) dişil zamirinin birleşimidir. O dondurucu kovulma emrinin (fahruc) hedefi olarak; İblis'in o ana kadar içinde bulunduğu, meleklerle omuz omuza saf tuttuğu o "Yüce Meclis'ten (Mele-i A'lâ), Cennet'ten veya ilahi yakınlık/şeref makamından" mutlak, sarsılmaz ve geri dönüşsüz bir şekilde koparıldığını işaretleyen ayrılık köprüsüdür.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın uzamsal (mekânsal) teolojisinde bu zamiri (minhâ) muazzam bir "düşüş ve kutsal alanın kaybı" estetiği olarak okur. İblis'in o "oradan" (minhâ) atılmasının; monoteistik kurguda "kutsal (sacred) olanın kibri ve isyanı asla barındıramayacağını", ilahi huzurun (Mele-i A'lâ'nın) pürüzsüz bir itaat (secde) mekânı olduğunu ve kirlenen fıtratın (İblis'in) o mekândan adeta ontolojik bir kusma reaksiyonuyla bütünüyle dışarı atıldığını tartışır. "Hâ" (ora), kaybedilen ebedi saflığın ta kendisidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi (minhâ) sosyolojik ve psikolojik bir hüsran bağlamında aktarır. İblis'in kibrinin (üstünlük sanrısının) onu o bulunduğu "şeref makamında" (minhâ) tutmaya yetmediğini; İslam ahlakında insanın geçmişte ne kadar ibadet etmiş veya ne kadar yüce bir makamda bulunmuş olursa olsun, kâinatın Hâkiminin emrine karşı işlediği tek bir küstah kibrin (istikbarın) onu bütünüyle "oradan (minhâ)" aşağıların en aşağısına (esfeli sâfilîne) yuvarlamaya yeteceğini kâinata ilan eden o feci ilahi adalet manifestosu olduğunu ifade eder.

        Feinneke (فَإِنَّكَ)

        İbn Fâris, nedensellik ve kesinlik bildiren "fa" (çünkü / şu bir gerçek ki), cümlenin hükmünü mühürleyen tekit edatı "inne" (şüphesiz / muhakkak) ve "ke" (sen) muhatap zamirinin birleşimidir. Kâinatın Yaratıcısının, İblis'i o meclisten sürgün etmesinin (fahruc) ardındaki o sarsılmaz ve ontolojik gerekçeyi açıklarken, yargıyı bizzat İblis'in "değişen ve yozlaşan kendi karanlık şahsiyetine (ke)" bütünüyle kilitlediği o dondurucu tasdik ve infaz köprüsüdür.

        Râgıb el-İsfahânî, "feinneke" (çünkü muhakkak sen) kalıbının, felsefi olarak cezanın (sürgünün) dışarıdan gelen zalimce bir müdahale değil, bizzat isyankârın "kendi varoluşsal tercihinin doğal ve kaçınılmaz bir sonucu" olduğunu kilitlediğini söyler. Kâinatın Hâkimi "Çünkü sen..." diyerek, İblis'e "Bu kovulmayı kendi kibrinle sen bizzat inşa ettin ve kendi fıtratına bu laneti sen mühürledin" gerçeğini haykırır.

        Recîm (رَجِيمٌ)

        İbn Fâris, "r-c-m" kökünün sözlükte "bir kimseyi taşlamak, fırlatıp atmak, lanetlemek, hakaret ederek toplumdan dışlamak, şüphe ve karanlık, bir şeyi kasten ve şiddetle uzaklaştırmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. İsm-i mef'ul veya ism-i fâil formunda kalıcı bir sıfat (fa'îl) olarak gelen "recîm" (taşlanmış olan / ebediyen lanetlenip kovulan / mutlak surette dışlanan) kelimesinin; İblis'in sadece mekândan atılmadığını, onun şahsiyetinin, varlığının ve kâinattaki ontolojik statüsünün kâinatın Yaratıcısı tarafından bütünüyle "lanetlenmiş, kirlenmiş ve taşlanarak reddedilmiş (recîm)" o feci ve dondurucu alt-kategoriye (şeytanlığa) hapsedildiğini nitelediğini belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik (Sami) dillerdeki etimolojik ve sosyolojik arka planını çözümler. "Recm" kelimesinin antik Yakın Doğu ve İbrahimi gelenekte sadece fiziksel bir "taşlama/idam" eylemi olmadığını; aynı zamanda topluma, yasaya ve kutsala ihanet eden kişinin "lanetlenerek kabilenin/huzurun dışına atılması ve ona dokunulmasının bile yasaklanması" anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'ın bu kelimeyi (recîm) kullanarak İblis'i o kozmik (ilahi) kabilenin dışına fırlattığını ve onu kâinatın en büyük "lanetlisi/outcast'ı" olarak mühürlediğini tartışır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ilminde "Recîm" sıfatının eskatolojik ve ahlaki ağırlığını aktarır. İblis'in bu sıfatı almasının; onun kâinattaki bütün güzelliklerden, ilahi şefkatten (rahmetten) ve hidayetten bütünüyle koptuğunu; her müminin Allah'a sığınırken okuduğu "Eûzu billâhi mineşşeytânirracîm" (O taşlanmış şeytandan Allah'a sığınırım) fermanındaki o ebedi nefretin ve fıtri tiksintinin yegâne ve mutlak faili olarak ebediyen "taşlanmaya/lanetlenmeye (recîm)" mahkûm edildiğini kaydeder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir sisteminde (tasvîr-i fennî) bu kapanışı (feinneke recîm) muazzam bir ontolojik çöküş ve tersine çevirme (in'ikâs) estetiği olarak değerlendirir. Yaratılış sahnesinin başında "Ben en üstünüm/yüceyim" (Enâ hayrun / Âlîn) diyerek kibrin zirvesinde (Mele-i A'lâ'da) gezinen o varlığın; kâinatın Hâkiminin tek bir emriyle bir anda paramparça edilip kâinatın en aşağılık, en dışlanmış ve en zavallı "Taşlanmış (Recîm)" mahlukuna dönüştürülmesini resmettiğini vurgular. İstikbar (kibir), daima ve sarsılmaz bir şekilde "Recm" (taşlanma ve lanetlenme) ile sonuçlanır; bu, İslam felsefesinin o dondurucu, kusursuz ve asla taviz vermeyen mutlak ilahi adalet denklemidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X