وَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâd Sûresi, 37. Ayet
Daralt
X
-
37.”Bina kuran ve dalgıçlık yapan bütün şeytanları da onun buyruğuna verdik.”
38. “Zincirlerle bağlanmış diğer yaratıkları da onun buyruğuna verdik.”
Yani istediği yerde çalıştırması için şeytanları onun emrine âmâde kıldık; bazısını bina yapmakta, bazılarını da dibinde bulunan malları çıkarmaları için denizlerde dalgıçlık yapmakta kullanır, böylece insanlar da Allaha ibadet ve hizmet etmek için boş zaman bulurlar, bina yapmak ve kendi maişetlerini karşılamak için zaman kaybetmezler. En doğrusunu Allah bilir.
Zincirlerle bağlanmış diğer yaratıkları da onun buyruğuna verdik. Bina yapmak, dalgıçlık yapmak ve diğer işlerde çalışmak konusunda kendisine itaat etmeyen diğerlerini Hz. Süleyman zincirlerle bağladı. Onların şerlerine ve halka kötülük yapmalarına engel olmak için boyunlarına zincir vurmuştu, çünkü insanların ibadete zaman bulmaları için onlar adına çalışmaları gerektiği konusundaki emrine itaat etmemişlerdi. Söylediğimiz gibi burada Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Süleyman’a lütfettiği imkânlar konusunda hayrete şayan alâmetler vardır; çünkü âyette belirtildiği üzere Allah ona cinleri ve şeytanları çalıştırma gücünü vermiş, rüzgârı onun emrine âmâde kılmıştı, bunu da Hz. Süleyman’ın kendi gayretiyle ve bazı sebeplerle elde etmediği, bunlara ancak Allah’ın lütfü ile muktedir olduğu bilinsin diye yapmıştır.
Yorumu Yorumla
-
Veş Şeyâtîne (وَالشَّيَاطِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni hakkında Arap dilbiliminde iki farklı yaklaşım olduğunu tespit eder. Birincisi "ş-t-n" köküdür ki, sözlükte "haktan, rahmetten ve merkezden şiddetle uzaklaşmak, muhalefet etmek, ipe un sermek ve isyan etmek" anlamlarına gelir. İkincisi ise "ş-y-t" köküdür; "yanıp kül olmak, ateşin alevlenmesi, öfkeden kudurmak ve helak olmak" anlamlarını taşır. Çoğul ve belirlilik takısıyla gelen "eş-Şeyâtîne" (o şeytanları / o isyankâr ateşten varlıkları) isminin; kâinattaki o en kaotik, en kontrol edilemez, fıtratı kötülüğe ve yıkıma (fesada) programlı o karanlık, metafizik ve anarşist kitleyi nitelediğini belirtir.
El-Cevâlîkî, "Şeytan" kelimesinin saf Arapça olmadığını, kadim monoteistik metinlerden Arap diline geçmiş muarreb bir kelime olduğunu inceler.
Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik Ortadoğu dillerindeki geçişini çözümlerken; İbranicedeki "Śāṭān" (düşman, muhalif, engelleyici) kelimesinin, Habeşçe (Ge'ez) "Šayṭān" formu üzerinden İslam öncesi Arapçaya yerleştiğini belirtir. Kur'an'ın bu kavramı, Süleyman'ın otoritesi bağlamında sadece soyut bir kötülük ilkesi olarak değil, yeryüzünde fiziksel işler yapabilen, ağırlık kaldırabilen ve zapt edilebilen "somut, metafizik işçiler/köleler" ordusu olarak kurguladığını tartışır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "Şeyâtîn" kavramını, Cahiliye mitolojisinin paramparça edilişi olarak okur. Putperest aklın, cinleri ve şeytanları insanlara musallat olan, rüşvet (kurban) verilmesi gereken özerk ve korkunç "yarı-tanrılar" olarak görmesine karşılık; Kur'an'ın bu devasa kötülük güçlerini Süleyman'ın şahsında bütünüyle "zincirlenmiş, aşağılanmış ve şantiyede çalıştırılan amelelere" (işçilere) dönüştürmesinin; İslam'ın (Tevhidin) o kokuşmuş çoktanrıcı korku felsefesine indirdiği en ağır ve dondurucu ontolojik tokat olduğunu tespit eder. Kötülük (şeytan), peygamberin elinde sadece taş taşıyan bir köledir.
Kulle (كُلَّ)
İbn Fâris, "k-l-l" kökünün sözlükte "bir şeyi çepeçevre sarmak, bütünü kapsamak, boşluk bırakmamak, istisnasızlık ve genellik" anlamlarına geldiğini tespit eder. Kendisinden sonra gelen isimleri tamlayan "kulle" (hepsini / istisnasız tamamını / her türlüsünü) edatının; Süleyman'ın o metafizik varlıklar üzerindeki tahakkümünün (teshirin) sadece zayıf olanlarla veya belli bir zümreyle sınırlı olmadığını, o ifritlerin en güçlüsünden en kurnazına kadar kâinattaki bütün şeytan türlerini "eksiksiz ve mutlak bir boyun eğişle" kapsadığını nitelediğini belirtir.
Bennâin (بَنَّاءٍ)
İbn Fâris, "b-n-y" kökünün sözlükte "bir şeyi üst üste koyarak inşa etmek, bina kurmak, yapı yükseltmek ve temellendirmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Fa'âl babında (mübalağa/yoğunluk bildiren etken sıfat) gelen "bennâin" (büyük ustalıkla bina edenleri / devasa mimarları / usta inşaatçıları) isminin; o şeytanların sıradan ameleler değil, Süleyman'ın krallığının o eşsiz estetiğini, mabetlerini, surlarını ve havuzlarını inşa eden "insanüstü bir teknolojiye ve fiziksel güce" sahip o ehlileştirilmiş mimari zekâyı nitelediğini belirtir.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın uzamsal ve teolojik kurgusunda bu kelimeyi (bennâ) monoteistik mabet (Kudüs/Tapınak) inşası üzerinden inceler. İbrahimi (Kitab-ı Mukaddes) geleneğinde Süleyman'ın en büyük vizyonunun Tanrı için o görkemli Mabed'i (Tapınağı) "inşa etmesi" olduğunu hatırlatır. Kur'an'ın, bu kutsal mekânın inşasında (bennâ) bizzat "şeytanları" taşeron olarak kullanıldığını kurgulamasının muazzam bir teodise ironisi olduğunu; kâinatın Yaratıcısının, karanlık güçleri bile kendi aydınlık ve kutsal evinin inşasında "köleleştirerek (teshir ederek)" mutlak Tevhid otoritesini ispatladığını tartışır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin (bennâ) sosyolojik medeniyet vizyonunu değerlendirir. Süleyman'ın mucizesinin sadece havada uçmak (rüzgâr) olmadığını; mülkün (iktidarın) en büyük yeryüzü tezahürünün "mimari, şehirleşme ve kalıcı eserler bırakmak" (bina etmek) olduğunu; İslam siyaset felsefesinde gücün yıkmak için değil, kâinatın kaynaklarını (şeytanları bile) kullanarak dünyayı "imar ve inşa etmek" için verilmiş bir ilahi emanet olduğunu ifade eder.
Ve Ğavvâs (وَغَوَّاصٍ)
İbn Fâris, atıf bağlacı "ve" ile "ğ-v-s" kökünden türeyen ismin birleşimidir. Ğ-v-s kökünün sözlükte "suyun dibine inmek, karanlık derinliklere dalmak, saklı olanı çıkarmak ve yüzeyden kaybolmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Tıpkı önceki kelime gibi mübalağa (fa'âl) formunda gelen "ğavvâs" (derinlere dalanları / o muazzam dalgıçları / dipsiz sulara inenleri) isminin; şeytanların yeryüzündeki inşai faaliyetlerinin yanı sıra, okyanusların insanların ulaşamayacağı o karanlık, basınçlı ve feci derinliklerine de inerek Süleyman'ın mülküne hizmet ettiklerini nitelediğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir geleneğinde bu kelimenin (ğavvâs) ekonomik ve estetik arka planını aktarır. Şeytanların denizin dibine (ğavvâs) gönderilmelerinin sebebinin, Süleyman'ın saraylarını, tahtını ve mabetlerini süslemek için gereken o insanüstü çaba gerektiren devasa incileri, yakutları, mercanları ve denizaltı hazinelerini gün yüzüne çıkarmak olduğunu; krallığın o göz kamaştırıcı estetiğinin bizzat denizlerin karanlığından sökülüp alındığını kaydeder.
Dücane Cündioğlu, dildeki bu iki eylemin (Bennâ ve Ğavvâs) yan yana gelişini devasa bir ontolojik eksen ve dikey hâkimiyet felsefesi olarak okur. "Bennâ"nın yerçekimine meydan okuyarak gökyüzüne doğru yükselmeyi (irtifa/yükseklik), "Ğavvâs"ın ise basınç ve karanlığa meydan okuyarak okyanusun dibine inmeyi (derinlik/düşüş) temsil ettiğini; kâinatın Yaratıcısının Süleyman'a verdiği o "Mülk"ün (iktidarın) yatay bir toprak parçasından ibaret olmadığını, evrenin hem "en dondurucu zirvelerine hem de en dipsiz çukurlarına" aynı anda hükmeden o mutlak, eksiksiz ve üç boyutlu (Tevhidi) otorite tahakkümü olduğunu ifade eder. Yukarıya da, aşağıya da hükmeden sadece O'nun halifesidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla