رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحاً بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâd Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
“(Daha sonra) 'Onları bana geri getirin’ dedi; bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.”
Müfessirler şöyle dediler;, yani kendisini Allah’ı zikretmekten -yani ikindi namazından- alıkoydukları için atların ayaklarını kesmeye ve boyunlarına vurmaya başladı, Allah’ı zikretmekten alıkoymalarına kefâret olmak üzere onların ayaklarını kesmeye, boyunlarına vurmaya başladı. Onların, ayaklarını kesmek ve boyunlarına vurmak sözleri sabit ise ve bu söz hakikat anlamında kullanılmışsa, o zaman âyet iki şekilde yorumlanır. Birincisi, her ne kadar bu iş bizim şeriatımızda caiz değil ise de onun şeriatında böyle yapmak caiz olabilir, nitekim Hz. Süleyman da hüdhüdü göremeyince onu cezalandıracağını söylemişti; “Süleyman kuşları gözden geçirdi ve ‘Hüdhüdü niçin göremiyorum; yoksa kayıplara mı karıştı?’ diye sordu. Ya bana açık bir gerekçe getirir veya onu şiddetle cezalandırırım ya da onu boğazlarım!”. Böyle bir şey bizim şeriatımızda caiz değildir. Buna göre atları kesmek işi bizim dinimizde caiz olmasa da müfessirlerin söyledikleri gibi ona caiz idi. En doğrusunu Allah bilir. Yahut bu olay, hayvanları itlâf etme yasağı gelmeden önce vuku bulmuştu, bilâhare bu yasak geldi ve hayvanları cezalandırmak ona da bize de haram kılındı.
Burada geçen ayaklarını kesmek ve boyunlarını vurmak ifadesini hakikat mânasında yorumlamamak da mümkündür. Ancak bahsi geçen boyun kelimesi kesmekten kinayedir. Bacaklarını sıvazlamaya başladı cümlesi de insanlara teslimden kinayedir. Yahut bacaklarını ve boynunu sıvazladı ifadesi, atlar kendisine geldikten ve onları kesmeyip insanlara teslim ettikten sonra kesme veya boğazlama söz konusu olmadan onların başını ve yüzünü okşamaktan kinaye olabilir. Veyahut da kendisini Rabb’ini zikretmekten alıkoymalarına kefâret olarak onları kesti.
Hasan-ı Basrî şöyle söyledi; Süleyman aleyhisselâm dedi ki; Hayır! Allah aşkına üzerindeki şeyin sonuncusu olarak beni Rabb’ime ibadetten alıkoymayın! Sonra hemen atın şah damarını kesti ve boynunu vurdu. Onları bana geri getirin dedi; bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı meâlindeki âyet hakkında Hasan-ı Basrî şöyle dedi: Hz. Süleyman onların şah damarını kesti ve boyunlarını vurdu, Cenâb-ı Hak da onların yerine kendisine daha hayırlısını ve daha süratlisini verdi: “Emriyle dilediği yöne doğru esen rüzgârı onun buyruğuna verdik”. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı meâlindeki âyet hakkında Ebû Muâz şöyle dedi: Araplar, hayvanın üzerindekileri kılıçla sıvazladı derler, yani kılıçla vurdu demek isterler. İbn Kuteybe dedi ki: Sıvazlamaya başladı, yani ayaklarına ve boynuna vurarak okşamaya başladı. Ebû Avsece ise şöyle dedi: Okşamaya, yani kesmeye başladı; boynunu okşamak, kesmek demektir.
Sonra Hz. Süleyman’a getirilen, onu Allah’ı zikretmekten alıkoyan ve bu yüzden kendilerine söz konusu eylemler yapılan atlar konusunda farklı görüşler vardır. Bazıları şöyle dedi: Onlar şeytanların Hz. Süleyman için deniz dalgalarından çıkardıkları atlardır, onların kanatları vardır, hem koşarlar ve hem de uçarlardı. Bazıları şöyle dedi: Hayır, onlar babası Dâvûd aleyhisselâmdan kendisine miras kalan atlardı, Hz. Dâvûd da onları Amâlika’dan ele geçirmişti. Bugün insanların sahip oldukları atlar da, onların neslinden gelen atlardır. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları da şöyle dedi: Hayır, Şamlılar, Araplar’dan ve Nusaybinliler’den Hz. Süleyman için mal toplamışlardı, bunlar arasında da bin tane Arap atı vardı. Bu atlar kendisine arzedildi, Hz. Süleyman da bunlarla ilgilenirken Rabb’ini zikretmeyi ihmal etti, bunun üzerine yukarıda söylenen şeyi yaptı, onların şah damarlarını ve boyunlarını kesti. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ruddûhâ (رُدُّوهَا)
İbn Fâris, "r-d-d" kökünün sözlükte "bir şeyi eski haline veya ilk yerine geri çevirmek, iade etmek, göndermek ve itmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Emir fiili, çoğul (vav) ve dişil zamir (hâ) birleşimi olan "ruddûhâ" (onları geri getirin / o atları bana iade edin) eyleminin; Süleyman'ın o gaflet (güneşin batışı ve atların ufukta kayboluşu) anından uyandığında, perdenin arkasına (hicaba) giren o nesneleri (ciyâd) yeniden kendi idrak ve tasarruf sahasına çekmek için verdiği o ani, kesin ve dondurucu krallık komutunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, radd (r-d-d) kavramının, bozulan bir dengeyi, elden çıkan bir nesneyi veya kaçırılan bir fırsatı tekrar "asıl merkezine/köküne" doğru çekmek olduğunu söyler. "Onları geri çevirin" emri; Süleyman'ın zihnini esir alan o estetik illüzyonu parçalayarak, o fani güzellikle (atlarla) yeniden, ancak bu kez şuuru kapalı bir seyirci olarak değil, "hâkim ve imtihanı kavramış bir kul (evvâb)" olarak yüzleşme iradesidir.
Aleyye (عَلَيَّ)
İbn Fâris, yönelim ve tahsis bildiren "alâ" edatı ile "ye" (bana) zamirinin şeddeli birleşimidir. O devasa at sürüsünün (gücün) rastgele bir yere değil, doğrudan doğruya Süleyman'ın şahsına, onun ayaklarının ucuna ve o "hüküm makamının tam üzerine" yönlendirilmesini işaretleyen mekânsal ve otoriter köprüdür.
Fe Tafika (فَطَفِقَ)
İbn Fâris, nedensellik ve ardışıklık bağlacı "fa" ile "t-f-k" kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) fiilinin birleşimidir. T-f-k kökünün sözlükte "bir işe derhal ve kesintisiz bir şekilde koyulmak, başlamak ve o eyleme kilitlenmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Fe tafika" (hemen koyuldu / derhal yapmaya başladı) eyleminin; atlar geri getirildiği an Süleyman'ın zerre kadar tereddüt etmeden, o eylemi büyük bir konsantrasyon, kararlılık ve süreklilikle icra etmeye başladığını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, tafika (t-f-k) fiilinin, sıradan bir "başlama" eyleminden (bede'e) çok daha yoğun olduğunu; bütün dikkati, bedeni ve zihni tek bir noktaya kilitleyerek o eylemi "ısrarla ve hararetle sürdürme" hali olduğunu söyler. Süleyman, atlar önüne gelir gelmez o devasa peygamberi reaksiyona (meshe) bütünüyle kilitlenmiştir.
Meshan (مَسْحًا)
İbn Fâris, "m-s-h" kökünün sözlükte "bir şeyin üzerinden el ile geçmek, sıvazlamak, şefkatle okşamak, silmek, tıraş etmek, kılıçla kesmek ve temizlemek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Meful-i mutlak (eylemi pekiştiren mastar) olarak gelen "meshan" (elleriyle sıvazlayarak / okşayarak / veya kılıçla keserek) kelimesinin; elin nesneyle kurduğu o doğrudan, iz bırakan ve dondurucu "fiziksel temas" eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, mesh (m-s-h) kavramının Arap dilinde birbirine tamamen zıt iki anlama (ezdâd) gelebildiğini söyler. İlki, elin içini bir şeyin üzerinde gezdirerek onu şefkatle "okşamak ve sıvazlamaktır". İkincisi ise, bir uzvu kılıçla kökünden sıyırmak, "kesip atmak ve yok etmektir" (mesh bil-seyf). Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak o anı muazzam bir felsefi ve yorumsal gerilime (zıtlığa) kilitlediğini aktarır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ilminde bu kelime (mesh) etrafında dönen o devasa teolojik tartışmayı aktarır. Klasik dönem müfessirlerinin büyük çoğunluğu, kelimeyi "kılıçla kesmek" olarak tefsir etmiş; Süleyman'ın Allah'ı anmaktan kendisini alıkoyan o atları bir kefaret/kurban olarak (Allah rızası için) boyunlarından ve bacaklarından kılıçtan geçirdiğini savunmuştur. İkinci ve dilbilimsel olarak daha tutarlı görülen yoruma göre ise kelime "şefkatle okşamak" demektir; Süleyman atları kestirmemiş, onların boyunlarını ve bacaklarını bizzat kendi elleriyle sıvazlayarak sevmiş ve o fıtri güzelliğe (hayra) ilahi sınırlar içinde hürmet etmiştir.
Dücane Cündioğlu, dildeki bu mesh eylemini ontolojik bir sevgi ve varoluşsal denge felsefesi olarak değerlendirir. "Mesh" kelimesinin bu bağlamda kılıçla doğramak (şiddet) olamayacağını, ontolojik bir şefkat ve sevgi göstergesi (okşamak) olduğunu savunur. Atları günah keçisi ilan edip kılıçtan geçirmenin peygamberi bir adalet (hikmet) veya onarıcı eylem (sâlihât) olamayacağını, zira o hayvanların hiçbir suçu veya iradesi olmadığını; Süleyman'ın kendi gafletini (zihinsel kaymasını) fark edip Rabbine sığındıktan (inabe) sonra, o atları şeytanlaştırmadan (bâtıl görmeden) onlara dokunarak o fıtri sevgisini (hubbel hayri) "ehlileştirdiğini ve ilahi bir şefkat ritüeline" dönüştürdüğünü ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi (mesh) psikolojik bir arınma ve hâkimiyet ritüeli olarak okur. İster "şefkatle sıvazlamak" ister (sembolik veya gerçek manada) "kurban etmek" olsun; eylemin asıl felsefi amacının, Süleyman'ın kendi nefsindeki o "estetik sarhoşluğu" terbiye etmesi olduğunu; mülkün ve gücün (atların) onu esir almadığını, bilakis onun gücü kontrol ettiğini ispatlayan o fiziksel, sarsıcı ve dondurucu "peygamberi müdahale ve dokunuş" olduğunu aktarır.
Bis Sûkı (بِالسُّوقِ)
İbn Fâris, "s-v-k" kökünün sözlükte "ayağın incik kemiği, bacak, baldır, bedeni ayakta tutan alt kısım ve bir şeyi sürmek/yönlendirmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Belirlilik takısıyla ve vasıta edatı (bi) ile gelen "sûk" (bacakları / incikleri / alt uzuvları) kelimesinin; sâk kelimesinin çoğulu olduğunu ve atın bedeni üzerinde o temasın (okşamanın veya kesmenin) yöneldiği ilk somut anatomik bölgeyi işaretlediğini belirtir.
Vel A'nâkı (وَالْأَعْنَاقِ)
İbn Fâris, "a-n-k" kökünün sözlükte "boyun, bedenin omuzlarla baş arasındaki bağlantı noktası, bir şeyin başlangıç ve en göze çarpan üst kısmı" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Unuk" kelimesinin çoğulu olan ve atıf bağlacı "ve" ile gelen "el-A'nâkı" (ve boyunları / ve üst kısımları) isminin; atın fizyolojisindeki o en asil, en gururlu ve en hayati bölgeyi nitelediğini belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir sisteminde (tasvîr-i fennî) bacakların (sûk) ve boyunların (a'nâk) yan yana kullanılmasını muazzam bir anatomik estetik ve dikey/yatay güç kurgusu olarak okur. Bacakların (sûk) atın yere basan dondurucu dinamizmini ve "hızını" (ciyâd); boyunların (a'nâk) ise atın göğe yükselen o heykelsi duruşunu, "asaletini ve gururunu" (sâfinât) temsil ettiğini vurgular. Süleyman'ın temasının (meshan) doğrudan atın fıtratındaki bu en haşmetli, en stratejik ve en çekici organlara yönelmesinin; insanın yeryüzündeki mülk ve güzellik (hayr) karşısında kurduğu o fiziksel ve ruhsal egemenliğin en kusursuz ve en estetik (Tevhidi) manifestosu olduğunu ifade eder. Peygamber, güzelliği kibre çevirmez, onu ilahi bir şuurla "mesh" eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla