اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâd Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hz süleyman, sad suresi 31. ayet, sad 31, gösteri, atlar, akşam vakti, sad suresi, yöneliş
-
“Bir gün akşama doğru alımlı, soylu koşu atları önüne getirildi.”
Denildi ki: Buradaki “sâfinât” (صافنات) kelimesi, atlar mânasına gelir. Bazıları şöyle dedi: “Sâfinât” kelimesi, ayaklarından veya ellerinden birini kaldırarak üç ayak üzerinde duranlar anlamına gelir. Bazıları da buna sadece ayakta duranlar anlamı verdi. Bu konuda Resûlullah’ın (s.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “İnsanların kendisi için ayakta saf halinde durmalarını arzu eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!”. “Ciyâd” (جياد) kelimesi ise hızlı anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Bazıları şöyle söyledi: Sâfinât saflar, atların ayakta durmaları ve bacaklarını açmaları demektir.
İbn Küteybe şöyle dedi: “Sâfinâtü’l-ciyâd” (الصافنات الجياد) tabiri, ön veya arka ayaklarından birini kaldırıp diğer tırnağının üzerine koyan ve üç ayak üstünde duran atlar anlamına gelir. Arapça’da “‘sâfin”, ayakta duran atlar ve diğer hayvanlar mânasına gelir. Nitekim bir hadiste Resûlullah’ın (s.a.) da şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İnsanların kendisi için ayakta saf halinde durmalarını arzu eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!”. Ebû Avsece şöyle dedi: “Ciyâd” hızlı koşan atlar demektir, müfredi “cevâd” gelir. Cevâd adam, cömert adam demektir, "kavmun ecvâd" da cömert millet demektir.
“Asfâd” ön ayakları boynuna bağlanan atlar demektir.
Yorumu Yorumla
-
İz (إِذْ)
İbn Fâris, geçmiş zaman bildiren bir zarf olduğunu tespit eder. Süleyman peygamberin kıssasındaki o en kritik, en insani ve en sarsıcı "estetik tutulma ve zihinsel kırılma" sahnesine kamerayı kilitleyen, zamanı o dondurucu ana (geçit törenine) sabitleyen zaman mühürüdür.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın dramatik anlatım kurgusunda (dramaturjisinde) bu edatın (iz / hani o vakit) salt bir kronoloji aracı değil, dinleyiciyi doğrudan o devasa ve ihtişamlı mülk sahnesinin tam ortasına, Süleyman'ın gözlerinin hizasına fırlatan güçlü bir edebi "şimdi ve burada" (sahneleme) taktiği olduğunu tartışır.
Urida (عُرِضَ)
İbn Fâris, "a-r-d" kökünün sözlükte "bir şeyi ortaya koymak, muhatabın önüne sermek, enine boyuna yaymak, göstermek ve geçit yaptırmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Meçhul (edilgen) mazi fiil formundaki "urida" (sunuldu / arz edildi / geçit töreni yaptırıldı) eyleminin; o devasa at sürüsünün sıradan bir otlama halinde olmadığını, bizzat kralın (Süleyman'ın) dikkatine ve beğenisine sunulmak üzere, son derece disiplinli, görkemli ve resmi bir "askeri/estetik geçit töreniyle" sahneye çıkarıldığını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, arz (a-r-d) kavramının, bir nesnenin tüm ihtişamı ve vasıflarıyla alıcının veya izleyicinin idrakine "tam boy" sunulması olduğunu söyler. "Arz edildi" fermanı; Süleyman'ın o anki bütün zihinsel mesaisinin, karşısında akıp giden o kusursuz ve büyüleyici doğa/askeri harikasına (atlara) kilitlendiğini gösteren o yoğun "temaşa/seyir" halidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu meçhul fiili (urida) ontolojik bir güç ve mülk imtihanı olarak okur. Yeryüzünün en kudretli hükümdarına (Süleyman'a) devasa ordularının (atlarının) "arz edilmesinin"; mülkün ve dünyevi ihtişamın (estetiğin), insanın zihnini kâinatın Yaratıcısından (zikirden) nasıl usulca ve büyüleyici bir şekilde koparıp alabileceğine dair o sarsıcı İbrahimi teodise (sınav) sahnesini başlattığını ifade eder.
Aleyhi (عَلَيْهِ)
İbn Fâris, yönelim ve istila bildiren "alâ" edatı ile "hi" (ona / Süleyman'a) zamirinin birleşimidir. O görkemli askeri ve estetik sunumun (arzın), uzay boşluğuna değil, doğrudan doğruya Süleyman'ın şahsına, onun krallık "huzuruna" ve mutlak dikkat merkezinin "üzerine" yöneltildiğini işaretleyen tahsis köprüsüdür.
Bil Aşiyyi (بِالْعَشِيِّ)
İbn Fâris, vasıta ve zaman edatı "bi" ile "a-ş-y" kökünden türeyen ismin birleşimidir. A-ş-y kökünün sözlükte "görmenin zayıflaması, günün sonu, ikindi vaktinden güneşin batıp ufkun kararmasına kadar geçen o hüzünlü ve geçişsel zaman dilimi" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Bil aşiyyi" (akşamüstü / güneş batmaya yüz tutarken) tamlamasının; o devasa geçit töreninin icra edildiği zamanı niteleyerek, ışığın ve günün tükenmekte olduğu o son derece kritik "hudut vaktini" kilitlediğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ilminde bu vaktin (aşiyy) teolojik bağlamını inceler. İkindi/akşamüstü vaktinin, İbrahimi gelenekte günlük ibadetin (zikrin/tesbihin) en hayati ve farz kılındığı zaman dilimi olduğunu; Süleyman'ın atların o estetik ihtişamına dalıp bu çok kritik "ibadet vaktini" (güneşin batışını) fark etmeden kaçırmasının, bütün bu kıssanın etrafında döndüğü o feci "nefsi imtihan ve unutkanlık" (gaflet) krizini oluşturduğunu aktarır.
Dücane Cündioğlu, dildeki bu zaman kurgusunu (aşiyy) ontolojik bir ironi ve güzellik felsefesi olarak değerlendirir. Fani olan bir güzelliğin (soylu atların), yeryüzünün en bilge kralını (Süleyman'ı) bile büyüleyerek ona kâinatın asıl Sahibini ve zamanın akışını (akşamı/aşiyy) unutturmasının; insanın estetik ve güç karşısındaki o kırılganlığını, "güzelliğin aklı perdelemesi" (hicab) şeklinde resmeden o sarsıcı ve kusursuz Kuranî hakikat olduğunu ifade eder.
Es-Sâfinâtu (الصَّافِنَاتُ)
İbn Fâris, "s-f-n" kökünün sözlükte "atın üç ayağı üzerine sağlamca basıp, dördüncü ayağının sadece tırnak ucunu yere dokundurarak dikilmesi, asaletle durmak ve sükûnet" anlamlarına geldiğini tespit eder. Belirlilik takısıyla dişil çoğul formda gelen "es-Sâfinâtu" (o asil duruşlu atlar / o heykelsi bir zarafetle dikilen soylu binekler) isminin; o at sürüsünün henüz koşuya başlamadan önce kralın huzurunda sergiledikleri o muazzam disiplini, gururlu pozu ve "estetik sükûneti" nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, sâfinât (s-f-n) kavramının sadece bir duruş pozisyonu olmadığını; atın fıtratındaki o patlamaya hazır enerjiyi, sahibinin emri gelene kadar muazzam bir itaat ve dengeyle (üç buçuk ayak üzerinde) "frenlemesi/dizginlemesi" olduğunu söyler. Bu kelime, atın o zapt edilmiş vahşi doğasının ve göz kamaştırıcı sadakatinin görsel fermanıdır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir sisteminde (tasvîr-i fennî) bu kelimenin seçimini muazzam bir "durağan estetik (statik ihtişam)" sanatı olarak okur. Kur'an'ın atlara doğrudan "atlar" (hayl/faras) demek yerine, onların o dururken sergiledikleri o gergin, asil ve heykelsi silüetini (sâfinât) kullanarak; Süleyman'ın gözünü ve aklını çalan şeyin basit bir mülkiyet hırsı değil, bizzat kâinattaki o "kusursuz form ve varoluşsal güzellik" (sanat) karşısındaki büyülenme olduğunu vurgular.
El-Ciyâdu (الْجِيَادُ)
İbn Fâris, "c-v-d" kökünün sözlükte "cömertlik (cûd), kalitenin en üst sınırı, iyilik, mükemmellik ve fırtına gibi hızlı koşmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Câvâd/cevvâd kelimesinin çoğulu olan ve belirlilik takısıyla gelen "el-Ciyâdu" (o rüzgâr gibi koşanlar / o hız ve kalite abidesi soylu atlar) isminin; atların sadece dururken değil (sâfinât), emri aldıklarında kâinatı yırtarcasına fırlayan, süratli, enerjik ve "dinamik" o dondurucu ve vahşi gücünü nitelediğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "Ciyâd" mefhumunu, Cahiliye bedevisinin ontolojik güç idealinin en tepe noktası olarak inceler. Arap kültüründe "soylu ve hızlı atın" (ciyâd) sadece bir ulaşım aracı olmadığını; asaletin, savaş gücünün, estetiğin ve dünyevi mülkün ulaştığı en sarsılmaz "kutsal ikon" olduğunu tespit eder. Süleyman'ın önüne bu "Ciyâd"ların (mutlak güç ve hızın) serilmesi; dünyevi cazibenin (mülkün) insan zihnine kurduğu o en devasa teolojik tuzaktır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu iki sıfatın (Sâfinât ve Ciyâd) yan yana gelişini varoluşsal bir kontrast ve estetik şaheser olarak değerlendirir. "Sâfinât" atın mutlak durağanlığını (heykelsi sükûnetini) anlatırken, "Ciyâd" onun fırtına gibi hareketini (hızını) anlatır. Bütün zıtlıkları ve mükemmelliği aynı bedende taşıyan bu doğa harikalarının (atların) kralın önünden geçmesinin; yeryüzünün en hikmetli kulunun (Süleyman'ın) bile başını döndürecek kadar devasa bir "mülk ve cazibe" imtihanı olduğunu; insanın güzellik (at) ile Hakikat (Allah) arasındaki o ince ve keskin çizgide nasıl sınandığını ifade eder. Güzellik (ciyâd), aklı Allah'tan koparıyorsa o an en büyük fitneye (sınava) dönüşür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla