Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâd Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâd Sûresi, 6. Ayet

    وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ventaleka-lmeleu minhum eni-mşû vasbirû ‘alâ âlihetikum(s) inne hâżâ leşey-un yurâd(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onların ileri gelenleri harekete geçip şöyle dediler: Yolunuzda yürüyün! Tanrılarınıza bağlılıkta direnin! İşte (sizden) istenen budur.”

      Onların ileri gelenleri harekete geçip şöyle dediler: Yolunuzda yürüyün! Tanrılarınıza bağlılıkta direnin! Bu âyetteki yürüyün kelimesinin anlamına dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: İleri gelenlerden ve halktan bir grup Ebû Tâlibe giderek, tanrıları hakkındaki kötü sözlerinden dolayı Resûlullah’tan (s.a.) şikâyetçi olmuşlardı. Kendisiyle konuştuklarında umdukları cevabı alamamışlar, istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. Bunun üzerine kabilenin ileri gelenleri, halka dediler ki: Tanrılarınıza bağlılık yolunda devam edin ve onlara tapmakta direnin! Onların halka şöyle demiş olmaları da muhtemeldir: Ebû Tâlibe gidin! Tanrılarınıza tapmaya devam edin! Sizden istenen şey budur! Onların bunu, Hz. Ömer’in (r.a.) müslüman olması üzerine söyledikleri rivayet edilmiştir. Âyette geçen “şey” (شيء) kelimesi, yapılması gereken iş anlamına gelir. Onlar da Ebû Tâlib’e gitmişler ve yukarıda sözünü ettiğimiz sözleri söylemişlerdi. Bu, oldukça uzun bir hikâyedir. Bazıları şöyle dedi: Yürüyün, yani dönün, tanrılarınıza ibadete gidin ve bunda direnin! Bazıları da şöyle söyledi: Yürüyün, yani Muhammed’in (s.a.) yanından ayrılın ve tanrılarınıza tapmakta direnin! İşte -siz Mekke ehlinden- istenen budur. En doğrusunu Allah bilir.

      Onların ileri gelenleri harekete geçti, yani halkın ileri gelen kesimi harekete geçti ve belirttiğimiz gibi halka şöyle dediler: Yolunuzda yürüyün! Tanrılarınıza bağlılıkta direnin!

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ventalaka (وَانْطَلَقَ)

        İbn Fâris, atıf bağlacı "ve" ile "t-l-k" kökünden türeyen infi'al babında mazi (geçmiş zaman) fiilin birleşimidir. T-l-k kökünün sözlükte "bağından kurtulmak, serbest kalmak, bir yerden hızla ayrılmak, fırlayıp gitmek ve tutulmanın/hapsin mutlak zıddı" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Ventalaka" (ve hızla kalkıp gittiler / aniden fırlayıp ayrıldılar) eyleminin; müşrik liderlerin peygamberle girdikleri o teolojik tartışmada (tevhidin şoku karşısında) rasyonel bir cevap üretemeyince, meclisi öfke, panik ve "ani bir kopuşla" terk etmelerini nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, intilâk (t-l-k) kavramının, bir engelden veya bir bağdan zorla kurtulup kendi yoluna gitmek olduğunu söyler. "Kalkıp gittiler" fermanı; o elitlerin, peygamberin mantığı (Tevhid) karşısında zihinsel olarak köşeye sıkıştıklarını hissettiklerini ve o "hakikat bağından" (ikna olmaktan) kaçmak için fiziksel bir firarla (intilâk) o meclisten kasten koptuklarını vurgular.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir (tasvîr-i fennî) sisteminde bu fiili (intilâk) muazzam bir psikolojik yenilgi ve hareket estetiği olarak değerlendirir. Yeryüzünde kibre kapılan o "izzet" sahibi tiranların, sakince ve vakur bir şekilde değil, "ventalaka" (aniden yerlerinden fırlayarak / kaçarcasına) gitmelerinin; onların iç dünyalarındaki o devasa hezeyanı, argümansızlığı ve sarsılmış statükonun verdiği o feci paniği resmettiğini ifade eder.

        El-Meleu (الْمَلَأُ)

        İbn Fâris, "m-l-e" kökünün sözlükte "bir şeyi ağzına kadar doldurmak, boşluğun mutlak zıddı, göze ve kalbe heybetle dolan varlık" anlamlarına geldiğini tespit eder. Belirlilik takısıyla gelen "el-Meleu" (o ileri gelenler / o elit aristokrasi) isminin; toplumun gözünü zenginlikleriyle "dolduran", meclisleri nüfuzlarıyla işgal eden ve yeryüzünde siyasi/ekonomik gücü tekelinde tutan o "şımarık, mütekebbir (kibirli) ve oligarşik yönetici sınıfını" nitelediğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "Mele'" kavramını, Cahiliye toplumunun sosyo-politik statükosu ve Tevhid'in baş düşmanı olarak inceler. İslam'ın varoluşsal aydınlığına (Kur'an'a) ilk ve en sert tepkiyi verenlerin sıradan halk değil, "Mele'" (zengin ve asil kabile şefleri) olmasının tesadüf olmadığını; çünkü tek bir İlah fikrinin, doğrudan onların yeryüzündeki "tanrısallıklarını ve sömürü düzenlerini" (otonomilerini) yıkmaya yönelik devasa bir ontolojik tehdit olduğunu tespit eder. "Mele'" kibrin kurumsallaşmış halidir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin (mele') sosyolojik bağlamını Kureyş aristokrasisi üzerinden okur. "O ileri gelenler fırlayıp kalktı" fermanının; Dârünnedve'de (Mekke parlamentosunda) alınan kasti ve örgütlü bir siyasi boykot kararına işaret ettiğini; elitlerin halka "bu adamı (peygamberi) dinlemeyin ve kendi geleneklerinize dönün" şeklinde bir manifesto yayınlayarak, hakikate karşı "kurumsal bir duvar" (şikâk) ördüklerini ifade eder.

        Minhum (مِنْهُمْ)

        İbn Fâris, ayrılma, başlangıç ve bir topluluğun içinden süzülüp gelmeyi bildiren "min" edatı ile "hum" (onların) zamirinin birleşimidir. O aniden kalkıp giden (ventalaka) elitlerin, dışarıdan gelmiş yabancılar değil; bizzat "onların (Mekkelilerin) kendi içlerinden" çıkan, onlara yön veren ve kitleleri peşinden sürükleyen o karanlık çekirdek kadro (ideologlar) olduğunu kilitler.

        Enimşû (أَنِ امْشُوا)

        İbn Fâris, açıklama bildiren "en" (diye / şu şekilde) edatı ile "m-ş-y" kökünden türeyen emir fiilinin birleşimidir. M-ş-y kökünün sözlükte "yürümek, bir yolda ilerlemek, bir hali sürdürmek ve duraklamanın mutlak zıddı" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Enimşû" (Yürüyün gidin / Yolunuza devam edin) eyleminin; o elitlerin sadece meclisi terk etmediklerini, peşlerindeki kalabalıklara da "Bu yeni dine (Tevhide) asla durup kulak vermeyin, atalarınızın o putperest ve kabileci yolunda tavizsizce yürümeye devam edin" şeklinde verdikleri o gerici ve statükocu komutu nitelediğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emir kipini (imşû) ontolojik bir inat ve muhafazakârlık fermanı olarak okur. O elitlerin "Yürüyün gidin" komutunun basit bir fiziksel hareket değil, devasa bir ideolojik talimat olduğunu; aklın vahiy karşısında durup düşünmesini (tefekkürü) engellemek için, kitleleri atalarının o kokuşmuş putperest geleneği (sünneti) üzerinde "körü körüne ilerlemeye" zorladıklarını ifade eder. Kibir, durup düşünmekten (hakikatten) daima kaçar (meşy).

        Vasbirû (وَاصْبِرُوا)

        İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile "s-b-r" kökünden türeyen emir fiilinin birleşimidir. S-b-r kökünün sözlükte "bir şeyi hapsetmek, tutmak, nefsi bir şeye karşı zorlamak, direnmek, katlanmak ve sızlanmayı terk etmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Vasbirû" (ve sabredin / inatla direnin / taviz vermeyin) eyleminin; Kur'an'da genellikle erdemli bir eylem olarak övülen "sabrı", burada müşrik elitlerin "batıl yolda direnmek, hakikate karşı kalbi mühürlemek ve putları savunmak" uğruna kullandıkları o feci ve karanlık bir "kavramsal tersyüz etme" (ironi) olarak nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, sabır (s-b-r) kavramının insanın nefsini aklın ve dinin emrettiği çizgide tutması olduğunu; ancak burada kâfirlerin "Sabredin!" komutunun, nefsi hakikatin (Kur'an'ın) aydınlığına karşı zorla kör ve sağır tutma çabası olduğunu söyler. Onların sabrı, fıtratın gerçeğe uyanmasını "hapsetme" ve kibre sadakat gösterme direnişidir.

        Dücane Cündioğlu, dildeki bu emir kipini (vasbirû) ontolojik bir statüko muhafazası ve ironi olarak değerlendirir. Hakikat uğruna çile çeken peygamberin karşısına; kendi sahte tanrılarını ve sömürü düzenlerini kaybetmemek için "biz de putlarımız uğruna direneceğiz (sabredeceğiz)" diyen bir aristokrasi çıktığını; bunun da şirkin kendi varoluşsal çöküşünü geciktirmek için başvurduğu en militan, en bağnaz ve en "trajik" psikolojik savunma hattı olduğunu ifade eder.

        Alâ (عَلَىٰ)

        İbn Fâris, yönelim, istila ve "üzerine, uğruna" anlamlarındaki edattır (harf-i cer). O feci "direnme ve sabretme" komutunun neyin uğruna ve hangi felsefi kurgunun "üzerine" bina edildiğini işaretleyen tahsis köprüsüdür.

        Âlihetikum (آلِهَتِكُمْ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünün sözlükte "kulluk etmek, sığınmak, aklın hayrete düşmesi ve tapınılan varlık" anlamlarına geldiğini tespit eder. İlâh kelimesinin çoğulu "âlihe" (ilahlar) ile "kum" (sizin) zamirinin birleşimidir. "Kendi ilahlarınız üzerine (direnin)" (alâ âlihetikum) tamlamasının; o meclisten öfkeyle fırlayan elitlerin, peygamberin teklif ettiği o evrensel, mutlak ve şeriksiz (Vâhid) "Tek İlah" tasavvuruna karşı; kendi kabilelerine ait olan, onlara dünyevi rant sağlayan o zayıf, parçalı ve cansız "yerel putlar koleksiyonunu" (âlihe) umutsuzca koruma altına alma telaşını nitelediğini belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin çoğul ve iyelik zamirli formunun (sizin ilahlarınız) etimolojik ve teolojik çatışmasını inceler. "Allah" (El-İlâh) isminin o evrensel ve tekelci (monoteistik) gücüne karşı; müşrik elitlerin "sizin ilahlarınız" diyerek, dini bir kabile milliyetçiliğine ve pagan bölgeselliğine (lokal tanrılara) indirgediğini; böylece Tevhidin evrenselliğini kabileci asabiyetle (bizim putlarımız edebiyatıyla) boğmaya çalıştıklarını tartışır.

        İnne (إِنَّ)

        İbn Fâris, cümlenin başına gelerek ifadeyi pekiştiren, şüpheyi ortadan kaldıran ve hükme ağırlık katan "şüphesiz, muhakkak, hiç kuşku yok ki" anlamlarındaki tekit edatıdır. O elitlerin, peygamberin amacına dair ürettikleri o sinsi ve karanlık iftirayı (komplo teorisini) kendi kitlelerine "kesin bir gerçekmiş gibi" pazarladıklarını mühürler.

        Hâzâ (هَٰذَا)

        İbn Fâris, yakın işaret zamiridir (bu). "İşte bu iş / Bu Tevhid iddiası / Bu adamın yaptığı" diyerek; peygamberin getirdiği o tek tanrılı sistemi (vahdaniyeti) küçümsemek ve bu çağrının arkasında teolojik değil, gizli ve kokuşmuş dünyevi bir hedef aramak amacıyla kurguladıkları "tahkir ve itham" merkezini işaretler.

        Le Şey'un (لَشَيْءٌ)

        İbn Fâris, pekiştirme ve and bildiren "lâm" (le) edatı ile "ş-y-e" kökünden türeyen nekre (belirsiz) ismin birleşimidir. Ş-y-e kökünün sözlükte "kastedilen, amaçlanan, nesne ve durum" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Le şey'un" (kesinlikle bu öyle bir şeydir ki / öyle bir plandır ki) tamlamasının; o "Tevhid" davetinin ilahi bir vahiy değil, arkasında sinsi bir siyasi hesabın (şey/plan) yattığı mutlak bir komplo olduğunu iddia eden o müşrik feryadını nitelediğini belirtir.

        Yurâdu (يُرَادُ)

        İbn Fâris, "r-v-d" kökünün sözlükte "bir şeyi şiddetle arzu etmek, istemek, gidip gelerek bir şeyi talep etmek, kastetmek ve gizlice planlamak" anlamlarına geldiğini tespit eder. İf'al babındaki meçhul (edilgen) muzari fiil olan "yurâdu" (istenmektedir / tasarlanmış bir hedeftir / kurgulanmış bir plandır) eyleminin; müşrik elitlerin fıtratındaki o en iğrenç varoluşsal iftirayı; yani Muhammed'in "Lâ ilâhe illallah" derken aslında Allah'ı değil, "Mekke'nin siyasi liderliğini, krallığı ve elitlerin servetini" kurnazca talep ettiğini (murat ettiğini) iddia eden o kokuşmuş "kendi karanlığını peygambere yansıtma" hezeyanını nitelediğini belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edilgen fiili (yurâdu) ontolojik bir iftira ve güç psikolojisi olarak değerlendirir. "Şüphesiz bu, arkasında başka bir maksat yatan (yurâd) bir kurgudur" fermanının; hayatı sadece güç, para ve makam hırsından ibaret gören (mütekebbir) elit aklın, "karşılıksız ve saf bir ilahi daveti" (vahyi) asla idrak edememesini resmettiğini; onların Tevhidi salt bir "politik hegemonya projesi" olarak okuyarak, peygamberin kendi şahsi krallığını (iradesini) kurmak için dini kullandığını iddia ettiklerini ifade eder. Kibir, herkesi kendi gibi menfaatperest zanneder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, İslam akaidinde ve tefsir ilminde bu ayetin bağlamını açıklar. Müşriklerin (özellikle Ebu Cehil, Velid b. Muğire gibi "Mele'" mensuplarının) kendi içlerinde peygamberin dürüstlüğünü bilmelerine rağmen; "Eğer tek bir İlah olursa, bizim bütün siyasi, kabileci ve ekonomik ayrıcalıklarımız (âlihe) sıfırlanır; o zaman Kureyş'in tek lideri o olur" korkusuyla hareket ettiklerini; bu yüzden hakikati (Tevhidi) "gizli bir siyasi darbe planı" (şey'un yurâd) olarak manipüle edip kitleleri "batılda direnmeye" (vasbirû) çağırdıklarını aktarır. Yalan, kibrin en çaresiz barınağıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X