Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâd Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâd Sûresi, 2. Ayet

    بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Beli-lleżîne keferû fî ‘izzetin veşikâk(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “İnkâr edenler, bu uyarıya kulak verecekleri yerde, gurura kapılmış ve muhalefete düşmüşlerdir.”

      Rivayet edildiğine göre Ebû Tâlib hastalanmış, Hz. Peygamber (s.a.) de onu ziyarete gitmişti. Ebû Tâlib’in başucunda bir adamın oturacağı bir yer vardı, Ebû Cehil hemen yerinden kalkıp oraya oturdu. İçerde de Kureyş’in ileri gelenlerinden bir grup insan vardı. Onlar Ebû Tâlibe, ilâhlarımıza sataşıyor diye Hz. Peygamberi (s.a.) şikâyet ettiler. Ebû Tâlib dedi ki: Ey kardeşimin oğlu! Bu adamlardan ne istiyorsun? Hz. Peygamber (s.a.) şu karşılığı verdi: Amcacığım! Ben onlardan sadece bir cümle istiyorum, eğer onu kabul ederlerse bütün Araplar onlara uyacak, Arap olmayanlar da cizye ödeyecek. Ebû Tâlib; nedir o cümle? diye sorunca, Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: Lâ ilâhe illallâh! O zaman hemen Ebû Cehil atıldı: Bizim tanrılarımızı tek bir tanrı mı yapmak istiyor? İşte bu, âyette belirtilen ve onların gurura kapıldıklarını gösteren olaydır. Çünkü âyette şöyle denilmekteydi: İnkâr edenler, gurura kapılmış ve muhalefete düşmüşlerdir. Âyetteki gurura kapılmış (عزة) ifadesi hakkında bazıları şöyle dedi: İnatçılık yapıyor ve kabule yanaşmıyorlar. Bazıları da şöyle dedi: Taassup içindedirler ve gurura kapılmışlardır. “Hamiyyet” (الحمية) kelimesi, muhalefete ve taassuba kapılmak demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Gurura kapılmış ve muhalefete düşmüşlerdir. Denildi ki: Bu cümle, kibir ve inkâr duygusuna kapıldılar anlamına gelir. Buna taassup ve aykırı olmak mânası verildiği gibi, gaflet anlamı da verilmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Beli (بَلِ)

        İbn Fâris, kendisinden önce geçen bir yargıdan başka bir yargıya geçişi sağlayan (idrâb) ve önceki ifadeyi iptal edip asıl sebebi vurgulayan "hayır, aksine, bilakis" anlamındaki geçiş edatı olduğunu belirtir. Ayetin başındaki bu edatın, önceki ayette üzerine yemin edilen o sarsılmaz Kur'an'da veya elçide bir noksanlık olmadığını, kâfirlerin hakikati reddediş sebebinin metinden değil, bizzat kendi içsel hezeyanlarından kaynaklandığını niteleyen keskin bir teolojik köprü olduğunu kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatı (beli) ontolojik bir teşhis ve yüzleştirme olarak okur. Kur'an'ın şerefli ve uyarıcı (zî'z-zikr) kimliğine edilen yeminin ardından gelen "Aksine!" (beli) restinin; müşriklerin vahyi reddederken öne sürdükleri sözde rasyonel bahaneleri çöpe attığını ve "Hayır, sizin sorununuz metnin içeriğiyle değil, kendi hastalıklı psikolojinizledir" fermanını muhatabın yüzüne çarpan devasa bir felsefi tokat olduğunu ifade eder.

        Ellezîne (الَّذِينَ)

        İbn Fâris, eril çoğul varlıkları niteleyen ism-i mevsûl (o kimseler ki) edatıdır. O kokuşmuş kibre ve düşmanlığa saplanan kitleyi, mazeret üretmelerine imkân bırakmayacak bir netlikle, tarihsel ve sosyolojik bir blok halinde işaretler.

        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün sözlükte "bir şeyin üzerini örtmek, tohumu toprağa saklayan çiftçi, nimeti inkâr etmek ve gerçeği kasten gizlemek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Mazi (geçmiş zaman) çoğul fiil formundaki "keferû" (inkâr ettiler / üstünü örttüler) eyleminin; o kitlenin sıradan bir bilgisizlik (cehalet) içinde olmadığını, önceki ayetteki o şerefli ve ihtar dolu (zî'z-zikr) vahyin aydınlığını inatla, kibirle ve kasten "karanlığa gömme/örtbas etme" çabasını nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, küfr (k-f-r) kavramının, göz önünde parlayan bir hakikati (sıdkı) kendi menfaati veya kokuşmuş inancı uğruna yok saymak olduğunu söyler. Kur'an'ın "keferû" fermanı; o aklın metni anlamadığı için değil, anladığı halde ona boyun eğmeyi nefsine yediremediği için o "aktif nankörlük ve örtbas etme" (küfür) cürümünü işlediğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde küfrü (k-f-r) Cahiliye aklının en temel ontolojik reaksiyonu olarak inceler. İslam'ın varoluşsal aydınlığına (Kur'an'a) karşı, pagan/müşrik aklın dünyevi otonomisini kaybetmemek adına girdiği o devasa savunma mekanizmasının (hakikati kasten yalanlamanın) teolojik ve felsefi karşılığının bu kelimeyle mühürlendiğini tespit eder. Küfür, fıtratın hakikate karşı uyguladığı sansürdür.

        Fî (فِي)

        İbn Fâris, "içinde, dâhilinde, tam merkezinde" anlamına gelen mekân ve durum zarfıdır (harf-i cer). O inkârcı (kâfir) kitlenin, birazdan sayılacak olan o hastalıklı psikolojik durumlara (kibre ve düşmanlığa) sadece dışarıdan temas etmediğini, bilakis o zifiri karanlığın "bütünüyle içine gömülüp oraya hapsolduklarını" işaret eder.

        İzzetin (عِزَّةٍ)

        İbn Fâris, "a-z-z" kökünün sözlükte "güçlü olmak, boyun eğmemek, yenilmezlik, şiddet, katılık ve nadir bulunmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Nekre (belirsiz/kapsamlı) formda gelen "izzetin" (kibirde / boş bir gururda / taşkın bir güç zehirlenmesinde) kelimesinin; bu bağlamda ilahi bir şeref (izzet) değil, hakikate karşı burnu havada olma, kendi fani statüsünü putlaştırma ve ilahi uyarıya teslim olmayı zillet (alçaklık) sayan o "kokuşmuş felsefi kibri" nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, izzet (a-z-z) kavramının iki boyutu olduğunu söyler: Biri Allah'a ait olan ve aklı yücelten hakiki şeref; diğeri ise kâfirlerin içine düştüğü, onları körleştiren ve inada sürükleyen o "sahte büyüklük kuruntusu ve taşkın kibir" (izzet-i bâtıla). "Kâfirler bir izzet (kibir) içindedirler" fermanı; onların o sahte "gurur/güç" duvarlarının arkasına sığınarak vahyin şerefine boyun eğmekten kaçtıklarını ilan eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kavramı (izzet) sosyolojik bir okumayla değerlendirir. Ayetteki "izzetin" kelimesinin, Mekke aristokrasisinin (müşrik elitlerin) sahip olduğu o kabileci "statüko, servet ve iktidar şımarıklığını" (asabiyeti) resmettiğini; onların, yetim bir peygamberin getirdiği evrensel eşitlik ve tevhid mesajına uymayı kendi toplumsal "izzetlerine/onurlarına" (sosyolojik kibre) yediremedikleri için küfre saptıklarını belirtir. Hakikati reddettiren şey metnin zayıflığı değil, muhatabın (kâfirin) taptığı o yeryüzü tiranlığıdır.

        Ve Şikâkın (وَشِقَاقٍ)

        İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile "ş-k-k" kökünden türeyen masdarın birleşimidir. Ş-k-k kökünün sözlükte "bir şeyi ortadan ikiye yarmak, parçalamak, yırtmak, muhalefet etmek, haktan kopup tamamen zıt bir kutba savrulmak ve inatlaşmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Ve şikâkın" (ve devasa bir ayrılık/düşmanlık içinde) kelimesinin; o sahte kibrin (izzetin) pasif bir duygu olarak kalmayıp, hakikatin (peygamberin ve vahyin) tam karşısında konumlanarak, kâinatın varoluşsal ahengini "yırtan, bölen ve ona amansızca savaş açan" aktif bir ontolojik cepheleşmeyi (anarşiyi) nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, şikâk (ş-k-k) kavramının, iki tarafın birbirinden tamamen koparak her birinin farklı bir "şakka/parçaya/kutba" yerleşmesi ve aralarında hiçbir uzlaşma zemininin kalmaması olduğunu söyler. "Bir şikâk içindedirler" fermanı; kâfirlerin sadece inanmamakla yetinmediklerini, hakikatin o toplayıcı (Kur'an) yapısına karşı "kasıtlı, düşmanca ve inatçı bir bölünme/çatışma" hattı kurduklarını vurgular.

        Dücane Cündioğlu, dildeki bu iki kavramın (izzetin ve şikâkın) yan yana gelişini varoluşsal bir çöküş felsefesi olarak okur. "Kibir" (izzet) insanın kendi içindeki o feci şişkinliği ve körleşmeyi temsil ederken; "ayrılık/düşmanlık" (şikâk) bu körlüğün dışarıya yansıyan o şiddetli ve yıkıcı eylemini temsil eder. Kur'an'ın bu ayetle, karşı cephenin felsefi otopsisini çıkardığını; onların davasının hakikat arayışı değil, bütünüyle kendi egolarını (izzetlerini) korumak için ürettikleri bir "yıkıcılık ve inat" (şikâk) hezeyanı olduğunu ifade eder. İnkâr, kibrin doğurduğu bir düşmanlıktır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X