تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاًۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Secde Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: infak, ümit, secde 16, gece ibadeti, secde suresi, secde suresi 16. ayet, korku, rab, rızık
-
"Onlar, korkarak ve ümit ederek Rab’lerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar''
Yataklarından kalkarlar. Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre bu âyet Resûlullah’ın ashabı hakkında nâzil olmuştur. Fakat buna ilişkin farklı rivayetler bulunmaktadır. Bazı rivayetlerde bu âyetin Resûlullah’ın ashabının işçilerinden bir grup hakkında nâzil olduğu bildirilmiştir. Buna göre bu işçiler gündüz çalışmakta gece bastırdığında ise akşam ile yatsı arasında uzanıp yatıyorlardı. Bu âyet indiğinde bu davranıştan kaçındılar. Yine Enes’ten rivayet edildiğine göre işçilerin akşam ile yatsı arasında namaz kıldıkları rivayet edilmiştir. Dolayısıyla âyet onlar hakkında inmiştir. Eğer durum böyleyse âyetin inişi onlara yönelik güzel övgü mânası taşır. Eğer ilk rivayette bildirilen durum sebebiyle inmişse âyet, bu davranışın nehyedilmesi ve kınanması mânası taşır. Müfessirler bu İlâhî beyanın yorumuna dair farklı görüşler ileri sürmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Bu beyan, akşam ile yatsı arasında uyanık olma ve namaz kılmaya işaret eder. Bir kısmı şöyle demektedir: Bu beyan, yatsı ve sabah namazı kılmak için yataklardan kalkmaya işaret eder. Bazıları şöyle demektedir: Bu beyan, Allah’ı anmak için yataklardan kalkarlar demektir. Her uyandıklarında Allah’ı anarlar. İster namazda, ister ayakta ve isterse oturarak olsun. Ve Allah’ı anmaya da devam ederler. Bazıları şöyle demektedir: Yataklarından kalkarlar. Gece kalkmak ve bu vakitte namaz kılmak demektir. Bu en uygun yorumdur. Çünkü Cenâb-ı Hak yataklarından buyurmuştur. Yataklardan kalkmak ancak insanın yatakta olduğu bir vakitte olur. İşte bu vakitte güzel övgüye lâyık olunur. Çünkü gece gaflet ve uyku vaktidir. Diğer vakitler ise böyle değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Ebû Avsece şöyle demiştir: “Tetecâfâ cünûbuhum” yani yanlarını yere koymazlar demektir. Bir kimse yerde uzanıp uyumadığında “tecâfâ cenbî” denilir. Yine “câfeytü cenbî” denilir. Yani yan tarafımı yere koymadım. İbn Kuteybe şöyle demiştir: “Tetecâfâ” yani yerden yüksek olmak demektir.
Onlar, korkarak ve ümit ederek Rab’lerine ibadet ederler. Âyetin metninde Rab’lerine dua ederler anlamında “yed‘ûne” fiili kullanılır ki bu rablerine ibadet ederler demektir. Bu beyan hakikat anlamı itibariyle dua mânasına da gelebilir. Korkarak ve ümit ederek. Bazıları şöyle demiştir: Korkarak. Yani Allah’ın azabından korkarak. Ümit ederek. Yani Allah’ın rahmetini ümit ederek. Bu beyan şu mânaya da gelebilir: Korkarak. Yani ibadette eksiklik yapmaktan korkmaktadırlar. Ümit ederek. Yani bağışlanmakta Allah’ın lütfunu ümit etmektedirler. İşte bu şekilde müminin işi korku ile ümit arasındadır. Bir eksiklik yapmaktan korkar ve O’nun lütfunu ümit eder. Hasan-ı Basrî’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle demiştir: Yüce Rabb’iniz buyurdu ki: İzzetim ve yüceliğim hakkı için kulumda iki korku ve iki emniyet halini bir araya getirmem. Kul dünyada benden korkarsa kıyâmet günü onu emin kılarım. O, dünyada benden emin olursa kıyâmet günü onu korkuturum. Sonra O, onlar, korkarak ve ümit ederek Rab’lerine ibadet ederler meâlindeki İlâhî beyanı okumuştur. Mûtezile’nin görüşüne göre onlar emin olarak ve ümitsizlik içerisinde Rab’lerine dua ederler. Onlar belirtildiği gibi korku ve ümit içerisinde dua etmezler. Çünkü onlar ya büyük günah veya küçük günah işleyen kimselerdir. Eğer küçük günah işleyen kimselerse Mûtezile’nin görüşüne göre cezadan emin olurlar. Çünkü onların görüşüne göre Allah’ın küçük günahtan dolayı kişiyi azap etmesi mümkün değildir. Eğer onlar büyük günah işleyen kimselerse bunlar Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş olurlar. Zira Mûtezile’ye göre Allah’ın bu kimseleri bağışlaması mümkün değildir. Dolayısıyla Mûtezile’nin görüşü âyetin zahirine aykırıdır.
Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Bunun, farz olan zekât olması da nafile sadaka olması da mümkündür. Bu beyanın şu mânaya gelmesi de mümkündür: Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden. Yani verdiğimiz güç ve sağlam vasıtalardan. Allah için harcarlar. Yani bunlarla amel ederler. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Tetecefâ (تَتَجَافَى)
Arapça "c-f-v" veya "c-f-y" (cim, fe, vav/ye) kökünden türeyen, tefâ'ul babında muzari bir fiildir. Uzaklaşmak, ayrılmak, bir şeye yapışmaktan kaçınmak ve mesafeli durmak anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyden uzaklaşmak, ona bitişik olmamak, ondan yüz çevirmek ve araya mesafe koymak" olduğunu belirtir. Kök, fiziksel bir ayrışmayı veya bir şeye tutunmayı reddetme halini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "cefâ" kavramını bir şeyin bulunduğu yerden uzaklaşması veya kopması olarak açıklar. Ayette "tetecefâ" fiilinin kullanılması, inananların bedenlerinin (yanlarının) yataklarından ayrılmasını, uykuya ve rahata olan doğal eğilime karşı iradi, bilinçli ve fiziki bir kopuşu (uzaklaşmayı) ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ibadet ve kulluk semantiğinde bu kelimeyi analiz eder. Gecenin karanlığında yataklardan "uzaklaşma" eylemi, sadece bedensel bir hareket değil; insanın dünyevi rahatı ve uykuyu (bedensel hazzı), ilahi olanla kurulacak manevi iletişime feda etmesini simgeleyen ontolojik bir uyanıklık halidir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki retorik gücüne dikkat çeker. "Kalkarlar" gibi sıradan bir eylem yerine "tetecefâ" (zorlanarak da olsa çekilip uzaklaşırlar) fiilinin seçilmesi, uykunun bedeni çeken ağır yerçekimine karşı, ruhun yukarıya (Allah'a) doğru sergilediği şiddetli ve gayretli çekilişi tasvir eden eşsiz bir belagat örneğidir.
Cunûbuhüm (جُنُوبُهُمْ)
Arapça "c-n-b" (cim, nun, be) kökünden türeyen "cenb" kelimesinin çoğulu ve onlara ait olan "hüm" zamirinden oluşur. Yanlar, böğürler, taraflar ve bedenin yan kısımları anlamlarına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl manasını "bir şeyin yan tarafı, kıyısı veya bir şeyi bir kenara itmek, ondan kaçınmak" olarak tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, "cenb" kelimesinin insan bedeninin yan tarafını ifade ettiğini belirtir. Kur'an'ın edebi üslubunda bedenin bir parçasının zikredilerek bütünün kastedildiği (mecaz-ı mürsel) veya doğrudan eylemle ilişkili organın öne çıkarıldığı kullanımlara dikkat çeker. Yatakla doğrudan temas eden bölge bedenin "yan" kısımları olduğu için, uykunun terk edilişi bu organ üzerinden somutlaştırılmıştır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki fizyolojik ve psikolojik bağlama vurgu yapar. İnsanın en savunmasız ve rahata en çok teslim olduğu an, bedenin "yan" üstü yatağa uzandığı andır. Bu kelimenin zikredilmesi, insanın kendi biyolojik konfor alanını, Yaratıcısı ile baş başa kalmak için aktif bir şekilde bozmasını ve fedakarlığın bedensel boyutunu ifade eder.
el-Medâci' (الْمَضَاجِعِ)
Arapça "d-c-a" (dad, cim, ayn) kökünden türeyen "madca'" ism-i mekânının çoğuludur. Yatılacak yerler, yataklar, döşekler ve istirahat mahalleri anlamlarına gelir.
İbn Fâris, kök anlamının "bir kişinin veya canlının yanını yere koyarak uzanması, yatması" olduğunu belirtir. "Madca'", bu uzanma eyleminin gerçekleştiği mekân veya nesnedir.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin kökeninde bedeni yere veya yatağa bırakma eylemi olduğunu ifade eder. Çoğul formda (medâci') gelmesi, insanın dinlendiği, uyuduğu ve dünyevi yorgunluğunu attığı her türlü konforlu alanı ve istirahatgahı kapsar.
Dücane Cündioğlu, kelimeyi mekânın ontolojisi bağlamında okur. "Medâci'" (yataklar), insan bedeninin dünyaya, toprağa ve yataylığa (gaflete/uykuya) en çok yaklaştığı yerdir. Müminin geceleyin yatağından uzaklaşması (tetecefâ), bu yataylıktan dikey bir ontolojik boyuta (kıyama/dua haline) geçişini, dünyevi ağırlıklardan sıyrılarak ruhsal bir yükselişe geçmesini sembolize eder.
Yed'ûne (يَدْعُونَ)
Arapça "d-a-v" veya "d-a-y" (dal, ayn, vav/ye) kökünden türeyen muzari bir fiildir. Çağırmak, seslenmek, dua etmek, davet etmek ve yardım istemek anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinin "sesi birine doğru yöneltmek, onu kendine çekmek veya ondan bir talepte bulunmak amacıyla nida etmek" olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, çağırma eylemi ile "dua" kavramı arasındaki teolojik farkı belirtir. İnsanın Allah'ı "çağırması" (dua), salt bir sesleniş değil; kendi acziyetini, fakrını ve eksikliğini itiraf ederek, mutlak kudret sahibinden inayet, merhamet ve yardım dilemesidir. Dua, kulun Allah'a sunduğu varoluşsal bir arzuhaldir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişim modelinde "dua" eylemini, Allah (Rabb) ile insan (Abd) arasındaki dikey ilişkinin en dinamik ve samimi formu olarak analiz eder. Gece vakti yatakların terk edilerek yapılan bu çağrı (yed'ûne), İslami tevhitte Allah'ın uzak, sessiz ve ulaşılamaz bir tanrı (deizm) değil, kulunun fısıltısını dahi işiten, iletişim kurulabilir, "yakın" bir Yaratıcı olduğunun ontolojik kanıtıdır.
Havfen (خَوْفًا)
Arapça "h-v-f" (hı, vav, fe) kökünden türeyen bir masdardır. Korkmak, endişe duymak, ürpermek ve çekinmek anlamlarına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl manasını "istenmeyen, hoşa gitmeyen veya zarar verecek bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı kalpte duyulan panik ve beklenti hali" olarak tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını bilgiye ve belirtilere dayanan, akli bir endişe olarak tanımlar. Allah'a yönelik "havf", O'nun zatından duyulan irrasyonel bir dehşet veya panik değil; O'nun mutlak adaletinden, sınırlarını aşmaktan ve kendi günahlarının sonucunda ilahi cezayla karşılaşmaktan duyulan derin, saygılı ve bilinçli bir çekinmedir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, İslam ahlakı ve tasavvuf geleneğinde bu kavramın yerini "havf ve recâ" (korku ve ümit) dengesi içinde açıklar. Müminin gece duasındaki korkusu (havf), onu ibadete, tevbeye ve uyanıklığa sevk eden yapıcı ve dinamik bir psikolojik motiftir; kişiyi ümitsizliğe veya pasifliğe düşüren bir korku (cebânet) değildir.
Tama'an (طَمَعًا)
Arapça "t-m-a" (tı, mim, ayn) kökünden türeyen bir masdardır. Güçlü bir şekilde arzu etmek, ummak, şiddetle istemek ve göz dikmek anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinin "nefsin, elde edilmesi mümkün olan bir şeye doğru şiddetle yönelmesi ve ona bağlanması" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tama'" kelimesini, insanın ulaşabileceğini düşündüğü bir nimete karşı kalbinde hissettiği derin çekim ve arzu olarak açıklar. "Havf" (korku) ile birlikte kullanıldığında bu kelime, Allah'ın rahmetine, affına ve sonsuz lütuflarına duyulan dizginlenemez ümidi ve beklentiyi (recâ) ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müminin gece ibadetindeki psikolojik altyapıyı bu iki zıt kavram üzerinden analiz eder. Dua eden kişinin iç dünyası, "acaba amellerim kabul edilmez veya günahlarım yüzünden helak olur muyum?" şeklindeki "havf" ile "Rabbimin merhameti sonsuzdur, beni bağışlar" şeklindeki "tama'" arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. Bu diyalektik gerilim, imanı diri tutan ve kulu sürekli bir yöneliş içinde bırakan temel varoluşsal motordur.
Razaknâhüm (رَزَقْنَاهُمْ)
Arapça "r-z-k" (ra, ze, kaf) kökünden mazi fiil ve birinci çoğul şahıs ("biz") ile onlara ait "hüm" (onları/onlara) zamirinden oluşur. Rızık verdik, ihsan ettik, paylaştırdık, rızıklandırdık anlamlarına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir kişiye verilen belli bir pay, sürekli bağış ve ondan faydalanılan hisse" olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "rızk" kavramının sadece yiyecek, içecek veya maddi servetle sınırlı olmadığını; insanın hayatını sürdürdüğü, fayda sağladığı ve geliştiği her türlü maddi ve manevi (ilim, iman, sağlık) donanımın rızık kapsamına girdiğini belirtir. "Biz onlara rızık verdik" vurgusu, sahip olunan her şeyin asıl kaynağının (Rezzâk) Allah olduğunu itiraf etmektir.
Arthur Jeffery, kelimenin Arap dilindeki köklü varlığının yanı sıra, Orta Farsça (Pehlevice) "rōzîg" (günlük yiyecek, tayın, nasip) kelimesiyle olan etimolojik bağına dikkat çeker. Kur'an'ın, bu köklü Ortadoğu terminolojisini alarak, onu insanın evrendeki mülkiyet iddiasını yıkan ve her türlü nimetin Mutlak Verici'den (Allah'tan) gelen bir tahsisat/emanet olduğunu bildiren ontolojik bir kavrama dönüştürdüğünü ileri sürer.
Gabriel Said Reynolds, "rızk" kavramını Kur'an'ın etik sistemi içinde okur. Varlığın "Allah'ın verdiği rızık" (mimmâ razaknâhüm) olarak tanımlanması, bir sonraki eylem olan "infak" (harcama) için zorunlu bir ahlaki zemin oluşturur. Servet insanın kendi mutlak mülkü değilse, o halde gerçek Sahibinin istediği yerlere harcanması mantıksal ve teolojik bir zorunluluktur.
Yunfikûn (يُنْفِقُونَ)
Arapça "n-f-k" (nun, fe, kaf) kökünden if'âl babında türeyen muzari fiildir. Tüketmek, harcamak, elden çıkarmak, malı sarf etmek ve infak etmek anlamlarına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının "bir şeyin tükenmesi, geçip gitmesi, eksilmesi veya bir yerden çıkıp başka bir yere yönelmesi" olduğunu belirtir. İf'âl babındaki formu, kişinin kendi isteğiyle malını elden çıkarması ve onu harcamasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "infak" kavramını sadece sıradan bir harcama değil, Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla maldan, servetten veya sahip olunan herhangi bir nimetten başkaları lehine feragat etmek olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyo-ekonomik ahlakında "infak" kavramını Cahiliye dönemi uygulamalarıyla karşılaştırır. İslam öncesi Arap toplumunda mal, kabile gücünün göstergesi olarak istiflenir veya şan/şöhret için gösterişli bir şekilde saçılıp savrulurken; Kur'an "infak" kavramıyla servetin toplumsal adaleti sağlamak ve ilahi rızaya ulaşmak için sessizce ve ahlaki bir sorumlulukla yeniden dağıtılmasını emretmiştir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fıkıh ve ahlak ilminde infakın kapsamını açıklar. Zekât gibi farz olan harcamalardan, sadaka gibi nafile olan tüm yardımlaşma türlerine kadar geniş bir yelpazeyi ifade ettiğini aktarır. Ayetteki "yunfikûn" fiilinin muzari (şimdiki/geniş zaman) kalıbında gelmesi, inananların bu harcamayı ara sıra yapılan rastgele bir eylem olarak değil, ahlaki bir karakter ve sürekli bir yaşam tarzı (süreklilik arz eden bir fiil) haline getirdiklerini tefsir geleneğine dayanarak vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla