Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 53. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 53. Ayet

    وَقَدْ كَفَرُوا بِه۪ مِنْ قَبْلُۚ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekad keferû bihi min kabl(u)(s) veyakżifûne bilġaybi min mekânin be’îd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      53. “Daha önce onu inkâr etmişlerdi, gayp hakkında da uzak bir yerden atıp tutuyorlardı.”

      54. “Artık kendileriyle arzuladıkları arasına bir set çekilmiştir; tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü onlar sürekli şaşkınlığa iten bir kuşku içindeydiler.”


      Daha önce onu inkâr etmişlerdi, gayp hakkında da uzak bir yerden atıp tutuyorlardı. Bazıları şöyle demiştir: En doğrusunu Allah bilir ya, bu beyanın mânası şudur: Onlar bu dünyadayken âhireti yalan sayıyor ve gaybı inkâr ediyorlardı. Onlar şöyle diyorlardı: Yeniden diriliş, hesap, cennet ve cehennem yoktur. İşte bu onların uzaktan atıp tutmalarıdır. İbn Mesûd’un mushafında şöyledir: Onlar gayp hakkında atıp tutuyorlar ve zanna dayanarak görüş belirtiyorlardı. Bazıları şöyle demiştir: Gayp hakkında atıp tutuyorlardı. Yani onlardan uzak olan bir yerden imanı dile getiriyorlardı. Halbuki artık bu onlardan kabul edilmez. Azabın gelmesiyle iman artık onlardan uzaklaşmıştır. Artık iman etmeye güç yetiremezler.

      Artık kendileriyle arzuladıkları arasına bir set çekilmiştir. Onlara azabın inmesi veya onların azabı görmesinden sonra artık onlarla arzuladıkları tövbenin kabul edilmesi ve iman etmek arasına set çekilmiştir. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. O şöyle buyurmaktadır: Bunlardan önce geçmiş ümmetlerden onların öncülerine azap edilmesi gibi. Çünkü onlar bir kuşku içindeydiler. Azap veya yeniden dirilme ve kıyâmet hakkında. Sürekli şaşkınlığa iten. Bazıları şöyle demiştir: Artık kendileriyle arzuladıkları arasına bir set çekilmiştir. Aile, mal ve dünya hayatının güzellikleri gibi arzuladıkları servet ve hoşnutluk. Bazıları gayp hakkında da körü körüne atıp tutuyorlardı meâlindeki âyet hakkında şöyle demiştir: Bu onların “o sihirbazdır, şairdir ve kâhindir” şeklindeki sözleridir.

      Artık kendileriyle arzuladıkları arasına bir set çekilmiştir. Bu beyan, müfessirlerin belirtmiş olduğumuz farklı görüşlerine göre anlaşılması muhtemeldir. Bazıları şöyle demiştir: Onlarla iman ve tövbe arasında. Bazıları şöyle demiştir: Onlarla dünyadaki şehevî arzuları arasında. Fakat eğer iman ve tövbe mânasında ise, onlarla iman ve tövbenin kabulü arasına set çekilmiş demektir. Yoksa iman veya tövbe fiilini yerine getirmişlerdir. Eğer şehevî arzular mânasında ise, hakikat mânasına göre bu fiil ile onlar arasına set çekilmiş demektir. Müfessirlerin bir kısmının söylediği gibi eğer Kâbe’nin yıkılması mânasında ise yine beyanın anlamı hakikat olarak anlaşılır. En doğrusunu Allah bilir.

      Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Ebû Avsece şöyle demiştir: Bi eşyâ‘ihim benzerlerine demektir. En doğrusunu Allah bilir ya, yalanlama ve inkâr konusunda onların benzerleri mânasına gelir. Bazıları şöyle demiştir: Bu, adamın taraftarları mânasına gelir.

      Onlar sürekli şaşkınlığa iten bir kuşku içindeydiler. Bazıları şöyle demiştir: Onlar bir kuşku içindeydiler. Azabın kendi başlarına gelmeyeceği konusunda. Bazıları şöyle demiştir: Onlar bir kuşku içindeydiler. Yeniden diriliş ve ölümden sonra tekrar diriltme konusunda. Onların kuşku duymaları yok olup kül olduktan sonra yeniden dirilişi uzak görmeleri sebebiyledir. Bu açıdan yeniden dirilişi inkâr etmişlerdir. Ayrıca onlar, varlığın yaratılmasını sonu bakımından bir neticeye ve hikmete dayalı görmedikleri için bu konuda kuşkuya düşmüşlerdir. En doğrusunu Allah bilir. Denildi ki: “eş-Şekk", yani şüphe kalptedir. Eğer bu durum dilde ortaya çıkarsa buna “er-rayb” denilir. Onların kalplerinde şüphe vardı ve bu durum dillerinde de görünür olmuştu. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        keferû (كَفَرُوا)

        Kök harfleri: k-f-r

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temelinde "örtmek, gizlemek ve üstünü kapamak" anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dini terminolojide hakikati reddetmek ve nimeti örtmek (nankörlük) olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki kelime ağında "küfür" kavramının sadece zihinsel bir inançsızlık değil, ilahi otoriteye karşı aktif ve inatçı bir başkaldırı (isyan) hali olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "oysa daha önce inkar etmişlerdi" (kad keferû... min kabl) vurgusunun barındırdığı psikolojik ve eskatolojik (ahirete dair) çelişkiye dikkat çeker. Müşriklerin ahiretteki o ani iman çığlıkları, dünyadaki o uzun, bilinçli ve sistematik "inkar/küfür" geçmişleriyle (suç dosyalarıyla) çarpışarak ilahi mahkemede tamamen geçersiz (batıl) kılınır.

        kablu (قَبْلُ)

        Kök harfleri: k-b-l

        İbn Fâris, k-b-l kökünün "yönelmek, ön taraf, yüzleşmek ve zamansal olarak önce/ileride olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. "Ba'd" (sonra) kelimesinin zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "kabl" kavramının zaman, mekan veya statü bakımından bir başkasından öne geçmeyi, geçmişte kalmayı ifade ettiğini söyler. Ayette bu kelime, imtihan fırsatlarının henüz tükenmediği, iradenin özgür olduğu o geride kalmış "dünya hayatı" zaman dilimini (geçmişi) keskin bir biçimde imler.

        yakzifûne (يَقْذِفُونَ)

        Kök harfleri: k-z-f

        İbn Fâris, k-z-f kökünün "bir şeyi güçlü bir şekilde atmak, fırlatmak, çarpmak ve şiddetle hedefe yöneltmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kazf" eyleminin hedefe yönelik isabetli, uzaktan ve sarsıcı bir atış olduğunu ifade eder. Dücane Cündioğlu, bu kelimenin ayetteki bağlamında taşıdığı absürtlüğe (ironiye) dikkat çeker. "Kazf" eylemi normalde isabetli ve yıkıcı bir atışı (örneğin hakikatin batılı parçalamasını) ifade ederken; müşriklerin dünyadayken peygambere ve vahye karşı ürettikleri iftiralarla (sihirbaz, mecnun diyerek) sadece körlemesine "atıp tutmuşlar", karanlığa taş "fırlatmışlardır" (yakzifûne). Hakikate karşı yapılan bu beşeri atış mutlak bir sapmadır.

        bil-ğaybi (بِالْغَيْبِ)

        Kök harfleri: ğ-y-b

        İbn Fâris, ğ-y-b kökünün "gözden kaybolmak, örtülmek ve duyusal idrakin dışında kalmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gayb" kavramının insanın duyusal ve rasyonel algı sınırlarını bütünüyle aşan, sadece ilahi bilgiyle ulaşılabilecek metafiziksel alanlar (ahiret, melekler, vahyin kaynağı) olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "kazf" ve "gayb" kelimelerinin birleşimiyle oluşan "yakzifûne bil-ğayb" deyiminin Arapçadaki sosyo-dilbilimsel karşılığını analiz eder. Bu ifade, "bilinmeyene/karanlığa taş atmak, aslı astarı olmayan konularda desteksiz atmak, körlemesine iftira uydurmak" demektir. Müşrikler dünyadayken hakkında hiçbir şey bilmedikleri metafiziksel gerçekler ve peygamberin niyeti hakkında sadece asılsız zanda bulunmuşlar, cehaletlerini kibirleriyle örtmeye çalışmışlardır.

        mekânin (مَكَانٍ)

        Kök harfleri: k-v-n

        İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, meydana gelmek, oluşmak ve bir hal üzere bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir. "Mekân", varlığın içinde gerçekleştiği, eylemin meydana geldiği yer, uzay ve konum anlamına gelen ism-i mekândır. Râgıb el-İsfahânî, mekânın varlığın yer kapladığı ve durduğu konum olduğunu ifade eder.

        ba'îdin (بَعِيدٍ)

        Kök harfleri: b-a-d

        İbn Fâris, b-a-d kökünün "yakınlığın (kurb) zıddı olarak mesafe, uzaklık ve ayrılık" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bu'd" kavramının mekansal, zamansal veya statü bakımından erişilmez bir uzaklığı ifade ettiğini kaydeder. Angelika Neuwirth, ayetin sonundaki "uzak bir yer" (mekânin ba'îd) tamlamasının edebi ve teolojik işlevini analiz eder. Bu uzaklık, sadece fiziksel bir mesafe değildir; müşriklerin dünyadayken ürettikleri o kof iftiraların ve inkarın, hakikatin (vahyin) merkezinden ne kadar kopuk olduğunu gösterir. Onların argümanları, hiçbir zaman gerçeğin yakınına bile yaklaşamamış, ontolojik ve epistemolojik olarak "çok uzak bir yerden" atılmış, hedefi bulması imkansız olan karavanalar olarak kalmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X