وَقَالُٓوا اٰمَنَّا بِه۪ۚ وَاَنّٰى لَهُمُ التَّنَاوُشُ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 52. Ayet
Daralt
X
-
‘Artık ‘ona inandık’ diyecekler; ama (dünyaya) bu kadar uzak bir yerden (kurtarıcı bir imana) kavuşmak ne mümkün!
‘Artık ona inandık’ diyecekler. Bu, şu beyan gibidir: "Azabımızı gördüklerinde, ‘Allah’ın birliğine inandık’ dediler”. Yine bu beyan Firavun’un boğulma anında söylediği şu sözler gibidir: “Elbette inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş!". Buna benzer beyanlar bu söz gibidir.
Ama (dünyaya) bu kadar uzak bir yerden (kurtarıcı bir imana) kavuşmak ne mümkün! O şöyle buyurmaktadır: Bu kadar uzak bir yerden almak. Bazıları şöyle demiştir: Uzak bir yerden. Onlar geri dönmek suretiyle uzak bir yerden ona kavuşmak istediler. Dediler ki: Âhiretten dünyaya dönmek istediler. Bazıları şöyle demiştir: Yani söz konusu vakitte onların iman etmeleri mümkün değildir. Zira onlar “daha önce onu inkâr etmişlerdi”. Onlar bolluk ve refah durumundayken iman etmemişlerdi. Bazıları şöyle demiştir: Uzak bir yerden. Yani elde edilemeyecek ve gerçekleşmesinin mümkün olmadığı bir yerden. İşte bu, “uzak” olarak beyan edilmiştir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Onlara çok uzaktan sesleniliyor”. Yani bunun hiç gerçekleşmeyeceği bir yerden. Burada hakikat mânasında bir mekân murat edilmemiştir. Katâde şöyle demiştir: Bu durum, ölüm anında ve kendilerine azabın inmesi sırasında olmaktadır. Bu anı yaşayan herkes mutlaka iman etmekte ve imanı temenni etmektedir. Fakat bu kendilerine bir fayda vermemektedir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Rabb’inden bazı işaretler geldiği gün iman etmesi fayda sağlamaz”, belirtildiği üzere durum böyledir.
“Tenâvüş” kelimesi, müfessirlerin çoğuna göre alıp elde etmek (tenâvül) demektir. Bazıları “geri dönmek" mânasına geldiğini söylemiştir. Çünkü söz konusu kimseler dünyaya geri dönmek istemişlerdir. Ebû Avsece şöyle demiştir: “Tenâvüş”, uzak bir yerden almak demektir. Yakın bir yerden almak demek değildir. İbn Kuteybe şöyle demektedir: Kavuşmak ne mümkün! Ulaşmak istedikleri şeyi alıp elde etmeleri ve talep ettikleri tövbeye, böyle uzak bir yerden ve tövbelerin kabul edilmediği bir yerden, ulaşmaları artık mümkün değildir. Ebû Muâz ve Zeccâc şöyle demiştir: “en-Neş" Arap dilinde talep demektir. Dersin ki: “Neeştü ileyhi", yani ondan talep ettim. Fakat bu, “Tenâvüş” kelimesiyle aynı kalıptan değildir.
Yorumu Yorumla
-
kâlû (قَالُوا)
Kök harfleri: k-v-l
İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan, anlamsız sesten farklı olarak; belirli bir inanç, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, azapla yüzleşen müşriklerin o dehşet anında sese dönüştürdükleri bu söz (kavl), dünyadaki kibirli reddiyelerinin tam zıddı olan ve mutlak bir çaresizlikten doğan ani bir ikrar (kabullenme) beyanıdır.
âmennâ (آمَنَّا)
Kök harfleri: e-m-n
İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun ve paniğin zıddı olan mutlak güvenlik, emniyet ve sükunet" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" eylemini, kalbin şüphelerden arınarak bir hakikate tasdik ve güvenle teslim olması olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki ve psikolojik kelime ağında "iman" kavramının zamanlamasına dikkat çeker. İzutsu'ya göre ayetteki "İman ettik" feryadı, kişinin özgür iradesiyle ve ahlaki bir seçimle Allah'a yönelmesi değil; ölüm veya kıyamet dehşeti (feza') karşısında ontolojik bir yok oluştan kurtulmak için sığınılan sahte ve geçersiz bir "güvenlik" (emn) arayışıdır.
bihî (بِهِ)
Arapçada "ona" anlamına gelen harf-i cer ve zamir birleşimidir. İmanın yöneldiği nesneyi (Kur'an'a veya Allah'a) ifade eder. Müşrikler dünyadayken "sihir, yalan, iftira" diyerek reddettikleri hakikate, iş işten geçtikten sonra işaret ederek teslimiyet bildirirler.
ennâ (وَأَنَّىٰ)
Kök harfleri: e-n-y
Arapçada "nasıl, nereden, ne gezer" anlamlarında kullanılan, imkansızlık ve taaccüb (şaşkınlık) bildiren bir soru edatıdır. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın bir şeyin durumunun veya mekanının akıl almazlığını sorgulamak için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "ve ennâ lehum" (Onlar için ne mümkün!) kalıbının, müşriklerin geç kalmış iman iddialarına karşı ilahi anlatıcının (Kur'an'ın) verdiği son derece alaycı ve reddedici bir istifham-ı inkârî (retorik inkar) olduğunu analiz eder. Bu edat, onların kurtuluş taleplerini ontolojik olarak imkansız kılar.
et-tenâvuşu (التَّنَاوُشُ)
Kök harfleri: n-v-ş
İbn Fâris, n-v-ş kökünün "bir şeyi uzanıp kolayca almak, yakında olan bir nesneyi zahmetsizce tutmak ve çekmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tenâvuş" eyleminin, kişinin elini uzatarak kendisine yakın olan bir şeyi hafifçe kavraması ve elde etmesi olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin merkezindeki bu olağanüstü edebi metaforu tahlil eder. Müşrikler, dünyadayken kendi ellerinin altındaki, onlara şah damarından daha yakın olan o kolay hakikati (imanı) kibirle itmişlerdir. Şimdi ise ahiretin dehşeti içinde, sanki masadan bir bardak suyu alıyormuşçasına o imana "kolayca uzanıp tutuvereceklerini" (tenâvuş) sanmaktadırlar. Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı trajik ironiye vurgu yapar; tenâvuş, "yakın mesafeden zahmetsizce alma" eylemiyken, müşrikler bunu "en uzak mesafeden" yapmaya çalışarak mantıksal ve fiziksel bir absürtlük (paradoks) sergilemektedirler.
min (مِنْ)
Arapçada "den/dan, itibaren" anlamlarına gelen ve başlangıç noktası bildiren harf-i cerdir. Uzanıp alma eyleminin yapılmaya çalışıldığı o imkansız konumu işaret eder.
mekânin (مَكَانٍ)
Kök harfleri: k-v-n
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, meydana gelmek, oluşmak ve bir hal üzere bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir. "Mekân", varlığın içinde gerçekleştiği, eylemin meydana geldiği yer ve uzay anlamına gelen ism-i mekândır. Râgıb el-İsfahânî, mekânın varlığın yer kapladığı ve durduğu konum olduğunu ifade eder.
ba'îdin (بَعِيدٍ)
Kök harfleri: b-a-d
İbn Fâris, b-a-d kökünün "yakınlığın (kurb) zıddı olarak mesafe, uzaklık ve ayrılık" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bu'd" kavramının mekansal, zamansal veya statü bakımından erişilmez bir uzaklığı ifade ettiğini kaydeder. Angelika Neuwirth, bir önceki ayetteki "yakın bir yer" (mekânin karîb) ifadesiyle bu ayetteki "uzak bir yer" (mekânin ba'îd) tamlaması arasındaki muazzam eskatolojik kontrastı analiz eder. İlahi adalet ve azap, onları kaçamayacakları kadar "yakın" bir yerden kıskıvrak yakalamışken; onların tövbe etmeye, iman etmeye ve kurtuluşa uzanmaya çalıştıkları dünya hayatı (sınav alanı) artık zaman ve mekan olarak geri dönülemez, telafi edilemez bir biçimde "çok uzak" (ba'îd) bir boyutta kalmıştır. Sınav kağıdı çoktan teslim edilmiştir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla