Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 48. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 48. Ayet

    قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَقْذِفُ بِالْحَقِّۚ عَلَّامُ الْغُيُوبِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul inne rabbî yakżifu bilhakki ‘allâmu-lġuyûb(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      48. ”De ki: Kuşkusuz Rabb’im gerçeği ortaya koyar; O, gayplar âlemini hakkıyla bilmektedir.”

      49. “De ki: Hak gelmiştir; bâtıl ne yeni bir şey var edebilir, ne de eskiyi geri getirebilir.”


      De ki: Kuşkusuz Rabb’im gerçeği ortaya koyar. Bu beyan farklı mânalara gelir. Gerçeği ortaya koyar. Yani hakikate göre hüküm verir. Veya gerçeği ortaya koyar. Yani vahiyle konuşur ve bu vahyi ilkâ eder. O, gayplar âlemini hakkıyla bilmektedir. İnsanların bilgi vasıtalarının dışında kalan her âlemi. Bunu başka yerlerde açıkladık.

      De ki: Hak gelmiştir; bâtıl ne yeni bir şey var edebilir, ne de eskiyi geri getirebilir. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Taptıkları putlar ne yeni bir nesne var edebilirler ne de eskiyi geri getirebilirler. Yani bunlar ne bir nesne yaratabilirler ne bir ölüyü diriltebilir ne de bir diriyi öldürebilirler. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Ölüm, hayat ve ölümden sonra yeniden diriliş de onların ellerinden gelmez”. Bazıları şöyle demiştir: Şeytan yaratmayı başlatamaz ki onları yaratmış olsun ve o onları âhirette yeniden yaratamaz ki ölümden sonra onları diriltebilsin. Bilakis bunları yapan Allah’tır. Bu beyan şu mânaya da gelebilir: De ki: Hak gelmiştir. Yani hakikatin kesin delilleri. Bâtıl ne yeni bir şey var edebilir. Bâtıl olanın ortaya koyduğu deliller. Yani bâtıl olanın delil diye ortaya konan şüpheleri ortadan kalkıp yok olmuştur. Buna göre De ki: Kuşkusuz Rabb’im gerçeği ortaya koyar İlâhî beyanı şu mânaya gelebilir: Yani hakikatin kesin delillerini ortaya koyar. O, gayplar âlemini hakkıyla bilmektedir. Yani hakikatin kesin delillerini bâtılın şüphelerinden ayırıp hakkıyla bilendir.

      De ki: Kuşkusuz Rabb’im gerçeği ortaya koyar; O, gayplar âlemini hakkıyla bilmektedir. Bazıları şöyle demiştir: Bu başka bir âyet-i kerîmede bildirilen durumdur; “Bilakis biz, hakkı bâtılın başına atarız da onun işini bitirir; bir de bakarsınız ki bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!”. O şöyle buyurmuştur: Bâtıl yok olup gider, hak ise sâbit kalır. Yani hakkı bâtıla vururuz. Böylelikle bâtıl yok olup gider, hak ise sâbit kalır. Yine bu durum, şu İlâhî beyanda bildirilmektedir: “Köpük atılıp gider; insanlara fayda veren nesneye gelince, o dünya durdukça durur”.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلْ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak; belirli bir inanç, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" (de ki) emirlerinin, tebliğ edilen mesajın kaynağının bizzat Allah olduğunu vurgulayan mutlak bir vahiy bildirimi olduğunu belirtir. Bu ayette peygambere verilen emir, ilahi hakikatin batıl karşısındaki ontolojik zaferini ilan eden kesin bir duruş talimatıdır.

        rabbî (رَبِّي)

        Kök harfleri: r-b-b

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "bir şeye sahip olmak, onu korumak, beslemek ve kemale erişinceye kadar adım adım terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kelimesinin mutlak eğitici, gözetici ve ihtiyaçları karşılayıcı otorite olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki "Rabb" (efendi, ulu kişi) kelimeleriyle ortak kökene sahip olduğunu doğrular. Ayette "Rabbim" hitabının kullanılması, hakikati (vahyi) savunan gücün soyut bir kavram değil, doğrudan peygamberi ve inananları eğiten, koruyan mutlak evrensel otorite olduğunu vurgular.

        yakzifu (يَقْذِفُ)

        Kök harfleri: k-z-f

        İbn Fâris, k-z-f kökünün "bir şeyi güçlü bir şekilde atmak, fırlatmak, çarpmak ve şiddetle hedefe yöneltmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kazf" eyleminin hedefe yönelik isabetli, uzaktan ve sarsıcı bir atış olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin retorik (belagat) gücünü analiz eder; Allah, hakikati (vahyi) yalanların üzerine sıradan, durağan bir söz olarak bırakmaz; onu batılın yapısını parçalayacak, beynini dağıtacak sarsıcı bir kozmik mermi (gülle) gibi "fırlatır/çarpar". Dücane Cündioğlu, bu kelimenin barındırdığı ontolojik ve kinetik enerjiye dikkat çeker. Hakikat (Hakk), sadece zihinsel ve statik bir felsefi düşünce değil; evrendeki uydurmaları, yalanları ve sahte iktidarları (batılı) yıkmak üzere ilahi irade tarafından sürekli olarak sahaya fırlatılan dinamik, yıkıcı ve dönüştürücü bir eylemdir.

        bil-hakkı (بِالْحَقِّ)

        Kök harfleri: h-k-k

        İbn Fâris, h-k-k kökünün "bir şeyin sabit, sarsılmaz, doğru olması ve yerini bulması" anlamına geldiğini belirtir. Şüphenin, yokluğun ve batılın tam zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "Hakk" kavramının gerçeklikle birebir örtüşen, en doğru, meşru ve sarsılmaz varlık/söz olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, ayette hakikatin (vahyin) "bil-hakkı" (Hak ile / Hakkı kullanarak) şeklinde araçsallaştırılmasına dikkat çeker. Kur'an, müşriklerin sahte argümanlarına karşı "Hakkı" bizatihi ilahi bir silah, yenilmez bir teolojik argüman olarak konumlandırır. Atılan mermi, bizzat mutlak gerçeğin ta kendisidir.

        allâmu (عَلَّامُ)

        Kök harfleri: a-l-m

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin izini, nişanını ve hakikatini şüpheden arınmış olarak kesin bir biçimde bilmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "allâm" kelimesinin ism-i fâilin mübalağa (yoğunluk/aşırılık) formu olduğunu; bilginin kesintisizliğini, derinliğini ve hiçbir detayı kaçırmayan mutlak kuşatıcılığını ifade ettiğini söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Allah'ın vasfı olarak bu formun, ilahi ilmin zaman, mekan veya miktar sınırı tanımaksızın evrendeki her zerreyi anbean idrak etmesi, bilginin en üst ve aşılamaz sınırı olduğunu kaydeder.

        el-ğuyûbi (الْغُيُوبِ)

        Kök harfleri: ğ-y-b

        İbn Fâris, ğ-y-b kökünün "gözden kaybolmak, örtülmek ve duyusal idrakin dışında kalmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gayb" (çoğulu ğuyûb) kavramının insanın duyusal ve rasyonel algı sınırlarını bütünüyle aşan, sadece ilahi bilgiyle ulaşılabilecek metafiziksel alanlar, sırlar ve gelecek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi felsefesinde (epistemoloji) "gayb" ve "şehadet" (görünen) dünyaları arasındaki keskin ontolojik ayrımı analiz eder. İzutsu'ya göre müşriklerin inançları sadece gözle görülen sahte heykellere veya asılsız vehimlere dayanırken; peygamberin savunduğu hakikat, bizzat görünmeyen boyutların mutlak hakimi (Allâmul ğuyûb) tarafından inşa edilmiştir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin başındaki "hakkı fırlatma" (yakzifu bil-hakkı) eylemi ile sonundaki "gaybı mutlak bilme" (allâmul ğuyûb) vasfı arasındaki muazzam kelami illiyet (nedensellik) bağına dikkat çeker. Allah'ın fırlattığı hakikatin batılı tam kalbinden ve şaşmaz bir şekilde vurabilmesinin yegane teminatı; O'nun, evrenin görünen ve görünmeyen (gayb) tüm koordinatlarına, tüm gizli niyetlere ve zamanın sırlarına mutlak surette hakim olmasıdır. O, karanlıktaki hedefi ıskalamaz.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X