قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 47. Ayet
Daralt
X
-
“De ki: Sizden isteyebileceğim bir karşılık varsa o da sizin olsun; benim mükâfatımı verecek olan yalnız Allah’tır, O her şeye tanıktır.
De ki: Sizden isteyebileceğim bir karşılık varsa o da sizin olsun. Bu beyan iki mânaya gelir. Bunlardan biri, bazılarının dediği şu durumdur. Hz. Peygamber (s.a.) kavminden kendisine yakınlığa sevgi duymalarını ve onlara eziyet etmemelerini istemiştir. Tıpkı şu İlâhî beyanda bildirildiği gibi: Sizden yakınlığa sevgi duymanızdan başka bir karşılık istemiyorum. Cenâb-ı Hak başka bir âyette meâlen şöyle buyurmuştur: “De ki: Bu görevimden dolayı, dileyenin Rabb’ine giden bir yol izlemesi dışında, sizden bir karşılık istemiyorum”. O şöyle buyurmaktadır: Sizden istediğim karşılık. Yani yakınlığa sevgi duymanız. O sizindir. Yani sizden istediğim davranış sizin içindir. Bu, yakınlığa sevgi duymanız ve Rabb’ime giden yolu izlemenizdir. İkinci mâna şudur: Sizden isteyebileceğim bir karşılık varsa o da sizin olsun. Yani nübüvveti tebliği etmem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Bu ücretin ağırlığı ve sizin üzerinizdeki borcu sizi buna karşılık vermekten alıkoyan. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: "(Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar bunun ağırlığı altında mı eziliyorlar?”.
Benim mükâfatımı verecek olan yalnız Allah’tır. Yani mükâfatımı ancak Allah verir. O her şeye tanıktır. Benim uyarıcı olduğuma ve bende deliliğin bulunmadığına tanıktır. Veya O her şeye tanıktır. Buna karşılık sizden bir ücret istemediğime tanıktır. Veya sizin yaptığınız her şeye tanıktır. Yani bunları bilir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
kul (قُلْ)
Kök harfleri: k-v-l
İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak; belirli bir inanç, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" (de ki) emirlerinin, tebliğ edilen mesajın kaynağının bizzat Allah olduğunu vurgulayan mutlak bir vahiy bildirimi olduğunu belirtir. Bu ayette peygambere verilen emir, onun misyonunun dünyevi bir çıkar gütmediğini tüm topluma ilan etmesini sağlayan kesin bir ilahi direktiftir.
seeltukum (سَأَلْتُكُمْ)
Kök harfleri: s-e-l
İbn Fâris, s-e-l kökünün temelinde "bilgi talep etmek, birinden bir şey istemek ve sormak" anlamının yattığını belirtir. İhtiyaç sahibinin dilenmesine (sual) veya bilmeyenin öğrenme çabasına bu kökten türeyen kelimelerin kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sual" kavramının, bilinmeyeni ortaya çıkarmak veya maddi bir yardım/mal talep etmek anlamına geldiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin epistemolojik bir soru sormak (bilgi talep etmek) anlamında değil; siyasi veya ekonomik bir "karşılık, ücret ve menfaat talep etmek" anlamında kullanıldığını belirtir. Peygamber, davetine karşılık müşriklerden herhangi bir dünyevi bedel "isteme/talep etme" eylemini bu fiille kesin olarak reddeder.
ecrin (أَجْرٍ)
Kök harfleri: e-c-r
İbn Fâris, e-c-r kökünün "bir işin veya emeğin karşılığında verilen bedel, ücret ve mükafat" anlamına geldiğini belirtir. Kırık bir kemiğin iyileşip kaynaşmasına da (eksikliğin giderilmesi bağlamında) bu kökten kelimeler kullanıldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ecr" kelimesinin, yapılan iyi veya meşakkatli bir eylemin hak edilmiş karşılığı olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı analizde, bölgedeki ticari dilde yaygın kullanılan Süryanice "agrâ" veya Aramice "agara" (ücret/kira) kelimesiyle güçlü bir etimolojik bağı olduğunu doğrular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ticari ve ekonomik kelime ağını teolojik bir boyuta taşımasını analiz ederken bu kelimeye dikkat çeker. Peygamber, davasını dünyevi bir "ecr" (maddi ücret, siyasi makam) karşılığında yapmadığını söyleyerek, vahyi sıradan bir beşeri hizmet veya çıkar ilişkisi olmaktan çıkarır. İtaatini ve "ücret beklentisini" sadece aşkın bir kaynağa (Allah'a) bağlar. Dücane Cündioğlu, ayetteki "Benim sizden istediğim ücret sizin olsun" (fe huve lekum) ifadesindeki muazzam edebi istiğnaya (tokgözlülüğe) vurgu yapar. Peygamber sadece dünyevi menfaati reddetmekle kalmaz; müşriklerin zihnindeki o kaba, maddeci ölçüleri "sizin olsun, başınıza çalınsın" dercesine onlara iade ederek sarsılmaz bir ahlaki üstünlük kurar.
Allâhi (اللَّهِ)
Kök harfleri: e-l-h
İbn Fâris, e-l-h kökünün temelinde "kulluk etmek, ibadet etmek, yönelmek" (ulûhiyyet) manasının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "Allah" lafzının varlığı zorunlu olan, ibadete layık tek yaratıcının özel ismi (alem) olduğunu ve kökeninin "ilâh" kelimesine dayandığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine Batı literatüründeki tartışmaları derleyerek, Süryanice veya Aramice "Alaha" kelimesiyle akrabalığına dikkat çeker; ancak kelimenin İslam öncesi Arap yarımadasında en yüce Yaratıcı'yı ifade etmek üzere yerleşik ve yaygın bir biçimde kullanıldığını doğrular. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenine (El/Elohim) işaret eder ve Arapçadaki yapısal evriminin "el-ilâh" formundan kaynaşarak doğrudan Yüce Yaratıcı'nın zatına delalet eden eşsiz bir isme dönüştüğünü savunur. Ayette, peygamberin emeğinin gerçek ve tek karşılığını (ecrini) verecek olan mutlak makam olarak zikredilir.
kulli (كُلِّ)
Kök harfleri: k-l-l
İbn Fâris, k-l-l kökünün "bir şeyi bütünüyle kuşatmak, etrafını sarmak, tamamı ve eksiksiz olan" anlamına geldiğini belirtir.
şey'in (شَيْءٍ)
Kök harfleri: ş-y-e
İbn Fâris, ş-y-e kökünün "istemek, irade etmek ve bir şeyin olmasını dilemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şey" kavramını var olan, bilinen ve hakkında haber verilebilen her türlü somut veya soyut varlık olarak tanımlar.
şehîdun (شَهِيدٌ)
Kök harfleri: ş-h-d
İbn Fâris, ş-h-d kökünün "bir şeye bizzat tanık olmak, hazır bulunmak, görmek ve kesin bilgi sahibi olmak" anlamına geldiğini belirtir. Gizliliğin (gayb) zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, şuhûd/şehadet eylemini, bir nesneyi veya olayı gözle veya mutlak bir idrakle müşahede etmek olarak açıklar; "şehîd" isminin ise bu eylemi eksiksiz yapan, her an hazır ve nazır olan anlamına geldiğini kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Esma-i Hüsna'dan biri olarak eşyanın dış yüzünü ve açıkta olanı mutlak manada bilen, evrendeki hiçbir zerre ilminden ve gözetiminden gizli kalmayan Yüce Yaratıcı'yı tanımladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki bu ismin teolojik bağlamını analiz eder: Peygamberin müşriklerden hiçbir çıkar beklemediğine, niyetinin mutlak saflığına ve davasının doğruluğuna dair en sarsılmaz teminat; olayların içyüzüne, kalplerin niyetine ve yeryüzündeki "her şeye" anbean tanık olan (Şehîd) Allah'ın bizzat kendisidir. Bu kapanış, muhatapları ilahi bir gözetim altında oldukları gerçeğiyle yüzleştirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla