وَكَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۙ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَٓا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُل۪ي۠ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
“Onlardan öncekiler de (İlâhî bildirimleri) inkâr etmişlerdi. Bunlar (şimdikiler) onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. Buna rağmen onlar peygamberlerimi yalancılıkla itham etmişlerdi. Ben de bilseniz onları nasıl cezalandırdım!'
Onlardan öncekiler de inkâr etmişlerdi. Cenâb-ı Hak peygamberine hatırlatmakta ve bunların onu inkâr etmelerine karşı ona sabır telkin etmektedir. O şöyle buyurmaktadır: Onlardan öncekiler de peygamberlerini inkâr etmişlerdir. Sen ilk inkâr edilen peygamber değilsin. Aksine daha önce senin kardeşlerin olan peygamberler de inkâr edilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Bunlar (şimdikiler) onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. -En doğrusunu Allah bilir ya- Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Bu seni yalanlayanlar kuvvet, zenginlik, üstünlük, bilgi, kendilerine uyanlar ve destekçiler ve bunun dışındaki hususlar bakımından ötekilerin onda birine bile ulaşamadılar. Onlar böyle olmalarına rağmen yalanlamaları sebebiyle başlarına gelen azabı gideremediler. Söz konusu konularda onlardan daha düşük seviyede bulunan senin kavmin, eğer yalanlamaları sebebiyle kendilerine bir azap gelse, elbette ki Allah’ın azabını gidermeye güç yetiremeyeceklerdir.
Buna rağmen onlar peygamberlerimi yalancılıkla itham etmişlerdi. Ben de bilseniz onları nasıl cezalandırdım. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Benim azabımı hakikat olarak görmediler mi? Zeccâc şöyle demiştir: Bu beyanda geçen kelime nekîrî şeklinde “yâ” harfiyledir. Fakat âyetin sonu olduğu için “yâ” harfi düşürülmüş, bu “yâ” harfinin alâmeti olarak kesra konulmuştur. Veya o buna benzer bir söz söylemiştir. Ebû Avsece de şöyle demiştir: “Nekîrî” cezalandırmam demektir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Yani inkârım.
Yorumu Yorumla
-
kezzeba (وَكَذَّبَ)
Kök harfleri: k-z-b
İbn Fâris, k-z-b kökünün "gerçeğin, doğruluk ve dürüstlüğün (sıdk) tam zıddı olan yalan, asılsızlık ve reddetmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tekzîb" eyleminin, sunulan apaçık bir hakikati kasten, inatla ve bilinçli olarak yalan saymak olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki kelime ağında tekzib kavramının sadece bilişsel (zihinsel) bir hata değil, ilahi otoriteye ve mesaja karşı aktif, küstah ve örgütlü bir isyan (başkaldırı) refleksi olduğunu vurgular. Dücane Cündioğlu, ayette peş peşe gelen yalanlama vurgularının tarihsel ve psikolojik sürekliliğine dikkat çeker. "Öncekilerin yalanlaması" ile Mekkeli elitlerin yalanlaması arasındaki bu bağ, tekzibin sadece o güne ait lokal bir inat olmadığını; tarih boyunca statükosunu ve kibrini korumak isteyen tüm iktidar odaklarının hakikate karşı kullandıkları evrensel ve şaşmaz bir silah olduğunu ifşa eder.
ellezîne (الَّذِينَ)
Arapçada "o kimseler ki, onlar" anlamına gelen, eril çoğul ism-i mevsuldür (ilgi zamiri). Kendisinden sonra gelen cümlenin, kimleri kastettiğini (tarihteki inkarcı kavimleri) açıklar.
kablihim (قَبْلِهِمْ)
Kök harfleri: k-b-l
İbn Fâris, k-b-l kökünün "yönelmek, ön taraf, yüzleşmek ve zamansal olarak önce/ileride olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. "Ba'd" (sonra) kelimesinin zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "kabl" kavramının zaman, mekan veya rütbe bakımından bir başkasından öne geçmeyi, geçmişte kalmayı ifade ettiğini söyler.
belağû (بَلَغُوا)
Kök harfleri: b-l-ğ
İbn Fâris, b-l-ğ kökünün "bir hedefe, nihai sınıra veya amaca ulaşmak, varmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bülûğ/belâğ eyleminin, mesafe, zaman veya statü olarak tasarlanan en son noktaya erişmek olduğunu, bunun fiziksel veya soyut olabileceğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "ulaşamadılar" (mâ belağû) şeklindeki olumsuz ifadenin barındırdığı tarihsel kıyaslamayı analiz eder. Bu fiil, Mekkeli müşriklerin sahip oldukları askeri, ekonomik ve siyasi gücün, geçmişte helak edilmiş olan devasa medeniyetlerin (Âd, Semûd, Firavun vb.) gücüne kıyasla ne kadar cılız ve yetersiz kaldığını son derece çarpıcı bir biçimde vurgular.
mi'şâra (مِعْشَارَ)
Kök harfleri: a-ş-r
İbn Fâris, a-ş-r kökünün "on sayısı, ondalık, onda bir" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mi'şâr" kelimesinin bir bütünün onda biri demek olduğunu, kesir olarak matematikteki en yaygın küçük payı temsil ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki onlu sayma sisteminin (Aramice "'asar", İbranice "'eser") ortak kökünden türediğini ve tüm Ortadoğu havzasında aynı matematiksel değeri taşıdığını doğrular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "onda birine bile" (mi'şâra) ifadesinin salt matematiksel bir kesinlikten ziyade edebi bir mübalağa ve küçümseme (tahkîr) işlevi gördüğünü belirtir. Devasa eski medeniyetlerin gücünün onda birine bile sahip olmayan Mekkelilerin, onlarla aynı kibri ve inkarı (tekzibi) göstermelerindeki trajik ironi, bu kesir ifadesiyle paramparça edilir.
âteynâhum (اٰتَيْنَاهُمْ)
Kök harfleri: e-t-y
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaşmak, yönelmek ve vermek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "îtâ" (vermek) kavramının sıradan bir eylemden ziyade, bahşedilen şeyin karşı tarafa kolaylıkla, lütufla ve doğrudan ulaştırılması olduğunu açıklar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, geçmiş ümmetlere "verilen" (âteynâhum) şeylerin salt maddi zenginlik olmadığını; uzun ömür, devasa fiziksel güç, görkemli mimari eserler kurma becerisi ve sarsılmaz sanılan dünyevi iktidarlar olduğunu kaydeder.
rusulî (رُسُل۪ي)
Kök harfleri: r-s-l
İbn Fâris, r-s-l kökünün "bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe ve yumuşaklıkla göndermek, yollamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kelimesinin Allah'ın mesajını insanlara iletmek üzere özel olarak seçip görevlendirdiği elçi olduğunu söyler. Angelika Neuwirth, ayetteki "Benim elçilerimi" (rusulî) şeklindeki birinci tekil şahıs iyelik (aidiyet) ekinin kullanımına dikkat çeker. Elçilere yapılan yalanlama, sadece o tarihsel figürlere yapılmış kişisel bir reddiye değil; aidiyet eki vasıtasıyla doğrudan ilahi otoritenin (Allah'ın) şahsına ve mutlak hükümranlığına yapılmış ontolojik bir saldırı olarak tescillenir.
keyfe (كَيْفَ)
Kök harfleri: k-y-f
İbn Fâris, k-y-f kökünün "bir şeyin durumunu, halini ve niteliğini sormak için kullanılan soru edatı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir nesnenin veya olayın nasıllığını, keyfiyetini sorguladığını ifade eder. Ayetteki "fe keyfe" (nasıl oldu / nasılmış) kalıbı, bilgi edinmek için değil, muhatabı dehşet verici bir tarihsel gerçeklikle yüzleşmeye çağıran bir taaccüb (şaşırtma) ve tehdit edatıdır.
kâne (كَانَ)
Kök harfleri: k-v-n
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, meydana gelmek, bir hal üzere bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Geçmişte kesin olarak yaşanmış ve tamamlanmış bir ontolojik durumu (helak olayını) bildirir.
nekîr (نَكِيرِ)
Kök harfleri: n-k-r
İbn Fâris, n-k-r kökünün "tanımanın ve bilmenin (ma'rifet) zıddı olarak inkar etmek, reddetmek, hoşlanmamak ve bir şeyi tanınmaz hale getirmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nekîr" kelimesinin, şiddetli bir şekilde yadırgamak, cezalandırmak ve yapılan kötülüğe karşı verilen yıkıcı, dehşetli karşılık (azap) anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kelime ağında "nekîr" kavramının barındırdığı teolojik diyalektiği analiz eder. İnkarcılar Allah'ı ve ayetlerini "yalanlayıp reddettiklerinde" (tekzib/inkar), Allah da onlara kendi varlıklarını ve medeniyetlerini kökünden silerek, onları tarihte "tanınmaz hale getirerek" (nekîr) mukabelede bulunur. Bu, ilahi bir ontolojik silme işlemidir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin sonundaki "fe keyfe kâne nekîr" (Benim inkarım/cezalandırmam nasılmış!) cümlesinin, harabeleri Ortadoğu coğrafyasında hala duran helak edilmiş kavimlerin kalıntılarına yönelik ibret verici, sarsıcı bir tarihsel ve eskatolojik meydan okuma olduğunu belirtir. Mekkeliler, o kalıntılara bakarak kendi cılız güçlerinin ilahi azap karşısında nasıl sıfırlanacağını görmeye davet edilirler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla