وَمَٓا اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِنْ نَذ۪يرٍۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 44. Ayet
Daralt
X
-
“Oysa biz onlara okuyacakları (inkârlarına dayanak yapacakları) kitaplar vermemiştik ve senden önce onlara uyarıcı da göndermemiştik.”
Oysa biz onlara okuyacakları (inkârlarına dayanak yapacakları) kitaplar vermemiştik ve senden önce onlara uyarıcı da göndermemiştik. Bu, -en doğrusunu Allah bilir ya- şu İlâhî beyanla bağlantılıdır: “Bu, başka değil, sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmek isteyen biri. Bu da ancak düzmece bir yalan. Bu, besbelli bir büyüdür”. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak onların bu sözlerine cevap olarak şöyle buyurmaktadır: Oysa biz onlara okuyacakları kitaplar vermemiştik. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak onlara Hz. Muhammed’in (s.a.) sözünün düzmece bir yalan olmadığını ve ondan önce kendilerine onun yalancı ve iftiracı olduğunu haber veren bir peygamber göndermediğini bildirmektedir. Zira sözün yalan olduğunun ortaya çıkması bu iki durumdan biriyle gerçekleşir. Ya kitapla veya bir peygamberle. Onlar ise ne bir peygambere ne de bir kitaba inanırlar. O halde nasıl olur da peygambere yalan ve iftira iddiasında bulunurlar? Cenâb-ı Hak onların ahmaklıklarını, akılsızlıklarını ve inatçılıklarını bildirmektedir. Halbuki Cenâb-ı Hak onları özel ve diğer insanlara üstün kılmıştı. Zira onlara kendi içlerinden Hz. Peygamber’i ve kendi dilleriyle Kur’ân’ı göndermiştir. Daha önce onlar kendilerine bir uyarıcı ve peygamber göndermesi durumunda ona uyacaklarına dair yemin etmişlerdir. Cenâb-ı Hak onların bu durumu hakkında şöyle buyurmuştur: Onlar kendilerine bir uyarıcı gelirse herhangi bir ümmetten daha fazla doğru yolu tutacaklarına dair var güçleriyle yemin etmişlerdi. Ama onlara uyarıcı gelince. Ona inanmadılar, Allah’ın onlara yönelik nimetini ve onları özel kıldığı bu durumu tanımadılar. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
âteynâhum (اٰتَيْنَاهُمْ)
Kök harfleri: e-t-y
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaşmak, yönelmek ve vermek" anlamlarına geldiğini belirtir. İfâl kalıbındaki "îtâ" eyleminin bir şeyi birine vermek, lütfetmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ita" kavramının sıradan bir verme eyleminden ziyade, bahşedilen şeyin karşı tarafa kolaylıkla, lütufla ve doğrudan ulaştırılması olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "Biz onlara vermedik" (mâ âteynâhum) şeklindeki olumsuz kullanımın barındırdığı teolojik redde dikkat çeker. Müşrikler Kur'an'ı şiddetle reddederken, bu retlerini dayandıracakları ilahi kaynaklı (Allah tarafından onlara verilmiş) herhangi bir alternatif metne veya meşru bir teolojik mirasa sahip değillerdir; itirazları tamamen temelsizdir.
kutubin (كُتُبٍ)
Kök harfleri: k-t-b
İbn Fâris, k-t-b kökünün temelinde "toplamak, bir araya getirmek, harfleri birbirine dikmek ve bağlamak" anlamının yattığını belirtir. Yazı yazmaya "kitabet" denmesinin sebebi de kelimelerin bir araya getirilerek dizilmesidir. Râgıb el-İsfahânî, "kitab" (çoğulu kutub) kelimesinin yazılı metinleri, ilahi hükümlerin ve şeriatın kaydedildiği belgeleri ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı analizde, Süryanice ve Aramicedeki "kthâbhâ" (kutsal metin/yazı) sözcüğüyle etimolojik akrabalığına işaret eder ve İslam öncesi Arap yarımadasında bu kelimenin doğrudan ilahi vahyi veya kutsal metinleri (Ahl-i Kitab'ın metinlerini) tanımlamak üzere yaygınlaştığını doğrular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu kelimenin işlevini analiz eder. Yahudi ve Hristiyanların aksine Mekkeli müşriklerin arkasında yazılı, kanonik bir metin (kutub) geleneği yoktur; bu ayet, onların inançlarının hiçbir kitabi (scriptural) otoriteye dayanmadığını sarsıcı bir dille yüzlerine vurur.
yedrusûnehâ (يَدْرُسُونَهَا)
Kök harfleri: d-r-s
İbn Fâris, d-r-s kökünün "bir izin silinmesi, bir şeyin üzerinden tekrar tekrar geçmek, okumak ve aşındırmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bir metni öğrenmek için sürekli tekrarlamaya bu kökten hareketle "ders" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ders" eyleminin bir metni veya bilgiyi zihinde iz bırakacak şekilde okumak, ezberlemek ve üzerinde derinleşmek olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki (özellikle Süryanice "drash" veya İbranice "midrash" - metin incelemek, yorumlamak) kökenleriyle olan güçlü teolojik bağına dikkat çeker. Dücane Cündioğlu, ayetteki bu kullanımın (okuyup inceleyecekleri / ders yapacakları) içerdiği entelektüel ve tarihi ironiyi tahlil eder. Müşriklerin putperestliği akademik, teolojik veya metinsel bir "tedrisat" (okuma/anlama) geleneğine dayanmaz; bütünüyle kulaktan dolma, körü körüne bir taklitten ve atalar geleneğinden ibarettir.
erselnâ (أَرْسَلْنَا)
Kök harfleri: r-s-l
İbn Fâris, r-s-l kökünün "bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe ve yumuşaklıkla göndermek, yollamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsal" eyleminin birini veya bir şeyi belirli bir görevle, mesajla ve kasıtlı olarak göndermek olduğunu açıklar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an teolojisinde peygamber gönderme (risalet) eyleminin, ilahi merhametin ve adaletin zorunlu bir tezahürü olduğunu kaydeder. "Biz göndermedik" (mâ erselnâ) vurgusu, Mekke toplumunun tarihsel izolasyonuna ve uzun süredir vahiyden mahrum kalmış olmalarına işaret eder (Fetret dönemi).
ileteyhim (إِلَيْهِمْ)
Arapçada yönelme bildiren "ilâ" (e/a, -ye doğru) harf-i ceri ile "onlar" (him) zamirinin birleşimidir. İlahi mesajın ve elçinin doğrudan muhatap kitlesini (Mekkelileri) işaret eder.
kableke (قَبْلَكَ)
Kök harfleri: k-b-l
İbn Fâris, k-b-l kökünün "yönelmek, ön taraf, yüzleşmek ve zamansal olarak önce/ileride olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. "Ba'd" (sonra) kelimesinin zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "kabl" kavramının zaman, mekan veya statü bakımından bir başkasından öne geçmeyi ifade ettiğini söyler. Ayetteki "senden önce" vurgusu, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu topluma gönderilen ilk doğrudan uyarıcı olduğunu teyit eder.
nezîrin (نَذِيرٍ)
Kök harfleri: n-z-r
İbn Fâris, n-z-r kökünün "korkutmak, sakındırmak, bir tehlikeye karşı önceden uyarıda bulunmak ve farkındalık yaratmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" eylemini sıradan bir korkutmadan ayırır; ona göre nezîr (uyarıcı), muhatabını sadece korkutan değil, ona yaklaşan tehlikeyi (ahiret azabını) bilgiyle, şefkatle ve rasyonel kanıtlarla anlatan elçidir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde peygamberin temel kimliğinin "nezîr" (uyarıcı) olarak kurgulanmasını analiz eder. Müşrikler, ellerinde hiçbir kitap ve kendilerine gelmiş hiçbir uyarıcı (peygamber) olmadığı halde, ilk defa karşılaştıkları bu ilahi uyarıyı (Kur'an'ı) incelemeden, hiçbir teolojik argümana dayanmadan, sadece kibirlerinden dolayı toptan ve kaba bir şekilde reddetmişlerdir. Ayet, onların bu retoriğinin entelektüel ve tarihi olarak ne kadar boş ve temelsiz olduğunu bu kelimelerle ifşa eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla