Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 43. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 43. Ayet

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُر۪يدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْۚ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًىۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlû mâ hâżâ illâ raculun yurîdu en yasuddekum ‘ammâ kâne ya’budu âbâukum ve kâlû mâ hâżâ illâ ifkun mufterâ(an)(c) vekâle-lleżîne keferû lilhakki lemmâ câehum in hâżâ illâ sihrun mubîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğunda ‘Bu, başka değil, sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmek isteyen biri’ demişler ve eklemişlerdi: ‘Bu da ancak düzmece bir yalan.’ İnkâr edenler kendilerine hakikat ulaştığında onun hakkında, ‘Bu, besbelli bir büyüdür' demişlerdi."

      Mekke Müşriklerinin Risalete Karşı Olumsuz Tavırları

      Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğunda. Başka yerlerde âyetler ve apaçık hususlar beyanlarını açıkladık.

      Bu, başka değil, sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmek isteyen biri. Kuşkusuz Hz. Peygamber onları atalarının taptıklarından vazgeçirmek istiyordu. Aynı şekilde bütün peygamberler kendi kavimlerini atalarının taptıkları putlardan vazgeçirmek istiyorlardı. Fakat bu söz, toplumun önderlerinin halkı peygamberlere karşı kışkırtmasını ifade etmektedir. Onlar şöyle demektedirler; Görmüyor musunuz ki bir kişi çıkmış din konusunda atalara muhalefet ediyor ve sizi atalarınızın dininden vazgeçirmek istiyor. Bu da ancak düzmece bir yalan. Yani Muhammed’in (a.s.) davet ettiği din ancak düzmece bir yalandan ibarettir.

      İnkâr edenler kendilerine hakikat ulaştığında onun hakkında, “Bu, besbelli bir büyüdür” demişlerdi. Hakikat ulaştığında onun hakkında. Yani hakikat için gelen vahiyler. Bu Kur’ân ve tevhittir. Gelen âyetler de bunun hakikat olduğuna ve Allah katından geldiğine dair açıklamadır. Yine bunlar, onun hakikat olduğuna ve Allah katından geldiğine dair kanıtlar ve kesin delillerdir. Yoksa iddia ettikleri gibi düzmece bir yalan ve sihir değildir. Bu inkârcılar hâlâ âyetleri ve kesin delilleri, “bunlar sihirdir, düzmece bir yalandır ve iftiradır” diye kötülemeye devam etmektedirler. Önderler, halkın ve aşağı düzeydeki kimselerin aklına şüphe sokmakta, onlar için hakkı bâtılla karıştırmakta ve onları kandırmaktadırlar, böylece onlar peygambere uymasınlar ve ona teslim olmasınlar. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        tutlâ (تُتْلَى)

        Kök harfleri: t-l-v

        İbn Fâris, t-l-v kökünün "bir şeyin ardına düşmek, onu peş peşe takip etmek" anlamına geldiğini belirtir. Bir metni okumaya "tilavet" denmesinin sebebi, harflerin ve kelimelerin birbirini düzenli bir sırayla takip etmesidir. Râgıb el-İsfahânî, tilavet kavramını sıradan bir okuma eyleminden (kıraat) ayırır; ona göre tilavet, ilahi kelamı sadece dille okumak değil, o kelamın gösterdiği hedeflere uymak ve onun peşinden gitmek (takip etmek) anlamını barındırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin meçhul (edilgen) ve geniş zaman kalıbında (tutlâ / okunur, okunmaya devam edilir) kullanılmasının, vahyin müşriklere anlık veya tesadüfi değil, peygamber tarafından sürekli, sistematik ve ısrarlı bir biçimde tebliğ edildiğini gösterdiğini analiz eder.

        âyâtunâ (اٰيَاتُنَا)

        Kök harfleri: e-y-y

        İbn Fâris, e-y-y kökünün "bir şeye işaret eden alamet, iz, nişan ve apaçık kanıt" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin duyularla algılanan ve kişiyi duyuların ötesindeki görünmeyen (gaybî) hakikate ulaştıran araç olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice veya Aramice "âthâ" (işaret/mucize) sözcüğüyle etimolojik akrabalığına işaret etse de, Kur'an'ın bu kelimeyi doğrudan ilahi mesajın her bir cümlesini tanımlayan, inkar edilemez bir teolojik terim haline getirdiğini doğrular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde "âyet" kelimesinin fonksiyonunu analiz eder. İnkarcıların şiddetle reddettikleri şey sadece edebi bir metin değil; o metnin temsil ettiği, kendi statükolarını sarsan ve varoluşsal bir meydan okuma içeren "ilahi işaretler" (âyâtunâ) bütünüdür.

        beyyinâtin (بَيِّنَاتٍ)

        Kök harfleri: b-y-n

        İbn Fâris, b-y-n kökünün "ayrılmak, açıkça ortaya çıkmak, iki şeyin arasının açılması ve belirginleşmek" anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "beyyine" kelimesinin gerçeği yalandan ayıran, kapalılığı gideren ve zihinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık olan kanıt olduğunu söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, vahyin niteliği olarak kullanılan bu kelimenin, müşriklerin inkarının "anlamamaktan" veya "kapalılıktan" kaynaklanmadığını; mesajın güneş gibi "apaçık" (beyyinât) olmasına rağmen kasıtlı bir kibre dayandığını belgelediğini kaydeder.

        kâlû (قَالُوا)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak; belirli bir inanç, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Dücane Cündioğlu, ayetteki bu fiilin, Mekkeli elitlerin vahye karşı anlık bir tepkisini değil; statükoyu korumak amacıyla ürettikleri ortak, ideolojik ve örgütlü bir retorik (kavl) inşasını temsil ettiğini belirtir.

        raculun (رَجُلٌ)

        Kök harfleri: r-c-l

        İbn Fâris, r-c-l kökünün "iki ayak üzerinde yürümek, dayanıklılık, güç ve erkeklik" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yetişkin erkek insanı tanımladığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, müşriklerin peygamberi tanımlamak için kullandıkları "Bu sadece bir adamdır" (mâ hâzâ illâ raculun) ifadesindeki psikolojik indirgemeciliği analiz eder. Müşrikler, peygamberin ilahi misyonunu (risaletini) reddederek onu sıradan, beşeri ihtirasları olan alelade bir "adam" statüsüne hapsederler; böylece vahyin kutsiyetini, kabile içi bir siyasi güç mücadelesi (iktidar hırsı) seviyesine düşürmeye çalışırlar.

        yurîdu (يُرِيدُ)

        Kök harfleri: r-v-d

        İbn Fâris, r-v-d kökünün "bir şeyi talep etmek, aramak, peşine düşmek ve yönelmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, irade kavramının insanın bir eylemi aklıyla ve arzusuyla seçerek onu gerçekleştirmeyi dilemesi olduğunu söyler. Müşrikler bu fiili kullanarak, peygamberin davetinin ilahi bir görev değil, tamamen kendi beşeri ve siyasi "iradesinin/ihtirasının" (yurîdu) bir ürünü olduğunu iddia ederler.

        en yesuddekum (أَنْ يَصُدَّكُمْ)

        Kök harfleri: s-d-d

        İbn Fâris, s-d-d kökünün "birini yöneldiği şeyden alıkoymak, engellemek, yüz çevirmek ve geri çevirmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sadd" kavramının hem fiziksel bir barikat kurma hem de zihinsel/inançsal bir manipülasyon (saptırma) eylemini kapsadığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu suçlamada yatan psikolojik yansıtmaya (projeksiyon) dikkat çeker. Kitleleri hakikatten ve dinden zorla "alıkoyan" (saddeden) asıl taraf müstekbirler (elitler) olduğu halde; onlar bu suçu peygambere atarak, onu "toplumun geleneksel düzenini bozan ve insanları inançlarından saptıran bir provokatör" olarak yaftalamışlardır.

        ya'budu (يَعْبُدُ)

        Kök harfleri: a-b-d

        İbn Fâris, a-b-d kökünün temelinde "boyun eğmek, yumuşaklık ve itaat etmek" anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ibadet" kavramının, insanın bir kudrete karşı duyduğu en üst düzeydeki tezellül ve mutlak itaat hali olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki ibadet kavramının sosyolojik boyutunu inceler. Müşrikler için atalarının putlara tapması sadece dini bir ritüel değil; aynı zamanda kabilenin kimliğini, sosyal hiyerarşisini ve ekonomik düzenini ayakta tutan dokunulmaz bir siyasi "itaat" (kulluk) kurumudur.

        âbâukum (آبَاؤُكُمْ)

        Kök harfleri: e-b-v

        İbn Fâris, e-b-v kökünün "babalık, terbiye eden, besleyen ve atalar" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ecdadı ve önceki nesilleri kapsadığını kaydeder. Dücane Cündioğlu, Kur'an'ın epistemolojisinde (bilgi felsefesinde) "atalar dini" kavramının, rasyonel ve ilahi hakikatin (vahyin) önündeki en büyük dogmatik engel olarak kurgulandığını analiz eder. Müşrikler, peygamberin argümanlarına mantıksal bir cevap veremedikleri için en ilkel ve bağnaz savunma mekanizmasına sığınarak tartışmayı "atalarının mirasını (âbâukum) koruma" refleksine indirgemişlerdir.

        ifkun (إِفْكٌ)

        Kök harfleri: e-f-k

        İbn Fâris, e-f-k kökünün "bir şeyi tersyüz etmek, baş aşağı çevirmek, haktan batıla, doğrudan yalana saptırmak" anlamına geldiğini belirtir. Rüzgarın yön değiştirmesine de bu kökten hareketle "me'fûk" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ifk" kelimesinin hakikati kasıtlı olarak tersine çeviren, gerçeği yalan, yalanı gerçek gibi gösteren devasa ve örgütlü bir iftira olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki teolojik ağırlığına dikkat çeker. Müşrikler vahyi sıradan bir hata olarak değil; kurulu düzenlerini, inançlarını ve dünyalarını "baş aşağı çevirmeye, altüst etmeye" (ifk) yönelik tasarlanmış son derece tehlikeli ve yıkıcı bir ideolojik yalan olarak tanımlamışlardır.

        mufteren (مُفْتَرًى)

        Kök harfleri: f-r-y

        İbn Fâris, f-r-y kökünün "deriyi veya kumaşı yeni bir şey yapmak üzere kesmek, yarmak, uydurmak ve icat etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iftira" kelimesinin aslı astarı olmayan bir şeyi bizzat kendi zihninden uydurmak ve onu başkasına (özellikle Allah'a) dayandırmak olduğunu açıklar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayette "ifkun mufteren" (uydurulmuş bir yalan/iftira) tamlamasının kullanılmasının, müşriklerin reddiyesindeki şiddeti gösterdiğini kaydeder; onlara göre Kur'an, sadece tersyüz edilmiş bir yalan (ifk) değil, aynı zamanda peygamberin kendi zekasıyla "ürettiği, tasarladığı ve Allah'a mal ettiği" (mufterâ) bir sahtekarlık ürünüdür.

        keferû (كَفَرُوا)

        Kök harfleri: k-f-r

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temelinde "örtmek, gizlemek ve üstünü kapamak" anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dini terminolojide hakikati reddetmek ve örtmek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki kelime ağında "küfür" kavramının sadece zihinsel bir inançsızlık değil, ilahi otoriteye ve apaçık gerçeğe karşı bilinçli, örgütlü ve aktif bir başkaldırı (isyan) hali olduğunu vurgular.

        lil-hakkı (لِلْحَقِّ)

        Kök harfleri: h-k-k

        İbn Fâris, h-k-k kökünün "bir şeyin sabit, sarsılmaz, doğru olması ve yerini bulması" anlamına geldiğini belirtir. Şüphenin ve batılın tam zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "Hakk" kavramının gerçeklikle birebir örtüşen, en doğru ve sarsılmaz varlık/söz olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, ayette peygamberin getirdiği vahyin (Kur'an'ın) doğrudan "el-Hakk" (Mutlak Gerçek) olarak isimlendirildiğine dikkat çeker. Müşrikler ona iftira ve sihir derken, ilahi anlatıcı (Kur'an) o metnin ontolojik mahiyetinin tartışılamaz bir hakikat olduğunu bu kelimeyle mühürler.

        sihrun (سِحْرٌ)

        Kök harfleri: s-h-r

        İbn Fâris, s-h-r kökünün "bir şeyi asıl halinden ve hakikatinden saptırmak, göz boyamak ve aldatmak" anlamına geldiğini belirtir. Batıl bir şeyi hak gibi göstermeye "sihir" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sihir kavramını, gerçekte hiçbir temeli ve özü olmayan, ancak illüzyon ve manipülasyonla insan zihnini esir alan hileli eylem olarak açıklar. Arthur Jeffery, sihir suçlamasının Sami peygamberlik geleneğinde, mucizeyi veya vahyi itibarsızlaştırmak için kullanılan en yaygın arkaik refleks olduğunu doğrular. Angelika Neuwirth, Mekkeli müşriklerin Kur'an'a "sihir" demelerinin aslında çaresiz bir itiraf (savunma mekanizması) olduğunu analiz eder. Onlar, Kur'an'ın dilinin, ritminin ve mesajının insanlar (özellikle gençler ve zayıflar) üzerindeki o muazzam, büyüleyici ve dönüştürücü psikolojik etkisini (hipnozunu) inkar edememişler; bu olağanüstü etkiyi açıklayabilmek ve ondan korunabilmek için ona "sihir" yaftasını vurmak zorunda kalmışlardır.

        mubînun (مُبِينٌ)

        Kök harfleri: b-y-n

        İbn Fâris, b-y-n kökünün "ayrılmak, açıkça ortaya çıkmak ve belirginleşmek" anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "mubîn" kelimesinin bir şeyi kapalılıktan kurtaran, şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık ve net hale getiren anlamını taşıdığını söyler. Ayetin sonunda müşriklerin "Bu apaçık (mubîn) bir sihirdir" demesi muazzam bir trajedidir. Hakikatin "apaçık" (beyyinât) olmasını reddedenler, kendi yalanlarına ve ürettikleri sihir iftirasına "apaçık" (mubîn) diyerek idraksizliklerinin (körlüklerinin) ulaştığı son noktayı sergilerler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X