Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 39. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 39. Ayet

    قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul inne rabbî yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdiru leh(u)(c) vemâ enfaktum min şey-in fehuve yuḣlifuh(u)(s) vehuve ḣayru-rrâzikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “De ki: Rabb’im kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

      De ki: Rabb’im kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: Allah âhirette onun yerine yenisini verir. Çünkü kulun başkası için harcadığı şeyin karşılığını Allah tamamen bu dünyada vermiş olsa sizden hiç kimse o kişinin malını sayamaz. Yine o kişi malını koyacak yer bulamaz. Veya o, bu mânada bir söz söylemiştir. Başkaları şöyle demiştir: Allah, rızası için harcanan her şeyin yerine bu dünyada yenisini verir veya sahibi için âhirette biriktirir. Mücâhid şöyle demektedir: Birinizin eline bir mal geçerse bunu harcamada iktisatlı davransın ve başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir meâlindeki âyeti yorumlayarak aşırıya gitmesin. Zira rızık taksim edilmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Allah onun yerine yenisini verir. Eğer israf ve kısıp cimrilik etme söz konusu değilse. Bütün bu yorumlar zayıftır. Çünkü âyet sanki -en doğrusunu Allah bilir ya- ötekilerin, fakirlik korkusu ve geçim endişesi sebebiyle Allah rızası için harcamamaları hakkında inmiştir. Çünkü bu âyet de ki: Rabb’im kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar meâlindeki âyetin hemen peşi sıra inmiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, O şöyle buyurmaktadır: Size ve bütün insanlara rızkı bol verenin, yine dilediği kimselere de rızkı kısanın Allah olduğunu biliyorsunuz. Dolayısıyla bunu yapanın Allah olduğunu bildiğinize göre nasıl olur da fakirlik korkusuyla Allah rızası için harcamazsınız? Zira O, rızkı bollaştırmaya ve harcadığınızın yerine vermeye de hiç harcama yapmasanız dahi rızkınızı kısmaya da kâdirdir. Veya Cenâb-ı Hak, insanlardan harcadıklarının karşılığını almaya ve kendilerine harcamada bulunmaya dair umutlarının kesilmesi için bunu açıklamıştır. Şöyle ki kişi bir şey harcar, bunun karşılığında mükâfat olarak insanlardan kendisine iyilik yapılmasını umar. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Allah rızası için harcadığınız mallarda insanlardan umudunuzu kesin. Zira harcadığınızın yerine verecek olan insanlar değil, Allah’tır. İbn Abbâs’ın söylemiş olduğu gibi bunun yanı sıra Allah’ın âhirette de bunun karşılığını verecek olması mümkündür. Zira eğer Allah, kendi rızası için malını harcayan herkese bu dünyada bunun karşılığını vermiş olsa hiçbiriniz böyle kimsenin malını sayamaz ve bu malı nereye koyacağını bilemez. Eğer harcadığının karşılığında yerine koyma, harcadığı ve verdiği şeyin türünden olursa bu böyledir. Fakat eğer yerine koyma, hem harcadığı şeyin türünden hem de başka türden olması mümkün olduğunda -örneğin kişiden ve onun yakınlarından çeşitli belâ ve sıkıntıları gidermesi, ona canının, dininin, sağlığının selâmette oluşu gibi sayılamayacak kadar çeşitli nimetler vermesi, bütün bu durumlar Allah rızası için harcadığı mallara karşılık olarak bir bedel ve yerine koyma demektir. Buna göre Cenâb-ı Hak ezeli ilminde rızası doğrultusunda onun harcayacağını bilince, esas olarak ona bahşettiği bu durumları onun harcadığının yerine koymuştur. Peygamber’den rivayet edilen şu hadis bu mânadadır: “Sıla-i rahim ömrü uzatır”. Zira Cenâb-ı Hak bu kişinin sıla-i rahim yapacağını ezeli ilmiyle bilmiş, buna göre esas kaderi bakımından onun ömrünü uzatmıştır. Şöyle ki eğer onun sıla-i rahim yapmayacağını bilmiş olsaydı ömrünü bundan daha kısa tutardı. Câbir b. Abdullah’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Her iyilik sadakadır”. Kişinin kendisi ve ailesi için veya ırzını korumak için harcadığı mal kendisi için sadakadır. Müminin Allah rızası için harcadığı her şeyin yerine yenisini koymayı Allah kefil olarak üstlenmiştir. Ancak günah yolunda veya bina yapmakta harcanan para hariçtir”. Yani ihtiyacı olmayan bina yapmakta.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلْ)

        Kök harfleri: k-v-l

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi sese dönüştürmek, telaffuz etmek ve bir fikri ifade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü sıradan sesten farklı olarak, belirli bir anlam, iddia ve maksat taşıyan organize edilmiş söz olduğunu ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'daki "kul" (de ki) emirlerinin, tebliğ edilen mesajın kaynağının bizzat Allah olduğunu vurgulayan mutlak bir vahiy bildirimi olduğunu belirtir. Bu ayette peygambere verilen emir, rızkın dağılımındaki ilahi yasayı ve Allah yolunda harcamanın (infak) metafiziksel sonucunu açıklayan teolojik bir kuralın ilanıdır.

        rabbî (رَبّ۪ي)

        Kök harfleri: r-b-b

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "bir şeye sahip olmak, onu korumak, beslemek ve kemale erişinceye kadar adım adım terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kelimesinin mutlak eğitici, gözetici ve ihtiyaçları karşılayıcı otorite olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki "Rabb" (efendi, ulu kişi) kelimeleriyle ortak kökene sahip olduğunu doğrular. Ayette "Rabbim" ifadesinin kullanılması, rızkı veren ve eksileni yerine koyan gücün soyut bir tanrı değil, kulunu doğrudan gözeten ve terbiye eden mutlak efendi (Rabb) olduğunu vurgular.

        yebsutu (يَبْسُطُ)

        Kök harfleri: b-s-t

        İbn Fâris, b-s-t kökünün "bir şeyi yaymak, açmak, genişletmek ve uzatmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızkın "best" edilmesini, Allah'ın bir kuluna imkanları, serveti ve geçim vasıtalarını bolca, genişçe ihsan etmesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki kullanımının rızkın dinamik yapısına işaret ettiğini belirtir; Allah rızkı durağan bir şekilde değil, kulları arasındaki ilahi bir hikmet ve denge çerçevesinde dilediği kimselere "yayarak" ve "genişleterek" (yebsutu) ihsan eder.

        er-rızka (الرِّزْقَ)

        Kök harfleri: r-z-k

        İbn Fâris, r-z-k kökünün "devamlılık arz eden, bedene ve ruha fayda sağlayan pay, nasip" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızık kavramının sadece yeme içme gibi fiziksel unsurlarla sınırlı olmadığını; dünyevi ve uhrevi her türlü ilahi bağışı kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da rızık kavramının, Allah ile varlık arasındaki varoluşsal "besleyen-beslenen" ilişkisinin en somut teolojik tezahürü olduğunu analiz eder.

        li-men (لِمَنْ)

        Kök harfleri: m-v-n (veya m-n edatı)

        Arapçada "kim ki, o kimse için" anlamına gelen bir ilgi zamiri ve edattır. Ayette rızkın kime genişletilip kime daraltılacağı konusundaki mutlak seçiciliğin bütünüyle ilahi iradeye ait olduğunu belirlemek üzere kullanılır.

        yeşâu (يَشَٓاءُ)

        Kök harfleri: ş-y-e

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün "istemek, irade etmek ve bir şeyin olmasını dilemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" (isteme) kavramının, Allah'ın bir şeyi belirli bir hikmete göre takdir edip varlığa çıkarmayı dilemesi olduğunu söyler.

        min (مِنْ)

        Arapçada "den/dan, -in içinden" anlamlarına gelen, bir bütünden bir parçayı (teb'îz) ifade eden harf-i cerdir.

        'ıbâdihî (عِبَادِهِ)

        Kök harfleri: a-b-d

        İbn Fâris, a-b-d kökünün temelinde "boyun eğmek, yumuşaklık ve itaat etmek" anlamının yattığını belirtir. Ayak basıla basıla düzleşmiş ve yumuşamış yola "tarîkun mu'abbad" denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ubudiyet (kulluk) kavramının insanın kendisini yaratan kudrete karşı duyduğu en üst düzeydeki tezellül, sevgi ve mutlak itaat hali olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik devriminde "abd" (kul) kavramının merkeziliğine dikkat çeker. Cahiliye toplumunda kabile şeflerine ve putlara duyulan parçalı itaat, Kur'an ile birlikte sadece Allah'a yöneltilmiş; evrendeki her insan "O'nun kulları" ('ıbâdihî) statüsünde eşitlenmiştir. Ayette rızkın genişletilmesi ve daraltılması bağlamında "insanlar" (nâs) yerine "kulları içinden" denmesi, rızık imtihanının O'nun otoritesine (rububiyetine) boyun eğmiş inananlar arasındaki özel bir teodise (ilahi adalet) meselesi olduğuna işaret eder.

        ve yakdiru (وَيَقْدِرُ)

        Kök harfleri: k-d-r

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "bir şeyin miktarını, ölçüsünü, sınırını belirlemek ve daraltmak" anlamına geldiğini belirtir. Gücü yetmek anlamının yanı sıra, bir şeyi "ölçülü ve kısıtlı vermek" manasını taşır. Râgıb el-İsfahânî, rızkın belirli bir hikmete binaen daraltılması, sınırlı tutulması ve ölçüye bağlanması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın dilediği kulu için rızkı genişletmesiyle (bast) daraltmasının (kadr) aynı cümlenin içinde, aynı ilahi iradenin iki farklı imtihan formu olarak zikredilmesinin, zenginliği mutlak bir ödül, fakirliği ise mutlak bir ceza gören yozlaşmış beşeri algıyı kökünden yıktığını belirtir.

        leh (لَهُ)

        Arapçada "onun için, ona" anlamına gelen harf-i cer ve zamir birleşimidir. Rızkı daraltılan kişinin de yine O'nun gözetiminde olan bir kul olduğunu vurgular.

        ve mâ (وَمَا)

        Arapçada şart bildiren "her ne ki, ne" anlamında bir edattır.

        enfaktum (أَنْفَقْتُمْ)

        Kök harfleri: n-f-k

        İbn Fâris, n-f-k kökünün "tükenmek, eksilmek, bir yerden girip başka bir yerden çıkıp gitmek" anlamlarına geldiğini belirtir. İki ucu açık tünele "nafak", ruhun bedenden çıkıp gitmesine (ölüme) "nefâk" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "infak" eyleminin malın kişinin elinden çıkıp gitmesi, harcanması olduğunu söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kur'an'daki ıstılahi (terimsel) anlamının son derece güçlü olduğunu belirtir. Kur'an, sıradan bir ekonomik harcamayı (israf/tüketim) değil; malın Allah'ın rızasını kazanmak, toplumsal adaleti sağlamak ve fakiri gözetmek amacıyla elden çıkarılmasını "infak" olarak yüceltmiştir.

        min (مِنْ)

        Arapçada "den/dan" anlamında harf-i cerdir.

        şey'in (شَيْءٍ)

        Kök harfleri: ş-y-e

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün "istemek, var olması dilenen nesne" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, var olan ve hakkında haber verilebilen en ufak varlığa bile şey dendiğini ifade eder. Ayette "mâ... min şey'in" (her ne şey/en ufak bir şey bile) kalıbıyla kullanılması, Allah yolunda harcanan miktarın maddi büyüklüğünün veya küçüklüğünün bir önemi olmadığını, zerre miktarındaki bir infakın bile ilahi sistemde karşılık bulacağını vurgular.

        fe-huve (فَهُوَ)

        Arapçada "işte O" anlamına gelen, vurgu ve kesinlik bildiren zamirdir.

        yuhlifuhu (يُخْلِفُهُ)

        Kök harfleri: h-l-f

        İbn Fâris, h-l-f kökünün "bir şeyin arkasından gelmek, gidenin veya eksilenin yerine geçmek, halef olmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihlâf" eyleminin zayi olan, kaybedilen veya harcanan bir değerin boşluğunu yeni ve eşdeğer (veya daha hayırlı) bir şeyle doldurmak olduğunu açıklar. Dücane Cündioğlu, kelimenin bu ayetteki kullanımının barındırdığı muazzam teolojik ve ekonomik paradoksu (ilahi ekonomiyi) analiz eder. Rasyonel ve seküler ekonomide harcanan mal (infak) "eksilen ve sırra kadem basan" bir değerdir. Ancak Kur'an, bu maddi eksilmenin Allah tarafından mutlaka "yerine konulacağı, telafi edileceği ve yenisinin lütfedileceği" (yuhlifuhu) garantisini vererek, cömertliği ontolojik bir güvence altına alır. Bu kelime, cimriliğin psikolojik kökeni olan "fakirlik korkusunu" parçalayan en güçlü ilahi taahhüttür.

        ve huve (وَهُوَ)

        Arapçada "ve O" anlamına gelen zamirdir.

        hayru (خَيْرُ)

        Kök harfleri: h-y-r

        İbn Fâris, h-y-r kökünün "fayda sağlayan, iyiliğe meyledilen ve şerrin zıddı olan şey" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kelimesinin akıl ve fıtrat tarafından arzulanan, mutlak fayda ve üstünlük barındıran durum olduğunu kaydeder. İsm-i tafdil (en iyi, en üstün) manasında kullanılarak kıyas kabul etmez bir üstünlüğü ifade eder.

        er-râzikîne (الرَّازِقِينَ)

        Kök harfleri: r-z-k

        İbn Fâris, r-z-k kökünün rızık ve nasip verenler anlamını yineler. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki Pehlevice veya Süryanice tartışmalarını aktarsa da, Allah'ın mutlak rızık verici (Rezzak/Râzık) olduğu inancının Sami teolojisinde çok köklü olduğunu doğrular. Gabriel Said Reynolds, "hayrur-râzikîn" (rızık verenlerin en hayırlısı) şeklindeki kıyaslamalı tamlamanın retorik işlevine dikkat çeker. Dünyada insanlar (işverenler, krallar, muktedirler) birbirlerine rızık veya maaş veriyor gibi görünebilirler; ancak bu zahiri bir yanılsamadır. Ayet, mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu hatırlatarak, yeryüzündeki tüm sahte ekonomik hiyerarşileri (rızık verenleri) silip süpürür ve Allah'ı "rızık verenlerin en mutlağı ve en iyisi" olarak ilan eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X