وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sebe' Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mükafat, sebe 38, evlat, servet, salih amel, sebe suresi 38. ayet, yakınlık, sebe suresi, ayet, azap
-
"Ayetlerimizi etkisiz kılmak üzere çaba gösterenler ise azabın içine bırakılacaklardır.”
Âyetlerimizi etkisiz kılmak üzere çaba gösterenler. Yani âyetlerimizi etkisiz yapacak kimselerin çabası gibi çaba gösterenler. Yoksa onlar zaten bu çabalarıyla âyetleri etkisiz kılamayacaklarını ve buna güç yetiremeyeceklerini biliyorlardı. Fakat âyet bizim belirttiğimiz şu mânadadır: Onlar âyetlerimizi etkisizleştirecek kimselerin çabası gibi çaba göstermektedirler. Etkisizleştiremeyecek kimsenin çabası gibi değil. Şu İlâhî beyan da bu mânadadır: “Yoksa kötülük yapan o kişiler bizden kaçıp kurtulabileceklerini mi sandılar?”. Yani onlar kaçıp kurtulacağını sanan kimseler gibi davranmaktadırlar. Kaçıp kurtulamayacak kimse gibi değil. Yine bu durum şu İlâhî beyanda bildirildiği gibi dir: “Akıllarınca Allahı aldatmaya kalkışıyorlar”. Allah’ın aldatılmasının mümkün olmadığını bildiği için hiç kimse Allah’ı aldatmaya kalkışmaz. Fakat sanki O şöyle buyurmaktadır: Allah’ı aldatan kimse gibi davranıyorlar. Yoksa aldatılmasının mümkün olmadığını bildiği kimseye karşı davranışı gibi değil. Bu beyan da bunlar gibidir. En doğrusunu Allah bilir. Âyetlerimizi. Onların çabası âyetlere karşıydı: Ya Allah’ın birliğine ilişkin âyetler veya nimete ilişkin âyetler yahut nübüvvete dair âyetler. Bu çabalarının sebebi bunlara ilişkin külfeti, bunları kabul etme ve bunlara göre davranma zorunluluğunu kendilerinden kaldırmaktı. İşte bunlar azap içinde bırakılacaklardır.
Yorumu Yorumla
-
yes'avne (يَسْعَوْنَ)
Kök harfleri: s-a-y
İbn Fâris, s-a-y kökünün "hızlıca yürümek, koşmak, bir işi başarmak için çaba sarf etmek ve çalışmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sa'y" kavramını normal yürüyüşten daha hızlı, ancak tam bir koşu olmayan tempolu ve maksatlı yürüyüş olarak tanımlar; mecazi anlamda kişinin iyi veya kötü bir hedef uğruna aktif olarak bedensel ve zihinsel mesai harcamasıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin barındırdığı dinamizme dikkat çeker. İnkarcıların (mütreflerin) vahye karşı tutumları pasif bir ilgisizlik veya durağan bir inançsızlık değildir; onlar, ilahi mesajı boşa çıkarmak için bütün siyasi ve ekonomik güçlerini seferber ederek aktif, sistemli ve enerjik bir "çaba/operasyon" (sa'y) içindedirler.
âyâtinâ (اٰيَاتِنَا)
Kök harfleri: e-y-y
İbn Fâris, e-y-y kökünün "bir şeye işaret eden alamet, iz, nişan ve apaçık kanıt" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin duyularla algılanan ve kişiyi duyuların ötesindeki görünmeyen (gaybî) hakikate ulaştıran araç olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice veya Aramice "âthâ" (işaret/mucize) sözcüğüyle etimolojik akrabalığına işaret etse de, Kur'an'ın bu kelimeyi doğrudan ilahi mesajın (vahyin) her bir cümlesini ve kozmik delillerini tanımlayan temel bir terim haline getirdiğini doğrular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde âyet kelimesinin işlevini analiz eder. İnkarcıların "koşturarak/çabalayarak" (yes'avne) karşı durdukları şey, sadece okunan metinler değil; o metinlerin temsil ettiği, kendi statükolarını tehdit eden o muazzam ontolojik ve ahlaki "işaretler" sistemidir.
mu'âcizîne (مُعَاجِزِينَ)
Kök harfleri: a-c-z
İbn Fâris, a-c-z kökünün temelinde "gücün ve kudretin zıddı olan zayıflık, yetersizlik ve bir şeyin geri/arka kısmı" anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "acz" kavramının bir şeyi yapmaya güç yetirememek olduğunu açıklar. Ayette kelimenin kullanıldığı "mu'âceze" kalıbı (müfaale babı), iki tarafın birbirini aciz bırakmaya çalışması, yarışması ve birinin diğerini atlatarak elinden kaçması anlamına gelir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kelime ağında bu kavramın müşriklerin psikolojik ve taktiksel kibrini kusursuzca yansıttığını analiz eder. Müşrikler, siyasi propagandalarıyla ve güçleriyle Allah'ın elçisini ve ayetlerini "aciz bırakabileceklerini, başarısızlığa uğratıp ilahi iradeyi atlatabileceklerini" zannetmektedirler. Dücane Cündioğlu, kelimedeki bu eylemin barındırdığı ironiye (poetik adalete) dikkat çeker; ilahi ayetleri "aciz bırakmaya" (mu'âcizîn) yeltenen bu elitler, ayetin sonunda bizzat kendileri en mutlak çaresizliğin (acziyetin) içine düşeceklerdir.
ulâike (اُو۬لٰٓئِكَ)
Kök harfleri: u-l-a (işaret ismi)
İbn Fâris, uzaktaki çoğul varlıkları veya kimseleri işaret etmek için kullanılan "şunlar, onlar" anlamında bir kelime olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "ulâike" (işte onlar) işaret zamirinin kullanımındaki retorik mesafeye vurgu yapar. Allah'ın ayetlerini boşa çıkarmaya çalışanlar, bu işaret zamiriyle ilahi rahmetten ve muhatap alınma şerefinden tamamen "uzaklaştırılarak" kategorik bir biçimde mimlenmiş ve yaklaşan yargılamanın yegane hedefi olarak tecrit edilmişlerdir.
el-'azâbi (الْعَذَابِ)
Kök harfleri: a-z-b
İbn Fâris, a-z-b kökünün kökeninde "alıkoymak, engellemek, men etmek ve durdurmak" anlamının yattığını belirtir. Kişiyi hayatın konforundan, huzurdan ve serbestiyetten alıkoyduğu, onu kısıtladığı için elem verici cezaya "azap" dendiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, azabın insana şiddetli elem veren fiziksel ve ruhsal acı olduğunu kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin ayetteki bağlamının, dünyada Allah'ın ayetlerine karşı küstahça bir "özgürlük ve dokunulmazlık" vehmiyle hareket edenlerin, eskatolojik (ahirete dair) planda karşılaşacakları o mutlak ve kaçınılmaz bedeli temsil ettiğini belirtir.
muhdarûne (مُحْضَرُونَ)
Kök harfleri: h-d-r
İbn Fâris, h-d-r kökünün "mevcut olmak, görünmek, bir yerde bizzat bulunmak" anlamına geldiğini ve yokluğun/gizliliğin (gayb) zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "huzur" kelimesinin kişinin bedenen veya zihnen bir yerde hazır bulunması olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı (muhdarûn), fiilin meçhul (edilgen) formundan türetilmiş bir ism-i mef'uldür; kendi isteğiyle gelmek değil, yaka paça, zorla ve kaçmasına zerre kadar imkan tanınmadan "huzura getirilmek, dikilmek ve hapsedilmek" anlamına gelir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin başı ile sonu arasındaki o muazzam teolojik ve eylemsel tezatlığı (kontrastı) tahlil eder. Dünyadayken kibirle, devasa bir hareket alanı içinde sağa sola "koşturan, çabalayan" (yes'avne) ve ilahi iradeyi atlatacağını sanan o elitler; ahirette bütün hareket kabiliyetlerini (failliklerini) yitirerek boyunlarından tutulup azabın içine zorla "getirilen/tıkılan" (muhdarûn) pasif ve çaresiz mahkumlara dönüşmüşlerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla